KARIŞIK

13 Mart 2016 Pazar

ŞEYH MUKBİL BABA..denizli

ŞEYH MUKBİL BABA..denizli..denizli


Şimdiki Örenkaya (Maçil Köyü) Kasabasının kuruluşu Şeyh Mukbil Baba ile başlamıştır. Mukbil Baba’nın bir zaviyesinin olduğu burada önderlik yaptığı anlamına gelmektedir. Mukbil Baba ile bildiklerimiz sadece rivayetlere dayanmakta olup onun burada toplumsal düzeni sağlamak ve halkın dini eğitimlerinin verilmesi amacıyla görevlendirilmiş olabileceğini tahmin etmekteyiz. Yöre halkının ifadesi ile Mukbil Dede’nin mezarı kasaba içersinde yeralmakta olup yakın dönemde tamirat geçirmiştir. Eskiden yağmur dualarına da çıkıldığı anlatılmaktadır. Mübarek sayılan günlerde mezar ziyaret edilerek dua edilmektedir.

[1] Mangır, yalancı altın. TDK,Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
[2] EV.13609 numaralı ve H.1266/M.1852 tarihli, 13904 numaralı ve H.1275/M.1860 tarihli defter kayıtlarına göre  köyün ismi Maçil olup Şyh Mukbil (Müfil) Dede zaviyesi mevcuttur.Zaviyenin mütevellisi Halil olup yıllık geliri ise 90 akçedir.
[3] Osmanlı Arşivi, Afyon Kütüğü c.1, Syf.419
[4] H.1302-1121 yılı Avarız Defteri kayıtlarına göre Meymun’un köy nüfusu 15 kişidir.Aynı defterin M.1623 yılı kayıtlarına göre ise gerçek hane sayısı 7 olup nüfusu ise 35 kişidir. Meymun köyü yılanların istilası sebebiyle boşaltılarak şimdiki Örenkaya Kasabası meydana gelmiştir.
[5] H.1032/M.1623 yılına ait Avarız Defteri kayıtlarında Kurman/Kumarı isimli köy nüfusunun 20 kişi olduğu kayıtlıdır.

ERAĞIL(EROĞUL) DEDE ZİYARETGAHI..denizli

ERAĞIL(EROĞUL) DEDE ZİYARETGAHI..denizli



Menteş kasabası erenlerinden birisi de yöre halkı tarafından Er-ağıl, Er-oğlu yada Otluk dede olarak adlandırılan ziyaretgahtır. Er-Ağıl ziyaretgahının ünü geniş bir çevrede yayılmıştır. Sadece Afyonkarahisar değil, Denizli ilinde de bilinen bir ziyaretgahtır.
Er-Ağıl Dede Kimdir: Er-Ağıl Dede’nin kimliği hakkında somut bir belge bulunmamakta olup kişiliği ile ilgili bilgiler rivayetlere dayanmaktadır. Bölgenin fethinden sonra burasının güvenliği için görevlendirildiği sanılmaktadır.
Er-Ağıl Ziyaretgahı: Er-Ağıl Dede ziyaretgahı Akdağ’ın Yellibel ve Kıraç mevkilerinde bulunkata olup Kıraç’ın üst kısmında yer almaktadır. Yöre halkı tarafından Dedeli orman olarak da denilen yerdedir. Sade bir mezar olup etrafı korucu özelliği olduğuna inanılan ve bölgede sadece burada olduğu bilinen daire şeklinde bir çeşit ağaçlarla kaplıdır.
Er-Ağıl Dede Menkıbeleri :  Er-Ağıl Dede ziyaretgahında bulunan ağaçların koruyucu özelliği olduğuna inan yöre halkı , ziyaretgahtan ağaç kesmenin uğursuzluk getireceğine inanmaktadır. Bu sebeple asla ağaç kesilip oradan dışarıya çıkarılmaz.
Bir kaynakta şu ifadelere yer verilmektedir[1].
“-Biz yörüğüz. Yukarı Düzbel’den buraya 1994 yılında geldik.Koyun ve Keçi sürülerimiz var.Erağıl’ın üstünde yelli bel vardır.Kıraç’ın üstünde.Biz oraya yaylaya çıkarız. Yaylaya çıkınca çadırımızı kurar ve ilk olarak bir heybeye kuzu atarız. Erağıl Dede’nin mezarına kan akıtırız.Orada daire şeklinde gök bir ağaç vardır.Bu ağaçtan yörede tek burada var. Aynı ağaç türünden birde Yemen’de varımış. Kestiğimiz adağın sadece ciğerini bu ağaca takar, gerisini dağıtırız. Hayvanın ciğerine sinek dahi konmadan kurur gider. Bu ağaçların zehirli olduğu söyleniyor. O ağacın dalını kesip eve getirdin mi asla kurumaz.Ne kadar beklerse beklesin sararıp solmaz. O ağacın dalından kesmek uğursuzluk getirirmiş. Çobanın birisi çoban değneği kesmek için oraya gitmiş. O gün çobanı uyutmamışlar. Sabaha kadar çadırını taşlamışlar. Bizim bir Kara Hüseyin vardı. Hüseyin ağa’da değnek kesip geldi. Gece pat bir taş. O da filinta mavzeri alıp taş atanı aramaya durdu. Taş üstüne taş attılar sabaha kadar. Taş atan ise görünmüyor usandık. Dah sonra,
-“Ülen oğlum siz Erağıl’ına gittiniz mi diye sordular. Kara Hüseyin oradan değnek kesip geldiğini söyledi. O zaman yaşlılar,
“-O zaman gidin, o değneği oraya atın gelin.” Dediler. Ondan sonra taş atılmaları kesildi.
“-Bizim köyden birisi koca kapının üstünü örtmek için Erağıl Dede’den ardıç ağacı kesip geldi. Ağacı getirdiği öküzlerden birisi öüverdi. Telrar ağacı geri götürüp yerine bırakıp geldi.”[2]
“-Hafız Mehmet dayı bağa dam yapmak için Erağıl Dede’den ağaç kesip getiriyor. Bağ evi yıkılıyor. Aynı ağaçları köye getirip evinde kullanıyor bu seferde evi yanıyor. Dalları geri götürüp yerine bırakıyor.”
Geyiğin birisi Erağıl’ın içinde buzulamış. Erağıl’ın içi ormanlıktır. Menteş kasabasından Halil Hoca isimli bir avcı bunu görmüş. Oraya giderek geyiği vurmak istemiş. Pusuya yatıp beklerken geyik gelip Halil Hocanın önezesine durmuş. Tam vuracağı sırada geyik bağırmaya başlamış. Geyiğin buzağısı gelip emmeye durmuş. Avcı Halil Hoca yine tam vuracakken değişik giyimli bir kadın elinde bakraçla çıkagelmiş. Geyiği sağmaya durmuş. Kadın geyiği sağarken geyik kadını tepmiş. Canı yanan kadın,
“-Nahi geyik avcı elinden git! Diyerek beddua etmiş ve gözden kaybolup gitmiş. Avcı Halil Hoca basmış tetiğe geyiği vurmuş. Avcı Halil Hoca geyiği vurunca kolları da  dirseklerinden düşmüş tutmaz olmuş. O adam ömrü boyunca bir daha  kollarını kullanamamış.
Bir başka kaynak kişi ise Er-Ağıl dedenin savaş zamanlarında askerlerime top atarak yardım ettiğini söylerek konuyla ilgili şunları söylemektedir[3];
Birinci cihan harbi sırasında, anam, babası, dedem orada yayladaymışlar.O savaşta üç-beş defa top mermisi kalkmış buradan. Kızararak Çanakkale’ye doğru gitmiş. Yani topun ilk kalktığı yer burasıymış.
Er-Ağıl Dede’ye atfedilen doğa üstü güçler sayesinde hem Sandıklı’da hemde Denizli ilçelerinde onun büyük saygı görmesine neden olmaktadır.   Kurtuluş savaşında düşman ordusunun buraya kadar ilerleyerek Dedeli ormanda ağaçların saldırına uğradıkları ve buradan ileriye geçemedikleri anlatılmaktadır.
Er-Ağıl Dede ile ilgili Halk İnançları: Yöre halkı tarafından genellikle, Temmuz, Ağostos, Eylül  aylarında ziyaret edilerek adaklar kesilmektedir.
Halk nazarında doğa üstü güçleri olduğu
na inanılmaktadır. Bu sebeple Er-Ağıl’ın yakınına varanlar, orada yaylaya çıkanların mutlaka kurban kesip mezara kan akıtmaları gerektiğine inanılmaktadır. Kurban kesilmediği takdirde rahat verilmediği inancı hakimdir. Erağıl’ın içersinde hayvan otlatılmaz. Şayet burada hayvan otlatılır yada içersine koyun keçi girdi mi hayvanın delireceğine yada öleceğine inanılmakta olup burada kesinlikle hayvan otlatılmaz.
Akdağ’ın Denizli ilinde bakan tarafında bulunan yerleşim yerlerinin burada yağmur duasına çıktıkları söylenmektedir[4].
Menteş yöresi Erağıl dede’nin koruması altında olduklarına inanmakta olup bu sebeple topraklarında sel, deprem gibi doğal afetlrin olmayışını da buna bağlamaktadırlar[5].
Burada kesilen adağın sadece çiğerleri ziyaretgahta bulunan ve zehirli olduğuna inanılan ağaca takılır. Ciğerlerin bir tek sinek bile konmadan burada kuruduğu anlatılmaktadır. Adağın diğer kısımları pişirilerek özellikle fakirlere ve çocuklara dağıtılır. Ayrıca ziyaretgahın yanında bulunan ağaçlara bez bağlandığı da görülmektedir. Burasını ziyaret edenler iki rekat namaz kılarak dua ederler.
Çocuğu olmayan ve özellikle erkek çocuk isteyenler tarafından da ziyaret edilmektedir. Erkek çocuk yani er çocuk için hacet dilemekten olsa gerektir ki ziyaretgaha yöre halkı tarafından Er-oğul denilmiş ve bu kelime zamanla Er- Ağıl şekline dönüşmüş olabilir[6].
Çocuğu olmayan kadınlar burasını ziyaret ederek iki rekat namaz kılarlar. Daha sonra burada salıncak ve beşik kurulur. Boş olan salıncak ve beşiğin çocukla doldurulması için Er-Ağıl Dede aracı kılınarak hacet dilenir.


[1] K.K.Gümüşsu köyünden Halil Uğur,
[2] K.K. Karabedirler Köyünden, Emin TORTUM
[3] K.K. Beydilli Köyünden, Derviş KARAKOÇ
 [4] K.K. Karabedirler Köyünden, Emin TORTUM
[5] Geniş Bilgi için Bkz.Denizli Efsaneleri………………………………………..
[6] Öte yandan Ağıl kelimesi, hayvan barınağının yanı sıra , Ayın ve güneşin çevresinde bazen görülen beyaz halka, hâle. Anlamına da gelmektedir. Örneğin, ay ağılı, ay ve gün ağılı, göneş ağılı gibi.  Bu manada ise Işıklı Dede ziyaretgahında olduğu gibi aydınlık yer anlamına gelmektedir. Akla yatan en yakın mana ise er oğul istemekten geldiğini söyleyebiliriz. Bkz. TDK Türkçe sözlük, Ağıl mad.

http://www.sandikli.biz/ alıntı..

Abdi Bey Sultan Türbesi

Abdi Bey Sultan Türbesi..serinhisar






Serinhisar İlçesi Yatağan kasabasında bir Selçuklu prensinin türbesidir. Merkez ilçe Başkarcı-Tekkeköy yakınlarındaki türbelerin ise kime ait olduğu bilinmemektedir. Merkez Çukurköy’ü ile Karataş arasındaki türbenin “Bektaşi Dergâhı” olduğu bilinmektedir.

Er Dinlendi Türbesi

Er Dinlendi Türbesi ..çal




Çal ilçesi, Mahmut Gazi Köyünün batısında dağın eteğinde hemen köyün bitimindedir. Bu mezarın bölgenin fethi sırasında şehit düşen bir Selçuklu askerinin mezarı olma ihtimali yüksektir. Köylüler ise bunun başka taraftan gelerek burada vefat eden bir ere ait olduğu, o nedenle de Er dinlendi denildiğini söylemektedirler. Ancak belirtildiği gibi fetihler sırasında bu yerde savaşlar olmuş burada şehit düşen birine ait olma ihtimali daha yüksektir. Mezarın üzerinde ahşap bir türbe olduğu rivayet edilmektedir ancak günümüzde böyle bir yapı bulunmamaktadır.

Habip-Acem Türbesi

Habip-Acem Türbesi ..denizli






Çivril İlçesi mezarlığında ve bir höyük üzerindedir. Onikigen planlı, prizmal gövdeli ve onikigen prizmal külahlıdır.Devşirme ve kesme taş malzeme ile inşa edilen türbenin duvarları çimento ile derzlenmiş, külahı ise daha önce çimento harcı ile sıvalı iken bugün çinko ile kaplanmıştır. Güney kenarının ortasına açılmış bir kapısı ile güneybatı kenarlarından birine açılan küçük bir pencere bulunmaktadır. kenarına kamalama yerleştirilen iki devşirme Bizans yas sı payesi türbenin önünde bir sundurmanın varlığını göstermektedir. Türbenin bütün duvar ve kubbesi çimento harcı ile sıvanmış ve yeşil renge boyanmıştır. Zeminde süslemesiz basit bir sanduka bulunmaktadır.

Mehmet Gazi Türbesi (Büyük Mezarlık).denizli

Mehmet Gazi Türbesi 

(Büyük Mezarlık).denizli





Selçuklu Sultanı Gıyasettin Keyhüsrev tarafından Denizli havalisinin fethi için Servergazi ile birlikte Mehmet Gazi de ayrı ayrı tümen komutanı olarak görevlendirilmiştir. Bu iki komutan emirlerindeki birer tümenle, o zamanki adıyla Laodikya üzerine sevk edilmiştir. Bizans kuvvetleriyle önce Honaz (Colossea) civarında şimdiki Honaz harabelerinin yakınında çarpışmıştır. İlk çarpışmada galip gelmişler, geriye çekilen Bizans ordusunu izlemişler ve şimdiki Denizli’nin Deretekke (Sarayköy Caddesi) semtindeki geniş alanda yeniden harbe tutuşmuşlardır. O sırada Mehmet Gazi Hazretleri şehit olmuştur ve askerleri Servergazi’nin emrine geçmiş ve Bizans ordusu yenilip yok edilmiştir. 
Türbe dikdörtgen planlı olup beşik tonoz ile örtülüdür. Yapının giriş bölümü kare planlı bir eyvanla sağlanmaktadır. Bu bölümün örtü sistemi günümüze gelmemiştir. Yapı moloz taştan yapılmıştır. Türbenin içerisinde bir adet sanduka yer almaktadır.
Türbe 2014 yılında yapıya sonradan eklenen birimler kaldırılarak yapının özgün haline getirilmiştir.
Denizli otogarının 1 km kadar ve Kaleiçi Çarşısı'nın 500 metre kadar kuzeyindeki İlbadı Mezarılığı içindedir. Şehiriçi halk otobüsleri veya minibüsleri ile ulaşım imkanları vardır.

Servergazi Türbesi ( Yeşilköy )..denizli

Servergazi Türbesi ( Yeşilköy )..denizli






Merkez ilçeye bağlı Yeşilköy yakınındadır. Türbenin 1210 yılında Denizlinin fethi sırasında, Mehmet Gazi ile şehit olan Selçuklu komutanı Servergaziye ait olduğu bilinmektedir.

Elvan Seydi Hazretleri..çankırı

Elvan Seydi Hazretleri..çankırı


Elvan Seydi Hazretleri

Elvan Seyyid Hazretlerinin ismi:
Elvan: Arapça levn isminin çoguludur. Renkler, çesitler anlamına gelir.
Levn: Arapça isimdir. Renk, boya anlamındadir. ikinci anlamı da nevi, çesittir.
Seyyid: Arapça isimdir.Birinci anlami bey, ağa, ileri gelen, baş, başkandır.ikinci anlamı ise Hz. Muhammedin torunu Hz. Hasan soyundan olan kimselere verilen isimdir.
Elvan Seyyid Hazretlerinin Dedesi: Elvan Seyyid Hazretlerinin dedesi Aliyülbükadir.Aliyülbüka Hazretleri Türkistanlıdır. 12. yüzyilda buradan Hicaza gelmiştir.Burada hac görevini yaptıktan sonra Sama, gitmiş oradan da Urfaya geçerek, muuhaddisin den (1). Abdüllatifin verdigi bilgiye göre uzun yillar buradaki Halilürrahmanda (2). kapıcılık yapmıştır. O günkü Anadoluyu Müslümanlastırmak politikasının bir parçası olarak buradan da Kastamonunun Tosya çevresine gelmiştir.Aliyülbükanin Tosya bölgesinde şöhret kazanan bir zat oldugu kendisinin Yer kuyu köyü civarına yerleştiği; annesi Hatice hanımında Ahlat köyü civarındaki Gürlek tepede medfun bulundugu tespit edilmiştir.(3).Aliyülbüka Türkistandaki alimlerden ders alarak yetismis ve bulundugu Sam, Urfa, Tosya çevresinde Islamiyetin yayilmasi için çalismis, arzu edenleri tenvir ve irsat etmistir.(4).

Son zamanlarda ele geçen ve Orta kazasinin Elmalik kasabasi esrafindan Himmetogllarindan Yusuf oglu Hasan Dogan adindaki kisi tarafindan kopyasi alinan bir secereye göre Aliyülbükanin sülalesinin Hz.Aliye mensubiyeti kaydedilmekte ise de yukaridaki tespitlere göre bu bilginin dogrulugu mümkün degildir.Böyle bir iddianin bizce iki sebebi vardir. Birincisi, Aliyülbükanin uzun müddet Hicazda kalmasi ve Halilürrahmanda kapicilik yapmasi sebebiyle Hz.Peygamberimize ve Hz.Aliye mensubiyetini ileri sürmüs olmasidir. Ikinci sebebi ise, Aliyülbüka Hazretlerinin Hz.Peygamberin su hadis-i serifinin tesirlerinde kalarak bu mensubiyeti ileri sürdügü tahmin olunabilir.Bu hadis-i serifte;bir kimse, kendisini bana yakin görürse ve mensubiyetine iddia ederse , ayni zamanda Hz.Aliyi severse , beni sevmis olur,böylece talim edesiniz.demistir.Aliyülbüka Hazretlerinin bu hadis-i serif uyarinca baba ve dedelerinin isimlerini Hz.Aliye baglamak suretiyle mevkiini daha yüksek göstermis olmak ve hadis-i serifi serefine nail olmak düsüncesiyle böyle hareket ettigi büyük bir ihtimal dahilindedir. Nitekim, konumuz olan ve Aliyülbükanin torunu bulunan Elvan Seyyid Hazretleri ayin zihniyet ve düsünce ile isminin sonuna Seyyid unvanini getirmistir ki, Seyyid kelimesinin sözlük anlaminin Hz.Muhammed in torunu Hz. Hasanin soyundan olan kimselere verilen isim oldugunu yazimiz giris bölümünde belirtmistik.

Elvan Seyyid Hazretlerinin Babasi: Elvan Seyyid Hazretlerinin babasi Haci Murad-i Velidir .Haci Murad-i Veli,yukarida tanitmaya çalistigimiz Aliyülbüka Hazretlerinin ogludur. 1117 yilinda dogmustur.

Haci Murad-i Veli, müçtehidinden imami Yusufa göre; Necmeddin Mahmud-u isfahaniden, Seyh Bedrettin Mahmuddan ve babasi Aliyülbüka Hazretlerinden dersler alarak yetismistir.1187 yilinda Çankirinin Eldiven ilçesine bagli Seydi köyüne yerlesmistir. Bu yörede Islamiyeti yaymaya çalisan alim ve fazil bir zattir. 1207yilinda burada vefat emis olup burada medfundur. Haci Murad-i Velinin Seydi köyündeki türbesi,civar halki tarafindan halen ziyaret edilmektedir.
Haci Murad-i Velinin Abdulgaffar,Pir Ali Çelebi, Elvan Seyyid isimli üç oglu vardir.Bunlar da babalarinin yolunu takip ederek Çankiri ve havalisin deki halki tenvir ederek Islamiyetin yayilmasi için çalismislardir.Elvan Seyyid,Orta kazasin Elmalik kasabasinda medfundur.Civar halki tarafindan bu gün dahi türbesi ziyaret edilmektedir.Abdulgaffar Çelebi,Seydi köyünde;babasi Haci Murad-i Veli Hazretlerİnin hemen yaninda medfundur.Pir Ali Çelebinin ise Eski Pazar kazasinin Sadeyaka köyü Sihlar mahallesinde bir tekke kurdugu ve oradan irsatta bulundugu daha sonra Ankaranin Çubuk kazasinin Selek(Sele) köyüne giderek orada vefat ettigi, türbesinin burada bulundugu bilinmektedir.(4).
Elvan Seyyid Hazretleri: Elvan Seyyid Hz.,Haci Murad-i Velinin üç oglunda biridir.Babasinin ikamet ettigi Seydi köyünden ne zaman ayrilip Elmalik kasabasina geldigi bilinmemektedir.Tarihi bilgilerimize göre;lü yillardan itibaren Çankiri ve Kastamonu bölgesinin Anadolu Selçuklu Emiri Hüsameddin Çoban Bey tarafindan fethedilmeye baslandigini biliyoruz.Bu tarihlerde fethedildigi kuvvetle muhtemel olan Elmalik civarinin Türklesmesini ve Islamlasmasini saglamak için Elvan Seyyid Hz.inin buraya yerlestigi ve tekkesini kurdugu sanilmaktadir.
Elmalik ta bugün ki Eski camii olarak bilinen caminin civarinda Salihler, alimler, fakir ve düskünler için bir zaviye, zaviyenin yaninda bir mescit ve hayvanlar için bir ahir yaptirmistir.Elvan Seyyid Hz.nin bu çalismalarini duyan Çobanogullari Beylerinden biri olan Mehmet Bey oglu Mahmut Bey, kendi mülk topragi olan Elmalik topragini Elvan Seyyid Vakfina bagislayarak bir vakfiye hazirlatmistir.Hicri 698, Miladi 1298 tarihinde yazilan ve Elmalik Seyyid-i bin-i Musallih Seyidi Vakfiyesi adini alan bu vakfiye halen Vakiflar Genel Müdürlügü Arsivin deki 1766 numarali defterin 396 nolu sayfasinda kayitli bulunmaktadir.

Bu vakfiyeden anlasildigina göre Elvan Seyyid Hz.1298 tarihinden çok önce Elmalik kasabasina gelmis ve zaviyesini açmistir.1298 tarihinden 19.yüzyilin sonlarina kadar Elvan Seyyid soyundan gelenler sözü edilen zaviyenin Seyhligini yürütmüslerdir.

Doç Dr. Ethem Cebecioglu,Türkiye Diyanet Vakfi Dünyamizi Aydinlatanlar Dizisinin ikinci kitabi olan Haci Bayram Veli isimli kitabinin 36.sayfasinda Elvan Seyyid Hz.hakkinda çok yeni ve çok önemli bir bilgi veriyor.Sayin Cebecioglu nun bu tespitini buraya aynen aliyorum.Haci Bayram Veli Hz.nin her, fani beser gibi evlendigini çoluk çocuga karistigini görüyoruz.Daha önce bahsettigimiz kardeslerinden Abdal Murad a Abdal Murad-i Veli denilmektedir.Bu muhterem zat, agabeyi Haci Bayram Veli kadar meshur olmasa da onun gibi bir Allahin erenidir. Bu zatin mezarinin nerde oldugunu bilmiyoruz ama, oglu Elvan Seyyid Hz.nin Elmalik köyünde medfun bulundugunu, soyunun günümüze kadar geldigini biliyoruz.Safiyüddin, ortanca kardesi olup mezari,nerede yerlestigi ve soyunun devam edip etmedigi konusunda herhangi bir malumata sahip degiliz.

Sayin Cebecioglu nun verdigi bu bilgilere göre;Elvan Seyyid Hz.nin babasi Abdal Murad-i Veli yani bizim yukarida tespit ettigimiz Haci Murad-i Velidir. Haci Murad-i Veli de Haci Bayram Velinin en küçük kardesidir. Buna göre Elvan Seyyid Hz. Haci Bayram Velinin küçük kardesi Haci Murad-i Velinin oglu yani Haci Bayram Velinin yegenidir.
Buradan hareketle Haci Bayram Veli Safiyüddin ve Haci Murad-i Velinin babasi da yukarida belirttigimiz Elvan Seyyid Hz.nin dedesi bölümünde tanittigimiz Aliyülbüka Hazretleridir.
Sayin Cebecioglu,Elvan Seyyid Hz. nin babasi olan Haci Murad-i Velinin mezarinin nerede oldugunu bildigimizi belirtiyor ise bu dogru degildir.Çünkü Haci Murad-i Veli Hz.mezarinin Eldiven kazasinin Seydi köyünde oldugunu yukarida Elvan Seyyid Hz.nin babasi bölümünde belirtmistik.Ve bundan tereddüt de yoktur.
19. yüzyilin sonlarinda Elvan Seyyid zaviyesinin yavas yavas dagilmaya basladigin, vakfa ait arazilerin bölge halki tarafindan kendi üzerlerine kayit edildigini 1988baslayan tapulama çalismalariyla Elvan Seyyid Vakfinin tamamen ortadan kalktigini görüyoruz.

Elvan Seyyid Hz.nin ne zaman öldügü tam olarak bilinmemekle birlikte yukarda adi geçen vakfiye tarihinin 1298 olmasindan hareket ederek 14. yüzyilin ilk yarisi içinde vefat ettigi tahmin edilmektedir. Elvan Seyyid Hz.nin türbesi, diger Anadolu erenlerinin çogunda görüldügü gibi zaviyesinin ve camisinin bulundugu yerde degil;belki bir halk adami olarak yasamis olmasinin ifadesi bugünkü kasaba mezarliginin tam orta yerindedir. Bu türbe,1970li yillara kadar tas duvarli,ahsap çatili,oluklu kiremit döseli,tahminen 5x5 ebadinda eski tip bir yapi idi.Türbenin içinde tam orta yerinde merhumun tahta sandukasi bulunurdu.sandukanin bas tarafinda oymali bir mezar tasi mevcuttu. Sandukanin üzerinde de asirlardir kullanilmaktan ötürü cilali bir mermere benzeyen Sivama Tasi vardir.Türbenin bir kösesinde de çatalli bir geyik boynuzu bulunurdu.Bu boynuza dilek bezlerinin baglandigini,sivama tasi ile de türbeye ziyarete gelenlerin vücutlarinin sivandigini hatirliyorum.

Elvan Seyyid Hz.nin bu eski yapi türbesi 1970 yilinda kasabamizin eski Belediye Baskanlarindan merhum Hasan AKDEMIR in baskani bulundugu bir dernek tarafindan yaptirilarak bu günkü betonarme,altigen yapi insa edilmistir.Yeni türbe de sandukanin yeri hiç degistirilmemis olup yalniz ahsap sanduka yerine mermer kabir yapilmistir .Eski sandukanin basindaki oymali mezar yine yerinde muhafaza edilmistir. Yukarida sözünü ettigimiz sivama tasi da halen eski islevini devam ettirmektedir.

Elvan Seyyid Hz.nin türbesi bu günde yogun bir ziyaretçi trafigine sahiptir.Bu ziyaretçilin ziyaretlerini huzur içinde yapabilmeleri ve adaklarini kesip pisirebilmelerini saglamak amaciyla türbenin yanina bir pilavlik ve diger ihtiyaçlarini karsilayabilecekleri bölümler yine betonarme olarak yapilmistir.

Belediyemiz imkanlari ölçüsünde, türbenin bakim ve onarim hizmetleri sürdürülmektedir.

Çünkü Elvan Seyyid Hz. 7 yüzyildir yöremizde manevi bir lider olarak yasatilmistir.Bölgemizin her türlü sikintisinda manevi bir siginak ve dayanak ve olmustur.Nun manevi vesilesi ile birlik, dirlik, düzenlik, esenlik ve huzur içinde yasanilmistir.Bundan sonrada Elvan Seyyid Hz.nin manevi liderliginde bu topraklarda hosgörü, birlik,ve kardeslik duygulari içinde daha nice yillar yasayacağız.

Gölbaşlı Baba Türbesi

Gölbaşlı Baba Türbesi – (Yakapınar köyü – Bayındır )






















İzmir’in Bayındır ilçesi Yakapınar köyü, köy mezarlığında bulunan Gölbaşlı Baba adı ile anılan PİR İSMAİL'e aittir.
İlginç olan bir köy mezarlığı olarak Yakapınar köy mezarlığı çok büyük, oldukça düzenli ve bakımlı olması şaşırtıcıdır.
Tahtacı adlı kesimler tarafından oldukça önemsenen ve simge haline gelmiş önderlerden olan Gölbaşlı baba Bayındır’a ilk gelen Horosan erenlerden olduğu söylenmektedir.
Türbe açık mezar şeklinde olup, türbede bulunan ikinci kişi Gölbaşlı Babanın eşine aittir. Bu mezarın asli mi yoksa makam mezarı mı olduğu bilinmemektedir. Geleneksel olan türbelerde bez bağlamak dilek tutmak bu türbede ziyadesiyle görülmektedir.Diğer Alevi dedelerin mezar boylarına benzer şekilde oldukça uzundur.

Muhap Dede Türbesi..düzce

Muhap Dede Türbesi..düzce




Muhap Dede Türbesi; Gölyaka Muhapdede Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Köy merkezi ile Kadife Kale arasında kalan yol güzergahı üzerindedir. Köye 3km mesafede bulunmaktadır.

AFLAK BABA TÜRBESİ..mucur

AFLAK BABA TÜRBESİ..mucur




         Mucur İlçesinin 10 km güney doğusunda şirin bir köyünde,eski adı Aflak olan Altınyazı Köyü'nde,  Aflak baba adıyla bir türbe bulunmaktadır. Aflak Baba ,halktan bir derviş ve dini yönü ağır basan  tarikat ehli olarak  bilinmektedir.
         Türbe köye ayrı bir güzellik vermektedir.  Türbenin hemen yanında el yazması yazılı mermer bir taş vardır. Köyün yakınından geçen Aflak özü boyunca uzanan bağ ve bahçeler uzanmaktadır.  Anısını yaşatmak için ölümünden kısa bir süre sonra, belki de ekonomik nedenlerle çok sade ve ufak boyutlu kümbetler örnek alınarak, 14.yüzyılın ilk çeyreğinde, Aflak Baba Türbesi'nin yapılmış olduğu söylenmektedir. 
         1968 yılına kadar moloz taş yığıntısı ve sandukadan ibaret olan Aflak Baba Türbesi, aynı yıl Selçuklu kümbet mimarisine uygun olarak yeniden yaptırılmıştır. Kare planlı ve taştan yapılan türbe, köşe pahlarıyla sekizgene dönüşerek, en üstte de külahla örtülmüştür.

         Türbenin çevresinde mezar taşlarına rastlanmaktadır. Zaman zaman türbeyi ziyarete gelenler köyün muhtarından ve bazı yaşlılardan bilgiler almaktadırlar.
         Anlatılan bazı efsanelere göre; Aflak Baba Türbesinin uçarak Mucur'un Gümüşkümbet Köyü'ne konduğunu, ondan sonra da köyün isminin Gümüşkümbet olduğu rivayet edilmektedir.
         Yine bir efsaneye göre Ankara'da yaşayan, dizleri tutmayan, yürümeyen bir kadının 2000 yıllarında Altınyazı Köyü'ne geldiği ,türbenin alt tarafında bulunan çeşmeden su doldurup, türbenin yanında okuyarak, dua ederek, çeşmeden getirdiği suyla dizlerini ovduğunu ve düzelerek yürüyerek gittiğini anlatmaktadırlar. Türbenin içerisinde bir mezar taşında
(Saff süresi 13. ayet) yazılmıştır. Okunuşu: Ve uhra tuhıbbuneha nasrun minallahi ve fethun garibun ve beşşiril'mu'minine.
Anlamı: "Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke'nin fethi) (Ey Muhammed) Mü'minleri müjdele!"
         Çevre köylerden ve ilçelerden çocuğu olmayanların, hasta çocuklarını şifa bulması nedeniyle gelip Aflak Baba Türbesine gelip dualar okumaları, kestikleri kurbanları fakir fukaraya dağıtmaları gelenek haline geldiği söylenmektedir.
                                               HAZIRLAYAN:  Ali Aydemir- Mucur

Başköylü Hasan Efendi

Başköylü Hasan Efendi

Hakikate Erenlerin Bahçesi 




ERZİNCAN / Çayırlı (1) ilçesi yakınlarında adı Başköy (2) olan eski bir yerleşim yeri vardır.Başköy Erzincan´a 145, Çayırlı ilçesine yaklaşık 25 km. mesafededir ve ilçenin kuzeyine düşer.Eskiden Bayburt / Gümüşhane kısmen buradan geçen yol üzerinden sağlanıyordu.Erzincan’ın kuzeyindeki sarp Keşiş Dağları (3) üzerinden ulaşılmak istendiğinde Erzincan´a uzakliği 45 km civarına inmektedir.Cumhuriyetin kuruluş yıllarından sonra uzun bir dönem Çayırlı´ya bağlı bir Nahiye olan Başköy, ulaşım elverişsizliği, tarım ve hayvancılığın son yıllarda önemini yitirmesi sonucu hane sayısı küçülerek 15 haneli (4) küçük bir köy durumuna gelmiştir. Dağları çıplak, etekleri sulak olan bu engebeli ve şirin coğrafyanın günümüzdeki en önemli özelliği köyün girişindeki küçük ve yeni Türbedir.Başköylü Hasan Efendi´nin Türbesi olarak anılan bu mabet, özellikle yazın hergün üzerinde kurbanlarin kesildiği, dileklerin tutulduğu, bir birlerini hiç tanımayan insanların kaynaşmasına vesile olan bir ziyaretgahtır. Genellikle koçlarin kurban edildiği (5), lokmaların dağıtıldığı, niyaz ve dileklerin edildiği türbe köyün girişindeki mezarlığın sol tarafinda küçük bir tepe üzerindedir.Hasan efendi (6) olarak bilinen bu zat Erzincan ve çevresindeki Alevilerin Dede geleneğinden gelmektedir.Bu coğrafyanın Dede´lerinin hepsinden daha tanınmış, saygınlığı, güvenirliliği ve otoritesi bu coğrafyanin ötesine taşmıştır. (7) Bu yüzden de Başköy denince ilk akla gelen Hasan Efendi olmuştur.
Hasan Efendi 01 Temmuz 1973 tarihinde Hakka yürüdü. Doğumu Hicri 1312, Miladi 1894 / 95 yıllarıdır. Hakka yürüdüğü tarihde yaşının 80 civarında olduğu görülüyor. Uzun saçlari ve sakalı vardi. Saçlari örülü ve başına taktığı Fes´e benzeyen baslığın altında toplanıyordu. Uzun boyu ve davudi bir sesi vardi. Uzun yıllar kendi deyimi ile HALKI AYDINLATMAK ve İKRARINI HATIRLATMAK için yörede ki tüm köy ve kasabaları dolasmıştır. Kendisine güvenen ve inanan insanların ona verdiği para, eşya, giysi gibi sadakalari hemen yanıbaşında yoksul insanlara dağıtırdı.(8)Hasan Efendinin aldığı sadakaları yöre Dede´lerinin genellikle yaptıklarından farklı olarak yanındaki yaşlı, yoksul ve yardıma muhtaçlara dağıtması onu çok saygın bir konuma getirir. Bir çok Dede bu uygulamadan rahatsız olur ve ona cephe alır. Ancak ilk başlarda bu konuda yanlız olmasına rağmen kendini tüm halk kesimlerine kabul ettirir.Başlangıçda karsı çıkan Dede´lerde süreç içinde pratiğine katılmamakla birlikte ona saygı duymaya başlarlar.Hatta yöredeki Sünni Hanefi inancına mensup insanlar üzerinde bile müthiş bir saygınlık kazanır. Zamanla hiç bir kimse açıktan kendisine cephe alamaz duruma gelir.Ve saygınlığı Erzincan yöresinin çok ötesine taşarak,Tunceli´den Sivas´a, Erzurum´dan Tokat´a kadar uzanan bir alanda tanınan bir Dede olarak toplumda ki yerini alır.Hasan Efendi yöre Dede´lerinin bir coğunun yaptığı Cem ayininde ATEŞ YALAMA ve KERAMET gösterme geleneğine itibar etmeyen az sayıda ki Dede´lerden biridir. “Kerameti Yezid´e, Mervan´a gösteriniz ki Hak yolunu görsünler, İnanan insann gösterişe ihtiyacı yoktur" derdi. Ancak buna rağmen söyledikleri ve önerdikleri şeyler her zaman doğru çıkmıstır. Kimileri bunu insanın 6. hissi olarak açıklasa da bir anlamda Diyalektik Materyalizmin sınırlarını zorlayan bir pratik söz konusudur. Bu anlamda Keramet 6. His midir? Yoksa Tanrının (Doğa üstü gücün) belirli insanlara verdiği bir özellik midir ? ayrışmasına girmek bu örnekte gereksiz görülmektedir.Hasan Efendinin kimince KERAMET, kimilerince de önsezi olarak değerlendirdiği yüzlerce olağanüstü beyanları vardır. Bu yörede yaşıyan her insan bu olgulardan haberdardır.(9) Bir çoğu bizzat yaşamıştır veya güvenilir insanlardan duymuştur. Materyalist dünya görüşüne inanan insanlar bile bu örnekler karşısında şaşırmaktadırlar.Kendisinin İmam Musa-i Kâzım soyundan geldiği var sayılıyor. Mahmud Hayrani soyundan geldiği sanılan Seyyid Mevali evlatlarından, Seyyid Mustafa Dede´nin torunu, İbrahim Dede´nin oğludur. Seyyid Kureyş seceresinden olduğu ileri sürülmektedir. Hüseyin Paşa ve İbrahim adlarında kendisinden küçük 2 kardeşi daha vardır. Eşi Elif E(A)mber Anadan 12 Erkek evladı olmuş ve hepsi küçükken vefat etmiştir. Kardeşi Hüseyin Paşa Dedenin oğlu Kamer (10) Dede´yi kendisine evlat edinmiştir.Başköy civarında ki Kureyş Kabilesi Dedelerine yöre halkı Kör Kureyş´ler adını takmıştır, Bu Ocağın talipleri yoktur. Ancak kendileri diğer Ocak geleneklerinde olduğu gibi bir üst Ocağa bağlıdırlar.
1930 lu yıllarda Hasan Efendi bir dönem kendini tamamen ziyaretlere vermiştir. Aylarca dağlarda, çeşitli ziyaretlerde ve mekanlarda insanlardan uzak yaşamıştır. Bu süre içinde ne yiyip-içtiği tam olarak bilinmiyor. Kendisini tanıyanlar koyun sütü ve yoğurdu yiyerek beslendiğini ileri sürmektedirler. Örneğin yörede Ağırgöl (Aygır gölü) denilen ve orada bir yatırın yattığı söylenen dağgölü (krater) havzasında 9 ay yaşamıştır. Gölü ziyarete gidenler kendisini görmekte ve orada yaşadıklarını bilmektedirler. Bu bölgede var olan tüm ziyaretlerde ve türbelerde aylarca, yıllarca kaldığı herkes tarafindan bilinmektedir. Hasan Efendi koyun eti, sütü ve yoğurdu dışında hayvansal gıda almazdı. Keçiyi hiç sevmezdi. Bunu da şöyle gerekçelendirirdi. “Bu hayvan doğaya çok zarar veriyor.Yeşil fidan ve ağaçları kemiriyor, kurutuyor. Sarp kayalara tırmanarak hilebazlık yapıyor“ Bu vesile ile evlerde keçi beslenmesine sıcak bakmazdı. Gerçekten de keçi ormanlara çok zarar verdiği bilinen bir hayvandır. Manda ve sığır cinsinden evcil hayvanların et, süt, yoğurt gibi hiç bir ürününü yemezdi. Kümes hayvanları ise ortalıkta beslendikleri ve sağlığa zararlı gıdaları yedikleri için, örneğin mayıs ve benzeri şeylerle beslendikleri için yemez ve tavsiye etmezdi. Arıları bal yaptıkları ve çalışkan oldukları için severdi. Halka imkânları dahilinde arıcılık yapmalarını tavsiye ederdi. Son yıllarında sabahları koyun yoğurdundan yapılma yağ ile balı eritir ve bir- iki kaşık alırdı.Sağlığına çok dikkat ederdi. Kaynak sularını bile kaynatır ve öyle içerdi. Kendi nefsini ıslah etmek için zevk ve eğlenceden tamamen elini çekmişti. Alkollü içki, sigara gibi şeylerin kullanılmasına sıcak bakmazdı. İnsan sağlığına zarar verebilecek her şeye karşı çıkar ve kullanılmamasını tavsiye ederdi. (11)Hasan Efendi kendi ifadesine göre 1937 Dersim Vakasına kadar yöredeki erenlerle ve yatırlarla Dersim olayının KANSIZ sona erdirilmesi için müzakerelere gider. 7 yıl "Kan akmasın / Suçlunun yanında masum ölmesin" diye desdek arar. Ama yatırlar Dersim´in ıslah edilmesi gerektiğini ileri sürerler ve buna karışmayacaklarını bildirirler. 1937 / 38 Dersim Vakası Hasan Efendinin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Bu olaydan son derece etkilenmiştir. "Kuru´nun yanında Yaş´da yandı, Yatırlar seyirci oldu" diyerek bu tarihten sonra her gittiği ziyarete hakaretler yağdırmıştır. "Bu insanlar (12), yüzyıllardır size niyaz ediyorlar.Yalvarıyorlar. Yakarıyorlar. Bizi Zalimin zulmünden koru diyorlar. Siz ise yardımcı olmadınız. O halde ne için varsınız?" diyerek tüm ziyaretlere cephe almıştır. Gittiği her ziyaretin, yatırın taşlarını kırmış, tükürmüş ve küfür etmiştir. İlginçtir, kendisine engel olmak isteyen kim olmuşsa başına bir türlü bela gelmiştir.Halka dönerek "Kendine hayrı olmayanın size ne hayrı olur?" diyerek onları bu mabetleri ziyaretten men etmeye çalışmıştır."O Erenler ki sizi Dersim katliamından bile korumadılar, artık onlardan ne beklersiniz?" diye ayrım gözetmeksizin hemen tüm ziyaretlere cephe almıştır.(13)
Dersim (14) yöresinde her yıl yüzlerce kurban kesilerek ziyaret edilen Düzgün Baba ziyaretine de hakaret etmekten geri kalmamıştır. Ancak Dersim´de yapilan katliamların buyutlarının çok yüksek olması sonucu Düzgün Baba´nın son gün TOPUNU ATEŞLEDİĞİNİ ileri sürmüş (15) ve "Haso kendisine katliam çok ağır olacak, engel olalım dediğinde Haso´yu dinlememiştir, Sonra gördü ki zulüm ve katliam çok ağır, kendi de toplarını ateşledi. Ancak çok geç kalınmıştı" demiştir. Düzgün Baba´nın "TEK BİR TANE TOP atışı yaptığını ve Dersim´in ıslah edilmesi konusunda fazla ileri gidildiğine kendisininde sonunda kanaat getirdiğini" iddia etmektedir. Dolayısı ile Düzgün Baba´yı da aynı kategoride değerlendirmektedir.
Kanunsuz Allahın kulları azgın olur,İsmi aleme Sultan Düzgün olur.Sultan Düzgün düşman ile dosttur,İt derisinde yapılan posttur.Sultan Düzgün Kureyşin evladı,İt gibi Alevilere havladı,Evladı Düzgün´ün Ömer´e oldu karı,Teslim etti ona küllü varı.Üç kere asker doldurdu Alevilerin içine,
Alevilere sormadı, kusurun ne ? Suçun ne ?
Ayrıca yörede ki Ağırgöl, Tüzük Baba, Bağır Paşa ziyaretlerine de çok kızgın olduğunu her firsatta dile getirmiştir.
Dersim olayından hemen sonra kendini bir dönem insanlardan uzak yerlere atar. Uzun süre mağara ve ıssız yerlerde yaşar. Bir yandan aylarca ziyaretlerde kalırken, diğer yandan da ziyaretlere ateş püskürmeye devam eder. Tüm ziyaret ve yatırları katliama engel olmadıkları için adeta SUÇ ORTAĞI olmakla itham eder. Dersim olayında yatırlara yönelik yazdığı şiirlerden şu kesitler çok önemlidir.
Sorulsa Dersim´in sebebi MansurDaima işlediği, günahı kusur.Kırılan Alevileri Mansur kırdıKureyşilerin candan Piriydi.Sey Hasanlıların sebebi Derviş Cemal (16)Alevileri kırdıran Mustafa Kemal……………………….
Sahipsizlerin sebebini soran olmadıZiyaretler Hasan´ın sözünü kale almadı.
Dersim civarında ki aşiretlerde yaygın olan eşkıyalık ve ahlaki çöküntünün bir felaketle sonuçlanacağını ve çözüm arayışlarına ziyaretlerden aradığı desdeği bulmadığını ise şu dizelerle vurgulamaktadır.
Sahipsiz eşkıyaların yaptığı arşa dayandıHasani uykuda kalktı uyandı.1931 de Aşiretleri gördümBunların durumlarını sordum.Dediler, aç kaldık, susuz kaldıkDağbe dağ gezip uykusuz kaldık.Hasani aşiretleri hep gezdim,Gerçek ziyaretlere name yazdım.Terbiyesizleri edin terbiye,İşin sonu gider nereye ?.Terbiyesizleri terbiye eder mazlumların ahı, zarıÜzerine tayin ettirdi Celal Bayar´ı.Cevap vermezseniz Ulu Divan Pirine,Sizi atacaklar kıyamet yerine.Mitralyoza dizdi, süngüye taktı,
Kimisini de gaz döküp yaktı.
Hasan Efendi pek çok sohbet ve konuşmalarında Dersim olayına değinir ve bu davanın Ulu Divan´a kalacağını söylerdi. Zalimin ve suçlunun yanında mazlumun yandığını ifade eder ve figan eylerdi. Ancak Dersim olayının faturasını da genelde Atatürk yerine Celal Bayar´a çıkarırdı. Bunu sohbetlerde dile getirdiği gibi dizelerinde de yer vermiştir.
Atatürk Dersimin programını çizmişti,Dersime gitmek için ordu dizmişti.Ordular Dersim´e doldu,İsmi sonunda Tunceli oldu.Dersimi ıslah edip öldürdü,Olmaz, yaramazı güldürdü.Olmaz yaramazdır Dersimin sebebiYaraları sarmaya yoktur tabibiYavuzun devrinde kaçmışlardı dağlara,Kimseler bırakmadı mor sümbüllü bağlara.Dersimlileri feci olarak ezdiler,Makineli tüfekle kurşuna dizdiler.Çocukları süngülere taktılar,Kimisini dahi ateş vurup yaktılar.Hamile kadınların karınların yardılar,
Karnında ki çocukları süngülere vurdular.
Hasan Efendinin şiir, beyan ve sohbetlerinden Dersim olayına özgü çıkardığım sonuç şöyle özetlenebilir. Bu olayın tarihsel kökü Hz. Muhammed´e uzanmaktadir. Dost katagorisinde görmesine rağmen sitem ettiği kişiler.A-- Hz. Muhammed, Hz. Ali´ye “ Zülfikârı artık kullanmıyacaksın” dedi. Böylece o günün koşullarında İslamiyeti gönülsüz benimseyenler bu durumdan cesaret alarak fırsat kolladılar ve Hz. Muhammed´in Hakka Yürümesinden sonra Hz. Ali´ye cephe aldılar.Bu durumdan ilk sorumlu Hz. Muhammed´dir.B--Emevi Devletini 750 yılında yıkarak, daha sonra tüm yetkilerini Hz. Muhammed´in amcasi Abbas soyundan gelenlere devreden Abbasi Devletinin kurucusu Eba Müslüm 2. sorumludur.C-“Hacı Bektaş-i Veli, kuvveti Osmanlı oğullarına verdi. Alevilere zulmü hakaret ettiler. Aleviler içinde de haklı-haksız davası başlayarak bir birlerini kırdılar.” sözlerinden anlaşıldığı gibi Hacı Bektaşi Veli´yi de sorumlu tutmaktadır.D-“….Daha sonra Mansur, Hacı Kureyşi hazmedemeyerek ve Hacı Kureyşe ettiği ahdü peymanını bozarak ayrıldı. Millet içinde talip muhibabının ikrarı bu yoldadır diye tarikat kurarak, Ben Baba Mansur´um, o Kureyş´dir, diyerek aşiretler içerisinde tefrikatla yalan isnat edip Kureyş´e karşı Baba Mansur, Şıyh Hasaniler ile bir olup, Derviş Cemal´i millet içine göndererek -Ben de Pirim- diyerek milleti kandırdılar. Millet de Derviş Cemal´i Pir etti. Ondan sonra haksız-haklı seçilmez oldu. Derviş Cemal, Kureyşlilere karşı Şıyh Hasanilere kuvvet verip aşiret kurdu. Aşiretler bir birini kırdı. Böylelikle eşkıyalık başladı. Hükümet de bu yüzden eşkıyayı kırdı. Çocukları süngülere taktılar. Dersim´e olan zulmi hakaret hiç görülmemiştir“Bu açıklamaya göre Alevi toplumunu bölüp-parçaladığı ve yönünü şaşırttığı için Mansur sorgulanmaktadır.F-Atatürk “Dersimi ıslah edin “ demiş fakat peşini takip etmemiştir. Yetkiyi alan Başbakan Celal Bayar ise ‘’Dersim´i ıslah edeceğim ‘’ derken (17) kırmıştır. Zulmi hakareti Celal Bayar´dır ettiren.Dünyayi fesada verip bir birine kattıran.Bu dizeleri ile suçun Celal Bayar´da olduğunu vurgulamasına rağmen onu denetlemediği için Atatürk hakkında da şu dizeleri söylemiştir.Batın erenleri Atatürk´ü öldürdü,Sahipsizleri şad edip güldürdü.
Tarihsel süreçte yaşanan katliamların ve haksızlıkların sorumluluğu konusunda Alevi kaynakları ile hemen ayni fikirdedir. İlk 3 Halife ile başlayıp Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemlerinde devam eden süreci şiirlerinde işlemiştir. Akıcı bir dilde bol miktarda yazılan şiirlerinden bazıları şöyledir.
Emevilerin yolu geliyor Yavuz´a,Yavuz´un isbatı herdem Tauz´aMilletlerin içine soktu ayrı bir din, mezhep,Milletler bir birine oldular kasap.....................................................İnsanlara Şeytan olursa kılavuz,Göz önüne alınır Sultanı Yavuz.………………………………Yavuz İslamları bir birine kattı,Alevilerin namusunu bir pula sattı.Yavuz´un elinden kaçanlar çıktı dağlara,Evleri yok, dağlarda sığındılar mağaralara.Aç kaldılar, çıplak kaldılar,Hırsız eşkıya oldular.Yakın tarihe özgü açık bir Demirel karşıtlığı görülür şiirlerinde. Gerek şeriatcılara açık desdek sunulmasından ve gerekse ekonomik ve siyasal politikaları ile merkez sağ siyasal cepheye karşı tavrını oldukca belirgin bir şekilde ortaya dökmüştür.Demirel´e kuvvet veren büyük pınar,İşleği, süreği, şeytana ayar.Lânet olsun Büyük pınar size,Düşman oldunuz hepimize.Davayı bir iken iki ettiniz,Yaralarımıza zehir kattınız.................................................
Şimdi Demirel´dir Alevileri öldüren,Saidi Nursi´leri şad edip güldüren.Hasan Efendinin derin bir bilgisi ve geniş dünya görüşü vardı. Osmanlı döneminde Lise dengi okul olan Rüştiyeden mezun olduğu söylenmekle beraber bu bana pek inandırıcı gelmemektedir. Zira Osmanlı dönemi Rüştiye okulları sayıca az olmakla beraber mezun olanları genellikle devlete bürokrat olarak geçerlerdi. Ancak kendi dönemine özgü iyi bir eğitim aldığı ve kendini geliştirdiği gerçektir. Bir dönem civar köylerde öğretmenlik yapmıştır.(18) Çok okur ve yazardı. Yazdıklarının bir kısmını HER NEDENSE daha sonra ateşe atar ve yakardı. Onu şahsen tanıyanlar geniş bilgi birikimi yüzünden ona DERYA-İ UMMAN (19) derlerdi. Sohbeti hoş bir insandi. Her gittiği yerde duyan bütün tanıyanlari sohbetine katılmak için akın akın yanına koşarlardı. Elini öpmek isteyenlere elini vermezdi.(20) Israrla elini öpenlerin o da elini öperdi. Bazen çok küçük yaştaki çocuklar ve gençler bu davranış karşısında şaşırırlardı. Kibirden nefret ederdi. Ona göre kibir Şeytan´a özgü bir şeydi. Gençliğinde bir takım kötü alışkanlıkları (21) olmasına rağmen bu zaafiyetlerinden kendini kurtarmıştır. Nefsini kontrol altına almış olup tüm dünya zevk ve sefasından elini çekmiştir. Fazla yemez içmezdi. Son yıllarında ancak belirli ailelere veya kişilere uğrardı.(22) Onun en büyük zevki yanında oturan kişilerle birlikte Cenk kitapları okumaktı. Hz. Ali´nin Hayber Cenkleri, Battal Gazi´nin kahramanlıkları, Kerbela Vakası … gibi kitaplardan bölümler okunur bu konuda saatlerce sohbet edilirdi. Yanlız başına kaldığında bir çok insan onun bir şeyler konuştuğunu duyardı.Veya birilerine ( Bir şeylere ) küfür ederdi. Yağcılığı, yalanı , dolanı, rüşveti… vs hiç sevmezdi. Herkesin kusurunu yüzüne karşı söyler ve kendisini toparlamasını önerirdi.
Üzerinde en ciddiyetle durduğu konu İKRAR ´dı. Bu deyim halk arasında söz verme, sözleşme anlamında da kullanılır. Yörede ayrıca Kivra ve Musahiplik bağları olanlarda birbirlerine İkrar derler. Bir çok kimse ise bu sözün anlamini Hacı Bektaş Veli´nin EDEP sözcüğü ile eşdeğer görür. Öyle değerlendirir. Pir´ine, Mürşüd´üne, Rehber´ine bağlı olmanın yolu da karşılıklı verilen İkrar sözcüğünden geçmektedir.
Silip pak eyledik, yoktur korkumuz,Ağır gölü mekan ettik yurdumuz,Kimselerde yoktur, asla korkumuz,İkrar, iman olmuş, yolumuz bizim.İkrar iman yoldaş olsa ne olur,Dünya ana cadde olur, yol olur,İnsan olan talip olur, kul olur,Hakka giden yoldur, yolumuz bizim.Hakka doğru giden ikrar, imandır,Hak ikrar bağında ulu mihmandır.Ulu divan kurulacak zamandır,
Hakkın divanında davamız bizim.
Hasan Efendinin bazı şiirleri düz mantıkla okunduğunda genellikle anlaşılmaz. Bu şiirlerine yükledigi GİZ´i bir çok insan farklı anlamda yorumlamaktadır.
Nice bin kez gelip gittim.Ancak kemalet sırrına yettim.Özümü, sözümü kâmile kattım,Katılan söz ikrar imandır.Kendim Mustafayım, özüm İbrahim,İsmim Hasan, Haydar, İbrahimdir dayım,Yatağım Ali´den verildi payım,Verilen pay ikrar imandır.Hasani Saniyim, anamdır İsmet,Cavidan ilmi oldu kısmet.Babam Kambere verildi himmet,
Verilen himmet ikrar imandır.
Bazı şiirlerinde söylediklerini anlamak için de onun gözü ile bakmak gerekir. Kişi Aleviliğin 4 kapısını , 40 makamını bilir ve aynı mantıkla yaklaşırsa anlaşılması daha kolay olur.
Dünyaya getiren olmuşsun Ata,Yarattın mazlumu zalim mukadderata.Zalimi, zorbayı verdin azata,Cefayı çekene lazım değilsin.Ali´ye Zülfikâr verdir kırdırdın,Allahın emri diye emirler verdirdin.Helalı, haramı kendin yedirdin.Senden gelen bal olsa zehir olur lazım değilsin.Ali´nin emeklerini verdin suya,Kurban olayım o güzel boya.Ebu Cehil gibi düşersin kuyuya,
Çikaran yoktur, lazım değilsin.
Gizemli şiirlerinde öne çıkan ayrıntı her zaman öze dönüştür. Nefsini islah etmeyi ve ilme yönelmeyi tavsiye eden şiirlerinden şu örnek dikkat çekicidir.
Şeriatla, tarikattan ikrarın bendini,İkrarda erkek, dişi yok, tanı kendini.Marifetle, hakikatta yokla kaydını,Nefsini öldürene alda gel beri.Nefsi Şeytan olan kendisinedir,Yıkılmış viran olmuş bir binadır.Çekmiş hançerini Şimir-i fenadır,Yol Yezidinden uzak olda gel beri.Şeriat nikâhtır, erkeği, dişisi hakdır.Tarikat ikrardır, erkeği dişisi yoktur.Marifetli, hakikatli diyen yalanci çoktur.Onlara laneti yapta gel beri.………………………………..Şeriatın yolu, tarikata gider,Tarikatta ikrar imana gider.Marifette canını Hakka kurban eder.Hakikatta niyazla, kurbanın alda gel beri.Yeryüzünde ki yanlışların arkasında gördüğü sebepleri ise şöyle değerlendirmektedir.Kanun görmemiş Allahın vücut azası,Mukadderatta yazdığı kader kazası.Kur´anla İncil´dir Allahın kanunu,Şeytanın eline vermiş her yanını.Edip eyleyen her şeye kadir Allahtır,Sözlerim doğrudur, yemini billahtır.Söz ve şiirlerinde tepki gösterdiği değerlerden biri de Boz Atlı Hızır´dır. Gerek Dersim Vakası nedeni ile ve gerekse diğer konularda sitem ettiğini görmekteyiz.Hızırda bir imdat olmadı,Alevileri düşman elinden almadı.Hızır Alevilere borçludur,Hemde gayet çok borçludur.Hızır nerde kaldı, kesilen kurbanları görsün,Tutulan oruçların ve lokmaların hesabin versin.Abayı ceddimizden bu ana kadar çağırıyoruz,Hızır kavuş carımıza diye bağırıyoruz.Hangi darlıkta, esirlikte kurtarmış ?,Düşman dibinden mi sarsıp aktarmiş ?.Düşman daima Alevilere galiptir,
Aleviler düşmana daima mağluptur.
Halka en çok önerdiği şey okumaktı.’’Okuyup devlet dairelerine yerleşin ve fakir fukarayı, mazlumu YENİ BİR DERSİM KATLİAMINDAN koruyun’’ sözünü sürekli söylerdi. Bu yüzden de gençlere çok önem verirdi. Gençlerini okutması için yaşlılara tavsiyelerde bulunurdu. Yoksulluk içinde çocuklarını okutan insanları takdir eder, oku(t)mayan insanlara da Cahil derdi. Gençlerin okuyup ailelerine, çevrelerine ve halkına faydalı olmalarını isterdi. Dünya malına fazla ehemmiyet vermezdi. Bununla birlikte oldukca tutumlu bir yaşam tarzı vardı. Lüzumsuz masraftan, süs ve lüks yaşam tarzından hoşnut olmazdı. Mertliğe, misafirperverliğe, dayanışmaya çok önem verirdi. Hiç kimseyi dışlamazdı. Varlıklı ailelerin zenginliklerini toplum içinde öne çıkarmasını hiç hoş görmezdi. Mali zenginliğin, gönül zenginliğine hizmet aracı olmasını arzu ederdi.Her zaman doğru olmayı, iyi ahlakı, büyük-küçük sevgisini, mütevazi ve alçak gönüllülüğü, önermiş, kan davalarından, kinden, nefretten, kibirlikden, zalimlikten, şiddetden, yalan-dolandan, kul hakkından uzak durmayı öğütlemiştir.O dönem yöre geleneklerinden toplumsal bir sorun olan Başlık parasına açıkca karşı çıkardı.(23) Başlık parasının bir yıkım olduğunu, bu geleneğin kesinlikle Alevilere yakışmadığını ve kalkmasını tavsiye ederdi. Anne- babalara “Allahın emri tek degil, çift taraflı olur. Bu yüzden evlendirmek istediğiniz kız ve oğlanın bir birlerine muhakkak gönlü olmalıdır” derdi. Feodalizmin çözülme süreci ile birlikte azalan Başlık parası geleneği , onun başlattığı girişimlerle Erzincan civarında daha süratle çözülmüş ve SÜT HAKKI adı altında kızın annesine sunulan küçük bir meblağ dışında oldukca azalmıştır. Gelinen süreçte Başlık parası artık yadırganır olmuştur.
Kız veya erkek evladı arasında asla ayrım yapmazdı.”Hepsi de evlattır. Yeterki hayırlı olsun” derdi. Kadın hakları konusunda Hz. Fatma´yı öne çıkaran bir çok şiiri vardır.
Erkektir, dişidir diyene lânet, Hatice, Fatimeden alındı himmet.İkrar kapısıdır, farz ile sünnet,Kablel Entemutu alda gel beri.Yol Yezidi daima yolu bozar, Şeytanın kuludur, eyleyin hazar.Hatice, Fatime ona lâneti yazar,Nâr-ı cehenemi sal da gel beri.……………………………….Doğum ile isbat olundu vücut,Rahmet çesmesi Fatimeden mevcut.Cümlemiz bir birimize eyledik sücut,Talipten ötesi yok dediler.Evlilikte tek eşliliği savunan ayrıca şu şiiri vardır.Buyruğun gömleği ikidir,Biri nikâh çekmez çekidir.İki can bir gömleğin hakkıdır,
Hakkın emri ceset ile candır.
Hasan Efendi büyük bir yurtseverdi. Ulusal Kurtuluş savaşını desteklediğini ve Atatürk (Dersim olayında sitem etmektedir) devrimlerini onayladığını pek çok şiirinde dile getirmiştir.(24) Özelikle Ulusal Kurtuluş Mücadelesi hakkında pek çok şiiri vardır.
İbadet düşmana karşı cephe almaktır,Düşmanı ülkeden sürüp atmaktır.Mustafa Kemal düşmanı çıkardı ülkede,Düşmandan bir eser kalmadı ülkede.Atatürk kötümü etti, hey gidi yaramazlar,Namusunu, vicdanını arayıp soramazlar.Namazı arayan düşman elinde esir olur,Olanca kazancını elinden çıkarıp fakir olur.Haince nankörlük yapmayın Atatürk için,Sizi düşman esaretinden kurtardı, düşünün.Mustafa adına Atatürk giydirdiler,Sırmalı kürkün hayırlı olsun dediler.Mustafa Kemal gitti Hacı Bektaşa,Malını has etti Cemal Kardaşa. (25)Cemal elini vurdu dalına,Kuvvet verdi, ayağına koluna.Alınan kuvvetle Rumları aldı, sattı ( 26) Sürdü Rumları denize kattı.Türkiye´nin kızlarını, namusunu düşman aldı,Düşman ordusuna ateş saldı.Şimdi Nurcular Ataya lânet okuyorlar,
Yeniden halı, kilim örneği dokuyorlar. ( 27)
Başköylü Hasan Efendi söz ve şiirlerinde açık bir şeriat karşıtıdır. Bunu sohbetlerinde de dile getirirdi. İbadetin şekil ve biçimde olmayıp özde olmasını savunurdu. Buna rağmen Erzincan civarındaki Sünni / Hanefi inancından olan vatandaşlar Hasan Efendiye çok yoğun bir saygı duyarlardı. Hiç kimse onu incitmeyi, onunla tartışmayı göze alamazdı. Bundan kaçınırlardı. (28) Tartışdıklarında ilahi bir gücün kendilerine ceza vereceklerine inanırlardi.
Şeriat namazla, oruçla değil,Hakkın Cemaline, didarına eğil.Şeriatın manası şerri at,Gönlünü Hakkın emri rızasına kat.Doğru ol, dogru tut emri,At sırtındaki semeri.(29)Namaz, oruç, cami sendedir,Bilirmisin, imam, iman kandadır.Ahmak mihrapla kıbleyi senden ara,Önüne verme, çevir didara.(30)Nurcular Muaviye´nin dölü,Ömer´den alıyorlar yolu.İmamla, iman kalb evinde kimdir kurtaran seni,Kalpteki dev´i (31) çıkarırsan kalbin olur Hakkın evi.İnsan olan Hakkı ibadeti kendinden bilir,Şerri atmaz isen sana kim şefaat verir.Sonra şefaat menziline giremezsin, ( 32)Eğer Hakkı fehmedip kendinden bilemezsin. Hasan Efendi şeriatcıları, zalimleri ve riyakârları aynı kategoride değerlendirir.Yavuz´la Muaviye´nin tefrikatı birdir,Şeytan bunlar arasında gizlenmiş sırdır.İslam içerisinde çok tefrikat yaptılar,Hakkın emri rızasından dışarı saptılar.Hacabaş hiç kalmazdı İslam olurdu,
Hakkın emri rızası yerini bulurdu.
Hasan Efendinin bazı söz ve şiirlerinin anlamını pek çok insan farklı yorumlamaktadır. Bir çok şiirinde Alahı suçlayan sözleri için bazı kimseler “Güç ve kudreti eline geçiren zalim Devlet adamları için “ derken, bazı kimseler de “Anlamını biz bilemeyiz. Manevi anlamda söylemektedir” (33) Veya “ Bizim çapımızı aşar, Efendinin bir bildiği vardır” şeklinde değerlendirmektedirler.
Allahtır sebep olanların başı,Kurumaz oldu gözlerdeki yaşı.Allahtır eşkıyaların başı,Hille, fırıldakla dönüyor işi.Fırıldağı çevirdikce Şeytanı kalkar,Milletleri bir birine düşman ederek yakar.Allahın emriyle Şeytan dönüyor,İnsanları yakıp yandırıyor.Sanmayın Şeytan Allahtan sürgündür,Allah ile beraber, toylu, düğündür.Biri birinden hilebaz, fırıldakcı desise,Yazdıklarımdan alın doğruca bir hisse.Allahın emrine, sözüne inanmayın,Sakın, sakın inanıpta kanmayın.Allahtır milletleri birbirine takan,Allah değilmidir, varıp kül edip yakan.Nice bin kez gelip gittim,Ancak kemalet sırrına yettim.Özümü, sözümü kâmile kattım,Katılan söz ikrar imandır.İmtihan olduk, imtihan bitti,Kırk birde defterine kaydetti.(34)İkrar, iman carımıza yetti.Dünya ahiret korkusu yok dediler.Alevi-Bektaşi inancında büyük yeri olan Pir kavrami için bağlılık ve karşılıklı denetleme anlamında şiirleri vardır. Pir´de taliptir kendini bilirse,Sarraf kıymetlidir cevahir alırsa.Talibi okutur, manadan dersini alırsa,Talip hırstan, nefsden beri olursa.Galip Hakkın emri kanun, buyruktur,Güzel manalı dersleri fazladır, çoktur.Haktan ayrı, gayrı yoktur, emrine tabidir,Ak defterde okunan talip hesabıdır.Bu yol talip üzerine kurulmuş,Haktan böyle emir fermen verilmiş.Ulu divanda talip olanı seçerler,Talip yoluyla Hakkın kapısını açarlar.Talip yolun buyruğu malıdır,Hal içinde hal olmuş, halidir.
Başköylü Hasan Efendi, Cem ayininde kadın ve erkek, 7 den 70 e tüm Canların bir bütün olarak orada yerini alması gerektiğine inanır.Özellikle 40 lar Cem´ine çok önem verir. Buraya sadece Taliplerin girmesi gerektiğini ileri sürer. Bir beyanında şöyle demektedir. “ Sadece Cem evinde değil, her nerede olursa olsun kendi ailesi ve kocalarından başkası haramdır. Cem kapısı Fadime kapısıdır. O kapıya Talip olanlar girer. Başkası giremez. Aralarında erkek - dişi yoktur. Cümlesi birbirine kardeş, bacıdır. …..O kapıdan içeri Hak var. Hak, sağı, çürüğü, haklıyı, haksızı ayıracak Ulu divandır. Cem Hakkın evidir.Hakkın evinde yalan, dolan, fuşku, ficur, haset, fesat, kin, kibir, gurur, adavet, kıy, kıybet, dedikodu yoktur. Çünkü o Cem, şek(il)siz, şüphesiz Ulu Yaradanın Hak kapısır.(35)İslam dininin, Hz. Muhammed´in Hakka yürümesinden hemen sonra yolundan ve amacından saptırıldığını söyler. Hatta bu konuda Hz. Muhammed´in eşi Ayşe´yi, Ehl-i Beyte cephe aldığı için çok ağır dille suçlar. Kuran-ı Kerim´in eksik toparlandıgını, 116 sure 6666 ayet varken , şimdi elde 2 sure ve 365 ayetin eksik toplandığını (toplattırıldığıniı vurgular. (36) Yolun Emeviler döneminde iyice saptırıldığını, Eba Müslüm´ ün Horasan isyanı ile yıkılıp yerine Abbasi Devletinin ( Miladi 750) kurulmasından sonra, onlarında zulüm yapmakta Emevilerden geri kalmadığına değinir.Osmanlı döneminde Hacı Bektas-i Veli´nin , kurucu Osman Beye (1299) desdek sunmasını doğru bulmaz. Aynı şekilde Balım Sultan´ı da çok kötü suçlamaktadır. Ancak Yavuz Selim´in Anadolu Alevilerine yaptıkları katliamları çok daha ağır yermektedir. Cumhuriyetin kuruluşunu ve Atatürk devrimlerini açık bir şekilde desdeklemesine rağmen gelinen süreçte Türkiye Cumhuriyetinin, Alevilere yaklaşımda Osmanlının devamına dönüştüğünü vurgulamaktadır. Siyasal liderlerden Süleyman Demirel´i çok ağır bir dille eleştirmekte, onun Saidi Nursi ile birlikteliklerini, dolayısı ile şeriatcı ve gerici akımların sistem içerisinde ki rollerini irdelemektedir. Kısaca söylemek gerekirse bu gün yeni konuşulan boyutları 40- 50 sene önce söylemiştir. Türkiye´nin başına bela olan, ülkeyi çok yönlü siyasal çalkantı ve çıkmazlara sürükleyen sağcı iktidarların politikalarını sürekli eleştirmiştir.Hasan Efendi Başköy´de yaşadığı evde Hakka yürümüştür.(37) Anlatılanlara göre aynı gün şu şiiri kaleme almıştır.Mürşüd olanın doğrudur özüHakka doğru gider yolu iziNur ile nurlanır Cemali, yüzüZatsız, sıfatsız mürşüd olurmu ?Mürşüdün kalbi nur ile doludurHakkın emri-rızasının oğlu, kuludurİnsanların açılan sevgili gülüdürKara çalıdan açılan gül mürşüd olurmu ?Ben mürşüdüm diyen yalancı kezzapCaferiyim deme, mezhebin hangi mezhep ?Narı cehennemde çekecek azapHakkın emrini tutmayan mürşüd olurmu ?İkrarsız kimin malı helaldır kime ?İnanmıyan baksın kitabı cimeHakkı görmiyen gözler gelsin avucumaKendini görmiyen kör mürşüd olurmu ? ( 38)Taus-u Melek´te Alim-i ulema idiBenlik gururla silindi kaydıHakkın divaninda ayağı kaydıÖzünde gurur olan mürşüd olurmu ?Gönlü gözü var dünyalıkta Yolu zulüm kalmış aralıktaCan gözü ile görmiyen kalır karanlıktaCanan´a ermeyen mürşüd olurmu ?Mürşüd şeriatın şerrini atarMalını tarikatın varına katarMarifette kıymetli cevahir satarHakikat damgası olmayan mürşüd olurmu ?Bir bakış ile dört köşeyi görmeliHakkın gizli sırlarına ermeliDost evine edep ile varmalıGüzelde gözü olan mürşüd olurmu ?Hasaniyem , mürşüdüm dükkânı cevahirdirNüfusu dağları, taşları eritirDiriyi öldürür, ölüyü diriltirBöyle bir makamda olmayan mürşüd olurmu ? Hasan Efendi, Erzincan ve çevresinde bir efsanedir. Onu yakından tanımayan, toplum üzerindeki etkisini görmeyen sağlıklı değerlendiremez. Hakka yürümesindenden bu yana uzun süre geçmesine rağmen unutulmamasını, ıssız Başköy yollarının gelen ziyaretcilerle dolup taşmasını anlayamaz. Onun toplum üzerinde bıraktığı derin etkiyi görebilmek için araştırmacı-yazarlar henüz hayatta olan ve onu yakından tanıyanlarla görüşüp fikirlerini almalı, bunun sosyolojik boyutlarını derinlemesine irdelemelidirler.Akın akın türbesine koşan bu ziyaretçilerin kimi ona bağlılığını yenilemekte,(39) kimileri de manevi mirasının gelecek nesillere aktarılmasını arzulamaktadırlar. (40) Ancak gerek köy ve gerekse Türbe, sosyal ve siyasal olumsuzlukların pençesinde can çekişen bir kültürün ayakta kalan son kalıntıları olarak Hasan Efendinin ağzından bizlere seslenmektedir. Millet sizin için yandım tutuştum,Gerçek erenlerin yurduna düştüm,Düşmanınıza dost olandan kaçtım,Yazıyı yazın mezarım kaybolmasın (41)Aleviliğin ve Bektaşiliğin zengin kültür birikimini, felsefi güzelliğini ve evrensel kucaklayıcılığını omuzlayacak, ileriye taşıyacak emin eller aramaktadır. Bu felsefenin son erenlerinden biri mirasina el atılmayı, örneğin bir Vakıf kurularak kazanımlarının topluma aktarılması görevi ile karşı karşıyadir. (42)
DIPNOTLAR1-Çayırlı´nın eski ismi Mans´dır.Erzincan´dan 114 km.uzaktadır. Kuruluş tarihi bilinmeyen Mans, 1071 Malazgirt savaşından sonra sırayla Mengücekoğulları´nın, Anadolu Selçukluları`nın ve İlhanlılar´ın egemenliğine girer. 1401 tarihinde Osmanlıların eline geçti. Kısa bir dönem Timur imparatorluğunun ve Akkoyunlular´ın hakimiyetine girdi. 1473 de yeniden Osmanlının eline geçti.( Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ile Fatih arasında yaşanan Otlukbeli savaşının geçtiği yer Mans toprakları içindedir.) 1916 yılında Rus işgaline uğrar. 1917 Ekim devriminden sonra şubat 1918 yılında Rus ordusu geri çekilir.2-Bir dönem Nahiye olan Başköy´ün hangi tarihlerde kurulduğunu tesbit edemedim. Eski Başköy harabe ve kalıntıları büyükce bir köyü andırır. Kanaatimce 80-100 hanelik bir yerleşim yeriydi. Sürekli göç veren ve giderek küçülen Başköy kısa bir süre önce yerini yeni kurulan köye bıraktı. Yeni Başköy 15 hanelik bir köydür ve eski köyden bir kaç yüz metre mesafededir. Yeşili olmayan, kendini yeterince ifade edemeyen bu köyden sayısız tahsilli insan, bürokrat çıkmıştır. 2000 Yılında köyü ziyarete gittiğimde yaşlı bir Dede çocuklarının tümünü okuttuğunu, oğlunun birinin Hakim, bir diğerinin ise Mühendis olduğunu söyledi. Ayrıca köyden çıkan eğitimli insan sayısının çok fazla olduğunu belirtti. Bunda Hasan Efendinin insanları okumaya teşvik edişinin payını bilemiyorum. 1970 Yıllarda Ankara Mezarlıklar Müdürü olan Alişan Canpolat, (Hasan Efendinin yakın akrabasıdır) daha sonra politikaya atılmış ve CHP Ankara Milletvekili secilmiştir.Eski Başköy´de gördüğüm diğer bir ayrıntı ise tarihi zenginliği oldu. Köyde ki hemen her mezar üzerinde çok çesitli figürler vardı. Örneğin dualar, maniler, koç ve benzeri hayvan figürleri, Türk bayrağının ay-yıldızı, çeşitli estetik görüntüler…vs. Bir mezartaşı ise bıyıklı- heybetli bir erkek heykelini andırıyordu.İstanbul´da ikamet eden ve o an izinli gelen bir bey bana tarihi evini gezdirdi. 108 yıl önce Michael adlı bir Ermeni taşustası tarafından yapıldığını söylediği, muazzam bir kültür hazinesini çağrıştıran evin çökmek üzere olması içimi sızlattı. Çeşitli oyma taşlar, taşüstü süslemeler, büyük emek verilerek yapılan kabartmalar, ağaç oymalar ve süslemeler..vs. Ev sahibi tavanda yarım kalan bir direk tepeliğini göstererek, Ermeni adam çok marifetli ve gururlu bir ustaymış. Bu tepeliği oyarken gece oyma bıçağını çalmışlar. Ve o da kızgınlıkla işi terk edip gitmiş. Bu yüzden bu oyma tepelik yarım kalmış” dedi. Bir küçük müzeyi andıran evin harap halini görünce fotoğraflarını çektim ve ertesi günü daha önce tanıştığım Çayırlı savcısı ile birlikte İlçe Kaymakamına giderek durumu arz ettim ve buranın koruma altına alınması için girişimde bulundum. Kaymakam Bey çok memnun kaldı ve durumu not ederek gereken girişimde bulunacağı sözünü verdi. 3-Keşiş dağının yüksekliği 3000 metredir ( Ali Kemali, Erzincan- 15 Ağustos 1931 Erzincan Valisi) ve üstünde ki krater Aleviler tarafindan kudsi görülen Ağırgöl (Aygır gölü) adında bir ziyarettir. 4- Bu tesbit 2000 yılı itibarı ile geçerlidir.5-Başköylü Hasan Efendi sadece koyun eti yerdi. Sığır, manda, keçi ve kümes hayvanlarının etlerini yemezdi. Bazı kimseler keçi etini yememesini, keçinin kuyruğunu dik tutarak EDEP yerinin görünmesine bağlarlar. 6-Hasan Efendinin soyadı Canpolat´tır.Kendi tabiri ile adı Haso´dur.7-Ancak Başköy ve yakın civardaki bazı köylüler, başta Hasan Efendinin aşireti olup halk arasında Kör Kureyş´ler olarak bilinen ve talipleri olmayan Dede´ler genellikle Başköylü Hasan Efendiyi sevmez ve ona çeşitli onur kırıcı unvanlar takarlardı. Örneğin Üçkağıtcı, yalancı...vs8-Hasan Efendinin Hakka yürümesindan bir kaç yıl önce aldığı sadakaları yoksullara verme alışkanlığını bıraktığı, en azından zayıflattığı biliniyor. Bu konuda şunları söylemiştir. "Yaşlı eşime bakması için gelinimin gözünü doyurmaya mecbur kalıyorum"9-Bu yazının sahibinin ailesi bu konuda yüzlerce örnek vermektedir. Örneğin---A---Babam´a (Yıl 1959. Çayırlı´ya bağlı Bulmuş / Balaban Çiftliğinde) "Birileri evinizi yıkmak isteseler bile onlara karşı silah kullanmayacaksınız, O zaman Haso sizinle beraberdir" dedikten çok kısa bir süre sonra arazi anlaşmazlığı yüzünden silahlanan bazı köylüler bize ait bir mereğin çatısını yıkarlar. Silahını kapan babama, komsumuz Şahhüseyin Sarıkaya Dedenin eşi engel olur ve "Hasan Efendinin sözlerini unutma" der. Babam sakinleşerek geri döner. Mahkemeyi, dolayisi ile sorunlu araziyi babam kazanır.---B-Babam ve Amcam anlatıyorlar. 1946 Yılında Tercan İlçesine bağlı Elmalı Köyünde mehtaplı bir gece de ışıl ışıl ışıyan Ay´a dönerek. Kürtce / Zazaca “Asme, Asme Amerikan be Ruş vejinere tu ser tu sere ci kene. Rındekiya tu bozmiskene” der. Türkçesi “ Ay, Ay, Amerikalılarla Ruslar üstüne çıkacaklar ve üstünde sıçacaklar. Güzelliğin, zerafetin bozulacak.” Anlamı ‚’’Ey Ay. ABD ve Ruslar seni keşfedecek ve sırlarını deşifre edecekler.Gizemin çözülecek.(K.B.)Henüz Uzay calışmalarının ve Aya Astronot gönderilmesinin teorilerinin bile olmadığı bir tarihte bu söz söylenmiştir. ABD ve Sovyetler Birliği uzay çalışmaları üzerinde yaptıkları yarış da ilk defa 27 yaşındaki Rus Askeri pilot Juri Gagarin 12 Nisan 1961 tarihinde Aya ayak basmıstır.---C--- Babam anlatıyor. “Birgün ben, Hanım yengen, (amcam Mehmet Ali Balaban´in eşi) ve Kilise (Yeni adı Balyayla) köyünden Kudanlı Dedelerden Seyyit Mehmet Kudali birlikte Ağırgöl´e ziyarete gidiyorduk.(Amcam bu tarihin 1964 yılı olabileceğini söyledi) Görünürlerde hiç kimse yoktu ve biz bir vadiden geçerken yukarıdan taşların yuvarlandığını gördük. Seyyit Mehmet başladı Efendiye özenerek Milpet ziyaretine “Sen bana keramet mi göstermek istiyorsun ?” diye küfür etmeye. Ben bundan alındım. Ziyarette Hasan Efendiyi gördük. Lokmalar dağıtıldıktan sonra Seyyit Mehmet´in yolda ettiği küfürleri Efendiye anlattım. Efendi çok Celallendi (hiddetlendi) “Sen o taşları kendine attın” dedi. Sonra başladı anlatmaya.“Babam ben çocukken hakka yürümüş. Ben bir gün rüyamda babamı gördüm. Bana Dersim´de İbrahim Dedeye git, emanetini al dedi. Ben de kalktım İbrahim Dedeye gittim. Emanetimi almak için geldiğimi söyledim ve rüyamı anlattım.Bana 3 defa -“Sen İbrahim Dedenin oğlu musun?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. Çıkardı bana Babamın beratını verdi ve “Sen artık serbestsin. Bundan böyle ziyaretlerden icazet almaya gerek kalmadı” dedi. Peki senin elinde beratın, mührün var mı? Neye dayanarak küfür ediyorsun“( Hasan Efendinin bahsettiği İbrahim Dede Sinemili Ocağındandır ve İmam Muhammed Bakır evlatlarından geldiği ileri sürülmektedir. Türbesi Erzincan´a yaklaşık 30 km. mesafede, Kemah´a bağlı eski adı ile Gamarik nahiyesi civarında, ulaşıma elverişli bir yerdedir. 1933 yılında Hakka yürüdüğü zannediliyor. Hakkında keramet sahibi olduğuna dair bol miktarda rivayet mevcuttur. Hasan Efendi bu zat için “Bizim üstadımızdır.Ben ondan feyz aldım“ deyimini kullandığını bir çok kişiden duydum.10-Kamer Dede halk arasında Ağa ismi ile tanınır. Sıra ile Emine, Naciye, Ali, Makbule, Fadime, Hasan, Elif, Erengül isimli 8 çocuğu vardır ve hepsi evlenmişlerdir. İstanbul, Kartal / Yakacık´da ikamet eden Kartal Belediyesinden emekli Muhasebeci Ali, öğrencilik yıllarında bir dönem spora ilgi duymuş ve Boks dalında bir çok müsabakalara katılmıştır. Küçük kardeş Hasan da İstanbul, Alibeyköy´de ikamet etmekte ve inşaat işleri ile ilgilenmektedir.11- Annem anlatıyor.” Bir yaz günü Efendi bizim evde idi. Masaya büyük bir karpuz getirdik ve kesdik. Karpuz oldukca kırmızı idi ve iştah kabartıyordu. Efendi birden bastonunu alarak sağına soluna sanki bir köpeği kovar gibi öfke içinde “ Hoşt defol, uzaklaş” seslendi. Biz hiç bir şey görmemiş ve anlamamıştık. Efendi ne oldu? Niye celallendin? Diye sorduk. Dedi ki “ Karpuz çok güzel görünüyordu ve nefsim çekti. Şeytan nefsimi bozmak ( irademi kırmak-K. B. ) için karpuz kılığına girmiş. Hemen fark ettim ve kovdum”. Efendi karpuzu yemedi. Anlamı. İnsanoğlu iradeli olmalıdır. Altına girdiği hükümlülükleri yerine getirmelidir. Nefsi konusunda iradesini zorlamayan, nerede durması gerektiği konusunda zorlanabilir.(K.B.)12-Burada kast ettiği insanlar Alevi inancına mensup insanlardır.13-Kendi deyimi ile adları Milpet Kardeşler olarak geçen 3 Yatır´ın sadece kendisini desdeklediğini ve onun yanında yer aldıklarını, azınlıkta kaldıkları için Dersim Vakasına engel olamadıklarını beyan etmiştir.14-Tunceli15-Halk arasında da Düzgün Baba´nın toplarının olduğu, Dersim Vakasının son günlerinde Düzgün Baba´nın top atışı ile Dersim savunmasına geçtiği inancı mevcuttur. Daha sonra Hasan Efendi, “Düzgün Babanın Topları” olarak bilinen bu taşları alıp firlatmış ve sağa-sola dağıtmıştır. 16-Derviş Cemal bu yörede bir ziyarettir ve aynı şekilde seceresi olan bir Ocak / Aşirettir.17----1.Bayar Hükümeti. 1 Kasım 1937----11 Kasım 1938---2.Bayar Hükümeti. 11 Kasım 1938…..25 Ocak 193918-Bu yörede Eşperek, Karataş”, Semek…gibi köylerde öğretmenlik yapmıştır. Bu köylerin bir kısmının isimleri gelinen aşamada devlet tarafından değiştirilmiştir.19-Derya- i Umman Okyanuslar kadar bilgi sahibi olmak demektir. Bu deyim Alevi-Bektaşi, Şair ve Halk Ozanları tarafından da çok sık kullanılmaktadır. Anlamının Arap yarımadasında ki Umman Denizinden geldiği sanılmaktadır.20-Yörede ki Aleviler yaşca kendisinden küçükte olsa Dedelere saygı gösterir ve ellerini öperler. Bu davranış ona saygı ve Ceddine bağlılık anlamına gelip, ayrıca alçak gönüllülük ifade etmektedir.21-Evlatlığı Kamer Dede ve sözüne güvenilir bir çok insanın söylediklerine göre gençliğinde bir çok kötü alışkanlığı yanında Gülebağ´lı Postuklu Dede ile birlikte esrar içmişlerdir. Yirmiye kadar çok bela çektik,Bir iki tarlaya tohumu ektik.Yirmi birde nikâh altına girdik,Ondan sonra haram yok dediler.Bu şiire göre ve bazı beyanları ile kendisini yakından tanıyanlar “Bir zamanlar Hasan Efendinin 2 kadınla ilişkisinin olduğu” anlamında yorumlamaktadırlar. 22-Hasan Efendinin babaannesi Emine, dedem Mehmet Balaban´ın öz halasıdır. Aile büyüklerimin anlattıklarına göre 1934 / 35 yıllarında bir gün Tercan Elmalı köyünde ki evimize gelir. O sıralarda ailemiz oldukca yoksul düşmüştür ve dedem gurbettedir. Aile fertlerimize şöyle der. ”Rüyamda Nenemi gördüm. Bana dedi ki. Babam gilin evinin direği eğilmiş. Git onu düzelt. Siz Haso´ya yardımcı olursanız evin direği düzelecek. Bunun için doğru olun.Çalışın.Hileden, şerden kaçının. Haso o zaman sizinle beraberdir”.Bizimkiler Hasan Efendiye çok ilgi duyar ve bağlanırlar. Kendilerine adeta manevi bir kuvvet gelir. Kısa süre içinde aile toparlanır. Dedem ve ağabeyi Hüseyin Balaban, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük ve en önemli projelerinden biri olan Devlet Demiryollarının yapımında yıllarca çalışır ve sonuçta bir dönem Türkiye çapında aranan Tünel uzmanları olurlar.Türkiyenin en büyük TCDD projelerinde onların imzası ve emeği vardır.Böylece ekonomik ve sosyal olarak toparlanırlar.Bizim kendi evimizde Hasan Efendinin ayrı bir yeri vardı. Kendisine SADECE GELDİĞİNDE YATMASI için ayrılan bir döşek, ayrı bir tenceresi, kaşığı , tabağı vardı. Hatta aile büyüklerimiz yıllarca gönüllü olarak kendisine evimizin mahsulü olan koyun yoğurdundan yapılan çökelek hazırlarlardı. Hiç kimse onun özel eşyalarını kullanmaz ve özel bir itina ile kollarlardı. Konağımızın oturma damının altındaki 5 ağaç direkten birinde onunla ilintili kutsal olduğuna inanılan taşlar ve sakalından teller falan vardı. Evde biri hasta olduğunda sakalı suyun içine tutulur ve bir kaç yudum içilirdi. Hasta olan kişinin çok kısa bir süre sonra iyileştiğine defalarca şahit olmuşumdur.( Bu hastalıklar kanser, verem gibi ağır hastalıklar değillerdir, örneğin baş ağrısı, mide bulanması, yüksek ateş…vs.)23-1959 yılında bir gün bizim eve ziyarete gelir.(Bu olayı ailemde bir kaç kişiden dinledim) O gün tesadüfen komşularımızdan Şahhüseyin Sarıkaya Dedenin kızı Firdevs´in, Çayırlı / Mantara köyünden Zeynel Dedenin oğlu Ahmet ile düğünü vardır. Kızın babası , Hasan Efendiye gelerek düğüne gelmesini ısrar eder. Hasan Efendi .” Sen düğün sahibisin, bir hayli misafirlerin gelecek. Onlarla ilgilenmen gerekecek. Ayrıca gençler eğlenmek, oynamak belki içki içmek isterler. Ola ki benim orada bulunmam dolayısı ile rahat etmeyebilirler , ayrıca ben içki içilen sofraya oturmam, bu yüzden gelmiyeyim“der. Şahhüseyin Dede ise “Onların hepsi bir tarafa, sen bir tarafa“ diyerek ısrarla alır götürür. Bu arada oğlan babası Zeynel Dede, bazı misafirlere başlık parası olarak kesilen 1000 liranın, 500 lirasını ödemiyeceğini, hem mali durumunun iyi olmadığını, hemde zaten başlığın çok yüksek olduğunu fısıldar. Bunu duyan kız babası “ Zeynel Dede ne demek 500 lirayı kesmek. (birinin adını anarak) Filancanın kızına daha yüksek başlık parası kestiler, benim kızım ondan aşağı mı?, ben hakkımı kimseye bırakmam“ diyerek öfkelenir. Oğlan babası ise mali durumunun iyi olmadığını, anlayış göstermesini söylemesine rağmen ikna edemez. Tam o arada Hasan Efendi, kız babası Şahhüseyin Dedeye dönerek ”Şu milletin huzurunda 1000 liranın tümünü bağışlayacaksın” der. Kız babası şaşkınlıkla “Efendi bu olacak şey mi? Ne demek 1000 liranın hepsini bırakmak? Diye tepki gösterir. Hasan Efendi bunun üzerine “Madem sözümüz dinlenilmiyor neden beni düğüne davet ettin? Diye sorar. Zor durumda kalan Şahhüseyin Dede “ Efendi madem sen öyle takdir etmişsin, ben de almıyorum. Sana 1000 lira değil, bütün varım-yoğum, hatta canım feda olsun’’ der. Ve böylece başlık parası geleneğinin en etkili olduğu bir dönemde belki ilk defa başlık parası alınmamış olur. Hatta gelenekler çerçevesinde kızın ağabeyi Ali Baba´ya hediye (halet) edilmesi gereken saat de alınmaz.Hasan Efendi oradakilere şu nasihatte bulunur. “Başlık parasını bir yarış olarak kullanmayın. İlle de kızıma çok mal vereceğim diye de oğlan ailesini fazla başlık ödemeye zorlamayın.Oğlan ailesi AYIP OLMASIN diye sizin istediği parayı ya borç alarak, yada bazı mallarını satarak temin etmeye çalışacaktır. Düğün sonrası oğlan ailesi düğünün mali yükünü azaltmak için yeni evli oğlunu gurbete gönderecektir. Kaldi genç yaşta nikâh altına aldığınız gençlerin ayrı kalmasının vebali sizin omuzlarınızda olacaktır. Bunun için kızınıza fazla mal vermek için ne kendinizi zorlayın, nede oğlan ailesini… İmkanlarınız ne kadar müsaitse kızınıza o kadar mal verin ama SAKIN BAŞLIK PARASI ALMAYIN “ der. 24- Evlatlığı Kamer Dede bu konuda şöyle der. “Babam Atatürk´ü severdi. Yanliz Dersim olayından dolayı da sitem ederdi. Bir gün şöyle dedi . ‘’Eger Atatürk yurdu kurtarmamış olsaydı şimdi bizim ismimiz Konstantin falan olurdu“25- Hasan Efendinin burada kasettiği Cemal kardeş kanaatimce bir dönem Hacı Bektaş Dergahında oturan Cemalettin Efendidir. Mustafa Kemal , Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaptıktan sonra Ankara´ya giderken yolda ( 23- 24 Aralık 1919) Hacı Bektaş´a uğrayıp Postnişin Cemallettin Efendiyi ziyaret eder. Hatta orada bir gece kalıp Cem´e katılır ve Ulusal Kurtuluş Savaşı için desdek ister. Cemalettin Efendi , Mustafa Kemal´ i dinledikten sonra sorar. “Paşam yurdu düşman işgalinden kurtardıktan sonra Cumhuriyeti kuracak mısınız ? “ Mustafa Kemal “Evet hedefimiz budur“ der. Bunun üzerine Cemalettin Efendi “ Paşam o zaman biz de sizin yanınızdayız“ diyerek Ulusal Kurtuluş Mücadelesine açık desdek verir. Daha sonra tüm Anadolu ve Balkanlarda ki Ocaklara ve Tekkelere elçiler göndererek Alevi ve Bektaşilerin bu savaşa aktif katılmasıne katkı sağlar. Cumhuriyet kavrami henüz çok yenidir, ancak özellikle Balkanlarda ki Bektaşi Tekkelerinde konuşulmaktadır. Aleviler ve bilhassa Bektaşiler Cumhuriyetin ne demek olduğunu biliyorlardı ve bu savaşa bilerek -isteyerek katılmışlardır.26- Burada kastedilen Rum kavrami işgalcı batılı emperyalistlerdir. ( K. B.)27- Bu mısrada kast edilen “Yeniden, halı, kilim örneği dokuyorlar“ sözünün anlamı tarafımdan anlaşılamamıştır.28- Aile Büyüklerim dahil bir çok kişiden duydum. Hasan Efendi bir tarihte Hac´ca gider. Alevi olduğunu bildikleri için Hac´ca birlikte gidenlerin bir kısmı yolda kendisini denize atmak isterler. Efendi onlara “Beni denize atın ki Hac´ınız kabul olsun” deyince gelenler korkar ve bundan vazgeçerler. Ancak Cidde´ye giderken onu uçağa almazlar. İndiklerinde Hasan Efendiyi kendilerinden önce orada görürler.29- ’’At sırtındaki semeri’’ deyimi normalinde çok ağır bir ithamdır. Ancak hurafelere inanan, özü ve sözü bir olmayan veya gözü kapalı bir inancın peşinden sürüklenmenin İNSAN olmakla bağdaşmayacağı açıktır. Hacı Bektaş Veli de bir sözünde şunu söyler. OKUNACAK EN İYİ KİTAP İNSANDIR. 30- Her ne ararsan kendinde ara,Kudüs´te, Mekke´de, Hac´da değildir. ( Hacı Bektaş Veli ) 31- Kalpteki Dev. Burada kast edilen kötü niyet ve düşüncedir. ( K. B.) 32- Şefaat İslam dininde Mahşer günü Hz. Muhamed´den niyaz dilemektir. Hasan Efendi bu şiirinde şeriatçıların bu şekilde Hz. Muhammed´den şefaat bekleyemeyeceğini ileri sürmektedir. ( K. B.) 33- Bakınız. Dipnotlar 9 C34- Gerek İslam dininde ve gerekse Alevi inanç gurubunda 40 yaşı Kemalete ermek demektir. Hz. Muhammed´in 40 yaşında Peygamber olduğu bilinmektedir. Hasan Efendi bu şiirinde de 41 yaşında Kemalete erdiğini anlatıyor. (K.B.)35- Varlığın Doğuşu. Beyan eden Başköylü Hasan Efendi. Yazan Pir Sultan ÖZCAN. Sayfa 138-140 . İstanbul 1992. 36- Kuran-i Kerim´in eksik toplandığını iddia eden ve tamamını kendi olanakları ile toparladığını iddia eden yazarlardan biri de Malatya´lı yazar Halil Öztoprak´tır. İddiaları üzerine hakkında çeşitli davalar açılmıştır ve hepsinden de beraat etmiştir. Halil Öztoprak bu konuda çok geniş ilmi araştırmaları olan bir yazardı. 3 tane kitabı yayınlanmıştır. Maddi olanakları yetmediği için Kuran-i Kerimi tevsirler halinde basma girişiminde bulunmuş ve bu teşebbüsünü tamamlayamadan 60 lı yılların başında hakka yürümüştür. Bir çok yakındımdan şunu duymuştum. Hasan Efendi, yazar Halil Öztoprak´ı çok içtenlikle desdeklemiş ve halkın ona Halil Kuran-i diye hitap etmesini tavsiye etmiştir. 37-Anlatılanlara göre o gün Hasan Efendinin misafirleri vardır. Efendi ev halkına bir kaç defa “ Acele edin, yoksa yemek ortada kalacak “ der. Misafirlerden biri “ Efendi ne demek oluyor bu ?” diye sorunca, cevaben “ Yolcu yolunda gerek” yanıtını alır. Acele edilip sofra hazırlanır. Yemek yendikten sonra Hasan Efendinin yatakta hareketsiz duruşu dikkati çeker. Yanına yaklaşılınca görülür ki Hakka yürümüştür. Tarih -1 Temmuz 197338- Bu dörtlük Türbesinde mezar taşına da yazılmıştır.39- Ziyaretçilerin genel istem ve dilekleri.A-Hasan Efendiye bağlılıklarını vurgulamak için gelenler. Bunlar ona olan sevgi ve inancı içlerinde taşımakta, kuvvet aldıkları manevi güce şükranlarını sunmaktadırlar.B-Şükran ziyaretinde bulunanlar. Genellikle aile bireyleri yurt dışında olan, bati veya güney sahillerine göç eden aileler. Bunlar izine geldiklerinde, memlekette kalan yakınları ile birlikte kalabalık bir aile topluluğu olarak ziyarete gider ve manevi bağlılıkları yanında, sağlık ve esenliklerinin devamı, kurulu düzenlerinin sekteye uğramaması dilek ve temennileri içinde sükranlarını sunarlar.C-Hasta olanlar. Ağır ve tedavisi zor bir hastalığa yakalananlar. Ziyaretlerinde gözyaşı dökerek niyazda bulunur ve şifa talep ederler. Bir kısmı gelirken oruçludurlar. Dua eder, ağlar ve merhamet dilenirler.D- Kısmet dileyenler. Halk arasında ki adı ile ‘’Murad’’ isteyenler. Gelin ve damat adayları, bir kız veya oğlana aşık olup muradının yerine gelmesi temennisinde bulunanlar. Kendi olanaklari ile sorunlarını çözemedikleri için desdek arayanlar, aile zoru ile istemediği biri ile evlendirilmek istenen kızlar, sevdigi kız ile evlenmesinde problem yaşıyanlar, aşık olduğu kişiden olumlu yanıt alamayanlar, kendi deyimleri ile ‘’Helal süt emmiş’’ gelin arıyanlar, oğullarına hayırlı bir nasip dileyen analar...vs.Evladı olmayan aileler, çocukları hep kız olduğu için erkek evlat isteyen anneler, sağlıklı doğum yapmak dileğinde olan hamile kadınlar, hayırlı evlat isteyen atalar..vsE-Başı darda olanlar. Örneğin bir yakını cezaevinde olanlar, ağır bir borç yükü altında ezilenler, oğlu askerde olup sağ- salim tezkere almasını isteyen analar, gurbetten gelmeyen veya kaybolan yakınından haber alamıyanlar.F-Destur isteyenler. Örneğin yeni yapacağı evin temelini atmadan önce gelip cesaret, güç- kuvvet dileyenler, yüzünün akı ile bir işin altından kalkmak isteyenler. Yeni aldığı arabasının trafikte kaza ve belalardan korunması, açtığı dükkân veya işyerinin gelir getirmesi dilek ve temennilerinde bulunanlar.Aldığı diplomanın uğurlu olmasını dileyenler. ( Örneğin mezuniyet töreni sonrası öğretmenler, ehliyet alan şoförler, her hangi bir kursu bitiren kursiyerler..vs) G-Yakınları ile birlikte gelen meraklılar. Hasan Efendiye inanmayan, ancak yakınlarının ısrarlarına boyun eğenler. Hoş görü veya tevazü göstererek gelenler. Türbeyi ve Başköyü merak ettikleri veya canı sıkıldıkları için gezi niyetli gelenler. H- Takiyyeciler. Esasta Hasan Efendiye bağlılık veya inanç için değil, kendilerini inanıyor gibi gösterenler, bu görüntü ile eleştirilmekten veya dışlanmaktan çekinenler. I-Çıkarcıler. Gelen ziyaretçilerden sadaka dilenenler, Türbe üzerinde yapılan pazarlığın uğurlu gelecegine inanlar. Kendelerini inançlı göstererek birilerini etkileyeceğini düşünen işbilirler.J- Tövbe için gelenler. İşlediği bir kusur veya suç için vicdan azabı çekenler. Suçun cezai yaptırımından korkup en az bedelle kurtulmayı umanlar. Artık yanlış şeyler yapmayacağına karar verip geçmişin izlerini silmeye çalışanlar, yaşamlarında yeni bir sayfa açma umudu taşıyanlar.K- Araştırmacılar. Tarihçi veya sosyal bilimciler. Bilim adamları. Psikologlar. Alevi ve Bektaşi öğretisini yerinde görmek için analiz edenler. Kültürü ileri nesillere taşımak için belge toplayanlar, arşiv yapanlar. Yazarlar, çizerler. Bazı yerel politikacılar.Bir kısım ziyaretçiler Türbeyi ziyaret eder, mezarın yanında dua eder, uzanır ve uyumaya çalışırlar. Rüyasında Hasan Efendiyi görmenin uğur getireceğine inanılır.40- 2000 Yılının Ağustos ayında yakınlarım ile Hasan Efendinin Türbesini ziyarete gittim. O gün 1 kamyon, 2 traktör, 4 minibüs ve bir kaç otomobille en az 100 kişi ziyarete gelmişti. Kesimevinde kurbanlar kesildi. Lokmalar dağıtıldı. Ziyarete gelenlerin içinde Gaziantep´ten gelen bir Ocakzade, Ordu´lu olup yakınlara arı kovanları getiren, Sünni-Hanefi inancından Laz kökenli mesleği arıcılık olan bir vatandaşımız, Erzincan´lı olup yurdışında yaşayıp Mersin´e yerleşen ve oradan gelen bir kişi de vardı. 41-Hasan Efendinin MEZARIM KAYBOLMASIN şiiri oldukça uzundur42-Bu yazının hazırlanmasında kaynak sunan Hasan Efendinin manevi oğlu Sn. Kamer (Ağa) Canpolat Dedeye, Varlığın Doğuşu adlı kitabında Hasan Efendiyi anlatan Sn. Pir Sultan Özcan´a, Amcam Sn. Mehmet Ali Balaban´a ve Babam Sn. Haşim Balaban´a teşekkür ve şükranlarımı sunarım.Not. 1--.Varlığın Doğuşu, Beyan eden Başköylü Hasan Efendi kitabına yönelik bir takım ciddi eleştiriler duydum. Eleştirileri başta arastırmacı-yazar Amcam Sn. Mehmet Ali Balaban, Kamer (Ağa) Dede ve oğlu Sn.Ali Canpolat olmak üzere pek çok kişi yapmıştır.Eleştiriler özetle 2 noktada yoğunlaşmaktadır.A- Hasan Efendinin, Mustafa Kemal Atatürk´e , Dersim vakasında çok sitem etmesine rağmen büyük sevgisi olduğu, devrimlerini desdeklediği, ancak kitapta bunun yeterince işlenmediği iddia edilmektedir.B- Sn. Pir Sultan Özcan´ın, Hasan Efendiye özgü bazı deyimlere kendi yorumlarını kattığı, özünden saptırıldığı ileri sürülmektedir. Sn. Ali Canpolat kitabın akıcı yazılmadığını da eklemekte ve yeni bir kitap yazılması görevini üstlenen Çayırlı-Kelmizi köyünden olup İstanbul, Büyük Çekemece´de ikamet eden Sn. Hasan Turan´a, kendilerinde olan bazı yazı ve belgelerin verildiğini , ancak bir gelişme sağlanmadığını bildirmektedir. Evimizde Hasan Efendininde kutsi değerleri asılan Teberik direği Ailemiz ve çevremiz üzerinde büyük etkisi olan ve hatırası önünde hürmetle eğildiğim Hasan Efendi adına hazırladığım bu yazı için bana sunulan tüm kaynak ve tarihleri tek kelime eklemeden olduğu gibi aktardım. Anlatılan ve çok ilginç olan, insanları gerçekten düşündüren bir çok olayı, tarihlerini ve yerlerini net olarak tesbit edemediğim için yazıya almadım. Araştırmacı- yazarlara ve ilgi duyan Can´lara ithaf olunur.Not. 2-İleride Hasan Efendiyi konu edinen ayrıca bir kitap hazırlamayı düşünüyorum. Bu konuda ellerinde her hangi bir malzeme, belge, duyum, rivayet, veya benzeri kaynak olanların bana bildirmelerini rica ediyorum. Bu konuda kendilerine çok müteşekkür kalacağım. Gerekirse ayağına giderek her türlü görüşmeyi yapabilirim.Ayrıca bu yazıya eleştirisi olanlarında aynı şekilde bana baş vurmalarını rica ediyorum. Dostça uyarılar her zaman bizi daha büyük yanılgılardan geri alacaktır.

Viyana Alevi Kültür Birligi Yönetim Kurulu Üyesi