KARIŞIK

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Otman Baba Türbesi

Otman Baba Türbesi

 Ehl-i Beyt Konulu Duvar Resimleri


16. yüzyılda bina edilen büyük türbelerden ilki olan Otman Baba Türbesi, Haskova yöresi Teketo Köyü’ndedir. Türbede, Alevî-Bektaşî zümrelerince kutupların kutbu kabul edilen Kalenderî şeyhi Otman Baba’nın (ö. 883/1478) mezarı bulunmaktadır. Otman Baba, Balkanlar’da 15. yüzyıl Kalenderîliğine damgasını vurmuş, etkisi sonraki dönemlerde devam etmiştir. 16. yüzyılda Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî bağlamında şiirler söyleyen Muhyiddin Abdal onu “ululardan ulu, yedi iklim dört köşeye, arşa kürse tolu” bir şahsiyet olarak tanıtır. Otman Baba’nın halifesi Akyazılı Sultan’dan sonra kutbiyyet makamına geçtiğine inanılan Demir Baba’nın abdalları Otman Baba’ya saygı duymuşlar, sık sık türbesini ziyaret etmişler ve bu ziyaretin en büyük kerem olduğunu ifade etmişlerdir.

Otman Baba Türbesi II. Bayezid (1418-1512) zamanında inşa edilmiştir. Evliya Çelebi’nin aktardığı kitabesine göre türbe 912/1507 yılında bina edilmiştir. Bu türbede iki sembolik mezar mevcuttur. Bir inanca göre bu sembolik mezarlar Hz. Ali’nin oğullarına, başka bir rivayete göre Otman Baba’nın kendi oğulları olan Hasan ve Hüseyin’e aittir (resim 1). 
 
resim 1: Hasan ve Hüseyin Türbesi
İki mezarın ortak bir mezar taşı vardır (resim 2). Üzerinde herhangi bir isim bulunmayan mezar taşında 1193/1779-80 tarihi okunabilmiştir.
resim: 2 Hasan ve Hüseyin'in sandukası

Türbede Ehlibeyt, Oniki İmam ve Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmesi olmak üzere üç duvar resmi mevcuttur. Resimler amatör ressam Hasköylü Aleksandır Rosenov Terziev tarafından yapılmıştır. Hıristiyan olan Aleksandır resimleri 1993 yılında, rüyasında Otman Baba’dan uzun ömürlü olacağına dair müjde alan arkadaşı Şenol’un türbeye hayır yapmak istemesi üzerine çizmiştir.
resim 3: Oniki İmam

Ressam ilk önce Oniki İmam konulu sahneyi çizmiştir (resim 3). İmamlar bir sırada dizili, karşıya bakarak oturmuş olarak çizilmiştir. Merkezî konumda olan İmam Ali tasvirinin altında Türkçe Oniki İmam yazılıdır. Bu yazının altında resimdeki diğer İmamların isimleri yazılıdır. Onikinci İmam’ın ismi yoktur. İmam Mehdi resimde İmam Ali tasvirinin arkasında bulunan nurun arasında ikinci planda çizilmiştir. Bazı İmamların ismi yanlış yazılmıştır. Resmin üstündeki Arapça yazı taklit olduğundan okunamamaktadır.
resim 4: Pence-i Âl-i Abâ

Ressam daha sonra Ehl-i Beyt konulu resmi çizmiştir (resim 4). Bu sahnede Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve oğulları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin olmak üzere Âl-i Abâ çizilmiştir. Arka planda Cebrail bulunmaktadır. Resmin altında Türkçe “Pence-i Âl-i Abâ: Muhammed, Ali, Fatime, Hasan, Hüseyin –arkadaki melek Cibal-i Emin’i temsil eder” yazılıdır.
resim 5: Hz. Ali portresi
Otman Baba Türbesi’nde ayrıca beş adet tablo bulunmaktadır. Hz. Ali’yi tasvir eden tablo (resim 5) 90x120 cm olup altında Türkçe “Hazret-i Ali’nin resmi. Oldu seyfinde anın din-i Muhammed aşikâr. La fetâ illa la Seyfe illa Zülfikâr” yazılıdır.

Ertuğrul Ertekin
_________________
kaynak: Lyubomir Mikov, Bulgaristan'da Alevi-Bektaşi Kültürü, İstanbul 2008; Haşim Şahin,Otman Baba”.

İmam Ali (as) Pınarı Ziyaretgâhı

 İmam Ali (as) Pınarı Ziyaretgâhı

Deyr ez-Zur..SURİYE

İMAMZADE ŞAH ZEYD TÜRBESİ

İMAMZADE ŞAH ZEYD TÜRBESİ

İSFAHAN

22 Mayıs 2016 Pazar

Seyyid Emir-I Külal Hz. (1284-1370)Özbekistan

Seyyid Emir-I Külal Hz. (1284-1370)özbekistan





683 (1284) yılında Buhara’nın Sûhârî köyünde doğdu. Bütün hayatını orada ve Buhara’nın diğer bazı köylerinde geçirdi; dolayısıyla onun, Hâcegân’ın “sefer der-vatan” prensibine sadık kaldığı söylenebilir. Babasının adı Emîr Hamza olup kendisinin asıl adı bilinmemektedir. “Emîr” lakabı Hazret-i Peygamber’in neslinden olduğuna, Buhara’nın Farsça (veya Tacikçe) lehçesinde “çömlekçi” mânasına gelen “Külâl” kelimesi ise mesleğine işaret eder. Çömlekçi demek… Çömlek yapardı çünkü, çömlek satardı. Neden?.. Helâlinden yemek için, baska geliri olsa bile helâlinden kazanmak için… Emîr Külâl Hazretleri, Muhammed Bâbâ Semmâsî’nin talebesi ve Behâeddîn-i Buhârî Nakşibend Hazretleri’nin hocasıdır.
Emîr Külâl Hazretleri’nin boyu uzun, kolları geniş ve uzunca idi. Kaşları çatık, rengi esmer, sakalının pek az beyazı vardı. Çok mütevazı ve mahviyetkârdı. İ’tirâz ve inâd bilmezdi. Gençliğinde pehlivandı. Şeriat, tarikat ve ma’rifeti nefsinde cem’etmişti. Ana rahmindeyken, annesi şüpheli bir lokma yediği zaman Emîr Külâl Hazretleri, deprenerek ikaz edermiş.
Emîr Külâl gençliğinde, Buharalılar’ın güreşi bid’at saymalarına, özellikle kendisi gibi bir seyyide yakıştıramamalarına rağmen güreşmeyi çok seviyordu. Rivayete göre bir gün Râmîten köyünde güreşirken Hâcegân silsilesi büyüklerinden Muhammed Baba Semmâsî’nin yolu oraya düşmüş ve güreşçileri uzun uzun seyrederken maiyetindekilerden birinin bu duruma hayret ettiğini sezince, “Bu güreş alanında sohbeti bir hayli insanı kemale erdirecek biri var, ben onu seyrediyor ve onu avlamak istiyorum” demiş, bir müddet gözlerini Emîr Külâl’e dikmiş, sonra da yoluna devam etmiştir. Bunun üzerine Emîr Külâl derhal güreşi bırakıp şeyhi evine kadar takip etmiş ve Semmâsî onu manevî evlât olarak kabul etmiş, kendisine tarikat âdabını öğretmiştir. Bu olaydan sonra Emîr Külâl yirmi yıl kadar Semmâsî’nin halkasına devam etti. Şeyhinin yanına gitmek için her pazartesi ve perşembe günü Sûhârî köyü ile Semmâs köyü arasındaki mesafeyi zikir yaparak katederdi. Onun manevî yetiştiricileri arasında, o dönemde Hâcegân’la içice bulunan Yesevî tarikatından Seyyid Ata’yı da zikretmek gerekir.
Kemale ulaştıktan sonra Emîr Külâl, Semmâsî’nin daha bebekken manevî evlât olarak kabul ettiği Bahâeddin Nakşibend’in tasavvufî terbiyesiyle görevlendirildi. Mevcut kaynaklardan bu terbiyenin merhalelerini takip etmek pek mümkün değildir. Ancak Fahreddin Ali’nin kaydettiğine göre bu vazifeyle görevlendirildikten bir süre sonra Emîr Külâl, Sûhârî’de yapılan bir camiye tuğla taşımakta olan Hâce Bahâeddin’i çağırıp, “Ruhaniyetinin kuşu beşeriyet yumurtasından çıktı” diyerek ona sülûkünü tamamladığını bildirmiştir. Şâh-ı Nakşıbend KS yetiştiğinde: “Oğlum Bahâeddin, göğsümde ne varsa sana aktardım. İsti’dâdın yüksektir. Var ulu kişi ara, me’zûnsun.” buyurdular. Hâce Bahâeddin, Emîr Külâl’in halkasından ayrıldıktan sonra başka şeyhlerden de faydalanmış olmakla birlikte Emîr Külâl onun ilk ve en önemli mürşididir. Nitekim Abdurrahman-ı Câmî, Bahâeddin’in “nisbet-i sohbet taallüm-i âdâb-ı sülük ve telkîn-i zikri’nin Semmâsî’den olduğunu vurgular.
Emîr Külâl’in Timur’un mürşidi olduğu veya ona müsbet baktığı yolundaki rivayetler sağlam bir kaynaktan gelmeyip sadece Timur’a atfedilen sıhhati şüpheli hâtıralara dayanmaktadır. Torununun oğlu Mevlânâ Şehâbeddin, Emîr Külâl’in Timur için dua etmekten çekindiğini ve onu Semerkant’ta ziyaret etmeyi reddettiğini söyler. Bazı araştırmacılar, bir müddet Timur’un yanında kalan ve daha sonra Şehr-i Şebz’de vefat edip oraya defnedilen Şemseddin Külâl’in, Emîr Külâl ile aynı kişi olduğunu sanmışlardır. Bu hataya düşenlerden biri de meşhur Rus şarkiyatçısı Barthold’dur. Öte yandan Ni’metullâhiyye tarikatının kurucusu Şah Ni’metullah Velî’nin menâkıbnâmesinde ifade edildiğine göre bu zat, Emîr Külâl’in Timur nezdindeki bir teşebbüsü sonucu Mâverâünnehir’den sürülmüştür. Ancak başka kaynaklarda teyit edilmeyen bu iddiayı ihtiyatla karşılamak gerekir.
Emîr Külâl Hazretleri’nin dört oğlu ve dört halifesi vardı. Oğullarından Emîr Burhân’ın yetiştirilmesini, en başta gelen talebesi ve halîfesi Şâh-ı Nakşıbend Muhammed Behâeddîn-i Buhârî’ye havâle etti. Şâh-ı Nakşıbend Hazretleri’nin yanına verirken: “İşte sana taze bir delikanlı. Bunu kendi yetiştiğin gibi yetiştir ve hakikatlere eriştir ki senin bu işte rüsûhunu görelim.” buyurdular. Hakîkaten de öyle oldu. Emîr Burhân hakkında, “Bu oğlum hakîkatte burhânımız, tarîkatte huccetimizdir.” iltifatına mazhar kılmışlardır. Diğer oğlu Emîr Şâh’ı, Şeyh Yâdigâr’a, Emîr Hamzâ’yı Mevlânâ Ârif Dehdigerânî’ye, Emîr Ömer’i de, Mevlânâ Cemâleddîn Dihestânî’ye yetiştirilmeleri için havâle etmişti. Oğullarına; “Hanginiz, Allah-u Teàlâ’nın kullarına hizmet etmek için benim vekîlim olur?” buyurdu. Oğulları; “Ey yakîn yolunun rehberi, biz buna nasıl güç yetirebiliriz? Fakat kim bu işi kabûl ederse, biz onun hizmetine girelim.” dediler. Oğulları böyle deyince, Emîr Külâl Hazretleri başını eğip, murâkabeye daldı. Bir müddet sonra başını kaldırdı. “Büyüklerin rûhâniyeti, Emîr Hamza’nın bu işi kabûl etmesini işâret buyurdular.” dedi. Emîr Hamza, kabûllenemeyeceğini arz etti ise de; “Bunu kabûl etmekten başka çâre göremiyorum. Kabûl edeceksin, bu iş bizim elimizde değildir. Sen de biliyorsun.” buyurdu.
Bundan sonra Emîr Külâl talebelerinden ayrılıp, husûsî odasına geçti. Üç gün, üç gece dışarı çıkmadı. Sonra dışarı çıktı. Meclisinde toplananlar, neden üç gündür dışarı çıkmadığını sordular. Buyurdu ki: “Üç geceden beri, benim ve talebelerimin hâli nasıl olur? diye düşünüyordum. Gaybden kulağıma bir ses geldi. Şöyle deniliyordu: “Ey Emîr Külâl! Kıyâmet gününde seni, senin talebelerini, dostlarını, sizin mutfağınızdan uçan bir sineğin üzerine konduğu kimseleri bile affettim.” Allah-u Teàlâ, fadlından ve kereminden ihsân etti” dedi.
Emîr Külâl 8 Cemâziyelevvel 772 (28 Kasım 1370) tarihinde, doğduğu köyde vefat etti ve orada defnedildi. Türbesi kısa zamanda ziyaretgâh haline geldi. Orada türbedarlık yapan soyu kurulan vakıflardan sağlanan gelirler, yapılan bağışlar ve hediyelerle geçindiler. Zamanla köyün asıl adı unutularak Mîr Külâl diye tanınmaya başlandı.

MÂLİK–İ EJDER (ECDER) TÜRBESİ (MERKEZ SUR İLÇESİ)

MÂLİK–İ EJDER (ECDER) TÜRBESİ 

(MERKEZ SUR İLÇESİ)

Merkez Sur İlçesi, Balıkçılarbaşı Semti Aşefçiler Sokağında, Diyarbakır’ın fethine katılan sahâbelerden Mâlik b. el-Haris el-Eşter’in[1]medfûn olduğu söylenen bir türbe bulunmaktadır.
Mâlik el-Eşter (r.a.), Diyarbakır’ın fethine katılan sahâbelerdendir. İyâz b. Ganm (r.a.), onu, Diyarbakır’a öncü kuvvet olarak göndermiş sonra kendisi arkasından Diyarbakır’ın fethine katılmıştır. Fakat Mâlik b. el-Eşter’in (r.a.) fetih sırasında şehid olmadığı, aksine fetihten sonra Diyarbakır’dan ayrıldığı bilinmektedir. Ayrıca Mâlik b. el-Eşter (r.a.)’ın, Hz. Ali (r.a.) tarafından 36/657 yılında Cezire ve Diyarbakır valiliğine tayin edildiği daha sonra Mısır’a gönderildiği ve oraya ulaşamadan Mısır yolu üzerindeki Kulzum’da 38/658 vefat ettiği rivayeti[2] göz önünde bulundurulduğunda burada bulunan türbe “Mâlik” isimli başka bir kişiye veya Mâlik b. el-Eşter (r.a.)’in neslinden birine ait olabilir. Bu konuda,  Ebubekir Feyzi, Hülasa-i Ahvali’l-Buldan fi memâlik -i Devlet-i Al-i Osman adlı eserinde burada medfûn sahabenin ismini Mâlik Azur olarak vermektedir.[3] 1316/1898 tarihli Salnâme-i Diyarbekir’de ise bu türbede medfûn kişinin ismi, “Mâlik -i Ecder” olarak zikredilmektedir.[4] Günümüzde kullanıldığı şekliyle “Mâlik -i Ejder” isminin, “Mâlik -i Ecder” isminin, telaffuz kolaylığı nedeniyle bozulmuş hali olduğu anlaşılmaktadır.
Mâlik -i Ecder Türbesi’ni Nakip Efendi'nin yaptırdığı bilinmektedir. Türbe 3x3 m. ebadında küp şeklinde olup siyah taştan yapılmıştır.[5] Fakat günümüzde dış duvarlar son dönem çinileri ile kaplandığı için tarihi özelliği kaybolmuştur. Türbe, Vakıflar Genel Müdürlüğü veritabanında “Melik Eşter Türbesi” adı ve 21.00.01/063 envanter numarası ile “Türkiye Kültür Mirasları” arasında kayıtlıdır.[6] 
                
[1]     Mâlik b. el-Haris Yermük savaşında (13/634)  bir gözünü kaybettiği için kendisine “göz kapağı ters çevrilmiş” anlamına gelen “el-Eşter” denilmeye başlanmış ve zamanla bu lakapla meşhur olmuştur. Abdülkerim Özaydın, “Eşter”, DİA, XI, İstanbul 1995,  486.
[2]     Diyarbakır Salnâmeleri, IV, 77; Beysanoğlu, Anıtları ve Kitabeleri İle Diyarbakır Tarihi, I, 162; Azimli, “İlk İslam Fetihleri Bağlamında Diyarbakır’ın Fethine Katılan Sahâbelerle İlgili Bazı Mülahazalar”, s. 819–834.
[3]     Üçler Bulduk, “Hülasa-i Ahvali’l-Buldan’a Göre 19. Yüzyılda Diyarbakır Şehri”, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır, I, 191.
[4]     Diyarbakır Salnâmeleri, IV, 209371.
[5]     Yaşar Kalafat, “Diyarbakır’da Ulu Kabirler: Diyanet İşleri Başkanlığı Arşiv Kayıtlarına Göre, I.Uluslararası Oğuzlardan Osmanlıya Diyarbakır Sempozyumu Bildiriler, Diyarbakır 2004,  s. 814.


alıntıdır..

http://diyarbakirmuftulugu.gov.tr/sahabeKabirTurbeleriDetay.asp?id=1