KARIŞIK

16 Şubat 2016 Salı

OF ALİMLERİ

GAGOŞİMZADE MEHMET EFENDİ
 Kakoşimzade (veya Gagoşimzade)  Hacı Muhammed Efendi olarak ta yöre ile ilgili birçok kaynakta büyük âlim olarak geçerse de hakkında biyografik bilgiler yoktur. Sadece bir kaynakta dip not olarak eski 1881 tarihli salnameye göre Of müftülerinden Mahmut Zühtü Efendi ile ilgili biyografik bilgiler verilirken onun babası yada amcasının Çaykara Şur (Şahinkaya) dan Koskoroğullarından meşhur alim Hacı Osman Efendi’nin, Gagoşimzade Mehmet Efendi’nin hocası Sürmeneli Hacı Hasan Efendi’nin hocası olduğu şeklinde bir ifade vardır. Buradaki bilgiye göre Mehmet Efendi Çaykara Şerah (Uzungöl) köyünden olup devrin büyük âlimlerindendir[1]. Yine aynı kaynakta (s.457 de) eski Of müftülerinde Kadızade Hacı Salih Efendi’ye icazet verdiği yazılıdır. Bu büyük âlimin aktif görevde olduğu tahmini tarih 19. yüzyılın son zamanları olduğudur. Ancak yapılan araştırmalarda adı geçen âlimin Anaso’lu olduğu hakkında bilgilerde vardır. Öğrencileri arasında Gorgoraslı Zilik Hacı Numan Efendi ve Şurlu Mahnida Müslim Efendi gibi önemli âlimler de bulunmaktadır.

GARGAR MÜSLÜM EFENDİ
Çaykara’nın merkezinden olup Çaykara Merkez camisini yaptırmıştır. Mezarı oradadır. Farsça ve Kelam ilminde çok ileri idi[2]. Çaykara’nın en tanınmış din âlimlerindendir. Kondu’da uzun yıllar müderrislik yapmıştır. Talebeleri arasında Kondulu meşhur Mustafa Sıtkı Cansızoğlu’da vardır.

GORGORASLI HÜSEYİN EFENDİ

Hakkındaki bilgiler sadece bir kaynakta birkaç cümledir. Buna göre “Kalkandere Medresesi, 1.Dünya savaşı öncesi çevrenin en büyük medreselerinden biri idi. Birinci Dünya Savaşı ile bölgeyi terk eden medresenin müderrisi Ganiömerzade Mahmut Efendi, savaş bittikten sonra da çok yaşlı ve hasta olmasından dolayı medreseye gelip müderrislik yapamaz. Birkaç yıl boş kalan bu medreseyi Çaykara Gorgoraslı (günümüzdeki Çaykara Eğridere köyü) Hüseyin Efendi adlı genç biri tekrar faaliyete geçirmeye çalışır. Fakat kısa zaman sonra medreselerin kapatılması yüzünden buradaki görevinden ayrılmak zorunda kalır.[3]

GÜLHANOĞLU SÜLEYMAN EFENDİ
1293 (H) 1876 yılında Zeno (Ulucami) köyünde doğdu.  Görhanoğlu Süleyman Efendi diye de anılır. Soyadı kanunuyla Aygün soyadını almıştır. Cumhuriyetten önce Of’ta 20 yıl süreli mustantik (sorgu hâkimliği) görevini yürütmüştür. Tarihi yazıları atışma ve destanları vardır. Çaykara’da daha çok destanları ile Of’ta ise görevi sırasında gösterdiği adaleti ile tanınır. 12.4.1948 tarihinde vefat etmiştir.”[4] Onun 29 Temmuz 1929 yılındaki sel felaketi ve toprak kayması yüzünden kendi köyü olan Zeno köyü ile ilgili olarak yazdığı destanı yörede en çok söylenenler destanlar arasında olup bir bölümü şöyle idi:
“Bu yıl Temmuz ayında
Koptu bir Nuh tufanı
Ey fani dünya fani
Görmedim bir sefani
Eyleme bana surat

Böyle devam ederse
Zeno kopar yakında
Kimse olmaz farkında
Bu felaket hakkında
Edelim bir teksirat

Çok kimseler oldular
Hem canından hem malından
Zenonun zevalinden
Bir parça ehvalinden
Eyleyelim tefsilat

Seylap yıktın Zeno’yu
Camiyide bırakmadın
Su ile de akmadın
Zengin fakir bırakmadın
Koyvermedin hasılat

Zeno durdu kopmaya
Ağladık zarı zarı
Sanki aldı nazarı
Kadahorun pazarı
Doldu taş toprak zemmat

Of yüz otuz muhtarlık
Zeno idi birinci
Ne koyun var ne keçi
Ne gala var ne gilici
Nede bir yerden irat”[5]

GÜVELİ HAFIZ MEHMET (Hacı sarmusakoğlu)
Hayrat Yalavaslı köyünden ağalardan Habib Ağa’nın oğlu olup yüzünde güve görünümünde hastalık işareti olduğundan Güveli Hafız Efendi olarak tanınmıştır. Çok güzel sesi vardı. Genelde kendi köyü Yalavaslı, Müzgar gibi Of ve Hayrat çevresi köylerde hocalık ve imamlık yaptı. Oğlu Hayrat ve çeşitli kazalarda nahiye müdürlüğü yapmıştır.

GÜVELİOĞLU HÜSEYİN EFENDİ
    Rize’nin Kalkandere ilçesi Hüseyin hoca köyüne adını veren Müderris Hüseyin Efendi’nin ataları Of Hayrat’a bağlı Küçük Meseroş (Göksel) köyünde yaşarlardı. Aileden bir kol sahile yakın arazilere yerleşmek için kuzeye doğru yola çıkarlar. Bunlar Sivane köyü’ne yerleşirler. Burada Güvelioğulları olarak anılırlar. Güvelioğullarının bu kolundan gelen Müderris Hüseyin Efendi’nin dedesi Çakır Ali, babası İshak Efendi’dir. Sivane köyünde 1833 yılında doğmuş olup aynı köyde 1888 yılında 55 yaşında iken ölmüştür. İlk eğitimini köy camisinde köy imamından alır. Daha sonra İstanbul’a giderek burada eğitimin tamamlayıp müderris olur. Buradaki talebe arkadaşlarından biri olan Güneyce/ Vardalı Osman Niyazi Efendi’den önce icazet alır. Aynı hocalardan aynı eğitim almalarına rağmen Osman Niyazi’den on sene daha önce kendi memleketinde müderrisliğe başlamıştır.
1869 yılında Karadere merkezde Osman Niyazi ve Hüseyin Hoca önderliğinde bir medrese yapılarak müderrisliğine Müderris Hüseyin Efendi getirilir. Daha sonra bu medrese çevre halkının yardımları ile genişletilir. Özellikle Müderris Hüseyin Efendi’nin bacanağı Kahvecioğlu Mansur Efendi’nin de yardımları ile medrese büyük bir külliye haline getirilir. Rize ve çevresinin en büyük medresesi olur. Bu nedenle bu bölgenin adı 1913 yılından sonra medrese mahallesi olarak değiştirilir. Müderris Hüseyin Efendi, 1886 yılına kadar burada tek başına müderrislik eder. Fakat tek başına yetmeyince Zisinolu Ganiömerzade Mahmut Efendi’yi yanına çağırır. Medresenin yanında büyük bir cami inşa etmeye başlar. İlk dönem talebelerine icazet verir. Ancak ikinci grup talebelerine icazet vereceği sırada hastalanır ve 2 Aralık 1888 tarihinde vefat eder. Vasiyetinde ölümünde evinin önünde gömülmek istediğini belirtmesine rağmen, medresenin önünde gömülmesinin daha uygun olduğu düşüncesiyle medresenin batısında (Bugünkü Kalkandere Hükümet Konağı’nın arkasındaki Belediye Lokali’nin yerinde) açılan mezara gömüldü. Yaptırmaya başladığı camide 1889 yılında tamamlanarak ibadete açıldı. Yerini Zisinolu Mahmut Efendi alarak ondan kalan bütün görevleri yerine getirdi.
1305 H. (1889) tarihli Trabzon Salnamesi’nde bu medresede 74 talebenin öğrenim gördüğü belirtilir ki bu rakam Rize’nin hiç medresesinde yoktur.
1916 yılında Rusların bölgeyi işgali üzerine medrese kapanır. Rusların geri çekilmesinden sonra ise Ganiömerzade Mahmut Efendi’nin çok yaşlı olması nedeniyle gelememesi üzerine medrese açılamaz. O arada Çaykara Gorgoras (Eğridere) köyünden genç bir müderris olan Sadzade Hüseyin Efendi, medreseyi yeniden faaliyete geçirmeye çalıştı ise de kısa zaman sonra 1924 yılındaki eğitimin birleştirilmesi ve medreselerin kapatılması kanunu nedeniyle medrese kapatıldı. 1930 yılında buranın nahiye müdürü tarafından bu çevrenin en büyük medresesi yıktırıldı. 1932 yılında medrese etrafındaki mezarlarda kaldırıldı. Bu nedenle 44 yıl önce ölen Müderris Hüseyin Efendi’nin mezarı toprağı ve kemikleri ile birlikte yerleştirildiği yeni tabut ile orada bulunan akrabaları tarafından mezar taşları ile birlikte alındı. Köyünde evinin önünde gömüldü. Böylelikle daha evvel hoca efendinin istediği vasiyeti de yerine getirilmiş oldu.
Müderris Hüseyin Efendi’nin iki defa evlendiği rivayet edilmektedir. İlk evliliğini kendi köyünden olan Karaibrahimoğlu ailesinden bir hanım ile yapmış olup bundan çocuk sahibi olmamıştır. İkinci evliliğini ise Kalkandere Aksu mahallesinden Kakoyanoğlu İbrahim kızı Raziye Hanım ile yapmıştır. Raziye hanımdan olan oğlu Şemsi 1889 yılında yani babasının ölümünden bir yıl sonra ölmüştür. 1874 doğumlu kızı Şerife akrabası Arif oğlu Osman Efendi ile evlenmiş olup 1908 yılında 34 yaşında ölmüştür. Sadettin adlı oğlu 1916 yılında 36 yaşında öldü. Kemal adlı oğlu 1917 yılında 32 yaşında öldü. Son kızı Safiye amcası Halid’in oğullarından Muhammed ile evlenmiştir.
1913 yılında Rize ve çevresindeki köy adları değiştirilirken Sivane köyünün adı Hüseyinhoca köyü olarak değiştirilir 1928 ve 1933 yıllarındaki Dâhiliye Vekâleti Türkiye Köy Adları listelerinde yer alır. Ancak daha sonraları bu ad İncirli olarak değiştirilir. Köylü bu değişime itiraz eder ve muhtarları İbrahim Mollaibrahimoğulları’nın da girişimleri ile bu ad tekrar Hüseyinhoca köyü olarak değiştirilir.[6]
Günümüzdeki Çalekli Dursun Efendi adıyla meşhur olan ünlü din alimi Dursun Fevzi Güven ile aynı akrabadan olup aile lakapları Güvelioğulları’dır.

GÜVELİOĞLU MAHMUT EFENDİ

Çalekli Dursun Efendi adıyla tanınan Dursun Feyzi Güven Efendi’nin oğludur. Bir kaynakta “Ord. Prof. Oflu Dursun Efendi’nin unutmak nedir bilmeyen, keskin zeka sahibi oğlu merhum diplomasız tarihçi ve kelamcı Hacı Mahmut Efendi” olarak geçmektedir.[7] Aynı kaynakta onun öğrencilik hatıralarına yer verilirken kendi ifadesiyle “1941 yılı itibarıyla sonradan İkizdere müftüsü olacak olan Varda (Güneyce) İkizdereli Hafız Memiş Atay, sonradan Yozgat müftüsü olan meşhur kurralardan Hafız Hüseyin Hatiopoğlu ve Efendi’nin büyük oğlu Mahmut Güveli ve İkizdere ilçesi Varda (Güneyce) li meşhur kurra Hafız Hayrullah Atay’ın oğlu Hafız Osman Atay ile Hayrat ilçesi Hundez (Güneşalan) Hacı Tahir Efendi medresesinde başladık”[8] derken babası Çalekli Dursun Efendi’den 1941 yılında eğitim alan üst düzey dört talebeden biri olduğu ortaya çıkar.

HACI ABDULLAH EFENDİ HOCA ( BAHADIR)
Of Çoruk (Çoruh-Erenköy) köyünde doğdu. Baba adı Tahir’dir.İstanbul Ayasofya, Beşiktaş ve Yeni Cami’de vaaz verebileceğine dair belge örneği vardır. Daha sonra Of Çoruk (Erenköy) köyündeki köy camisinde hatiplik yapma beratı vardır. Bunlardan anlaşıldığına göre 1332 H. 1334 H. Yıllarında İstanbul Ayasofya, Yenicami ve Beşiktaş camilerinde sohbet ve vaaz verebilmekte idi. 1334 H. Yıllarından sonra da köyünde imam- hatiplik yaptığı ortaya çıkmaktadır. Muhacirlik yıllarında muhacir olarak Sinop şehrindeki daha önceden imamlık yapan akrabalarının yanına gittiler. Daha sonra Sinop’taki Karasu’ya bağlı Hamidiye köyüne imamlık yapmaya gitti. İki yıl imamlık yaptıktan sonra işgalinde sona ermesiyle köyüne gelerek imamlığa devam etti Daha sonra Samsun Kavak ilçesinde imamlık yaptı. 1956 yılında misafir olarak oğlunun yanına İstanbul’a gitti ve orada bir tren kazasında yaralanarak bir ay içinde öldü ve Maltepe mezarlığına gömüldü. Daha sonradan mezarlığın yerinin değişmesi üzerine mezarlığı oğulları tarafından Yeni Gülsuyu mezarlığındaki aile kabristanına nakledildi[9].

HACI ADEMOĞLU KAMİL EFENDİ
Yeşilalan köyünde 1872 yılında doğmuştur. Babası Mustafa Efendidir. Özellikle Maçka’da kalarak orada müderrislik ve müftülük yapmıştır. Yaklaşık yirmi yıldan fazla bir zaman (1905-1926) orda resmi bir görev yapmıştır[10].
 “Of’a İmam-ı İslam-ı getirdi Kemalin menbaı Mer-aşlı Osman
Ne kutsi kudrete malikti hayret, boyun eğmişti bir görmede ruhban
Dokuzyüzaltmış idi hicri yıl onu rahmetlere garketti Rahman

HACI ALBÜLHALİM EFENDİ (ERSİN)
Of’un yetiştirdiği büyük alimlerden biridir. 1872-3 yılında Yalavaslı (Hayrat- Dereyurt) köyünde doğmuştur.
 Maki köyündeki büyük alimlerden Rumelili Ali Efendi’den, köyündeki büyük alimlerden Hasan Efendi’den, Hopşeralı Hasan Efendi’den, Çaykaralı Muhammed Bahaeddin Efendi’den ders almıştır. İcazetini Hopşeralı Hasan Efendi’den almış olup Fıkıh ve Arabi dallarda uzmandı.
 En çok Of’ta müderrislik yaptı. Bir zaman da Bafra’da görev yaptı.
 Birinci Dünya Savaşı’nda Of, Çaykara ve Rize’de medrese öğrencilerini teftiş ederek asker olması gerekenleri tespit için Haksalı bir müderris ile birlikte mümeyyizlik yaptı.
Cumhuriyet öncesinde Of ve Rize’nin çevresindeki çeşitli merkezlerde müderrislik ve imamlık yapmıştır. Ancak medreselerin kapatılması üzerine Samsun ve çevresinde saat tamirciliği yaparak hayatını kazandı. Dini eğitimin serbest bırakılmasından sonra 1940’lı yılların sonlarında Of’a dönerek tekrar ilim öğretmeye başladı. Talebelerinden ilk icazetini Kono köyünde 1951 yılında Dursunali Samusak’a verdi. Daha sonra  Toramanlı (Taflancık) köyünde 1952 yılında kendi oğulları Ahmet ve Şevki’nin de aralarında bulunduğu 12 talebeye icazet vermiştir. Daha sonra Harvel köyüne geçerek Mart 1952 yılında aralarında oğlu Sabri Sarmusak ile akrabalarından Adil Sarmusak ve bunların dışında Maksut Sadıkoğlu, (Kuşbaşı) Ahmet Sadıkoğlu, Hüseyin Zengin, Bayramali Ersin Şahin gibi 16 kişiye daha icazet vermiştir. Talebe okutmaya 1960 yılına kadar devam etti. 1961 yılında kendi köyünün yaylası olan Kadınlar Yaylasındaki camide fahri imamlık yaparken orada vefat etti. Talebelerine çok düşkündü. Tüm hizmetlerini Allah rızası için yapar kesinlikle ücret almazdı.
1961 yılında ölerek köyünde kardeşi alim Ali Ersin Efendi’nin de bulunduğu aile kabristanına defnedilmiştir[11].

HACI ALİ YÜCEL EFENDİ
Son yılların en büyük din alimlerinden olan Hacı Ali Efendi 1980 li yıllarda Amasya Suluova’da ikamet etmekte idi. 1900 yılında bu günkü Çaykara’ya bağlı Kondu’da doğmuştur. Babası da ünlü din alimlerinden Yusuf Şevki Efendi idi. Ali hocanın torunu (kızının oğlu) Samsun’un eski belediye başkanlarından Kemal Vehbi Gül’dür.

Hacı Ali Yücel Efendi 1984 yılı itibarıyla dini bilgi bakımından ülkenin önde gelen din alimlerinden idi. 1984 yılında o Suluova’da iken onun yanına gittiğimde bana Of tarihi ile ilgili önemli bilgileri veren ve daha sonra rahmetli olan Hacı Ali hocamızı minnet ve şükranla anmayı bir görev bilirim[12].

HACI FEYZİOĞLU İBRAHİM (ERSİN)
Hayrat Yalavaslı köyündendir.
Medreseler kapanana kadar okudu fakat medreseler kapatılınca dini eğitim hayatı yarım kaldı. 1940’lı yılların sonlarından sonra dini eğitim tekrar serbest bırakılınca yarım kalan ilmini Hacı Abdülhalim (Ersin) Efendi’den Toramanlı’da okudu. Ancak icazetnamesini Çalekli Hacı Dursun Efendi’den aldığında 55 yaşında idi. Uzun yıllar kendi köyü ve civar köy camilerinde imamlık yaptı.

HACI FEYZİOĞLU OSMAN (ERSİN)
1933 yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğmuş olup babası İbrahim Efendi’den okumaya başladı. Sonra Çalekli Hacı Dursun Efendi’den okuyarak ondan icazet aldı. Uzun yıllar Of ve çevresinde hocalık, imamlık yaptı. Daha sonra hastalanarak uzun yıllar hasta yaşadı ve 2001 yılında öldü.
Oğlu Vahap Efendi (Ersin) Çalekli Dursun Efendi’den icazet almış olup Of ve Rize çevrelerinde imamlık yaparak emekli olduktan sonra Of’ta ticaret ve kitapçılık ile uğraşmaktadır.

HACI İLYAS EFENDİ (EROĞLU)
Of Hundez (Güneşalan) köyü müderrislerindir. Rize’de Varda Büyük Cami Medresesi’nde de müderrislik yapmıştır. Vefatı 1951 yılıdır. Asıl özelliği Nakşi tarikatının Halidî- Gümüşhanevî kolunun Şeyhi Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevi (1813 ?- 1893) halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin hilafet verdiği dört zattan ikincisidir[13].
HACI İSMAİLOĞLU İSMAİL HAKKI EFENDİ
İsmail Hakkı Efendi, tüccardan Mustafa Ağa’nın oğludur. Hacıismailoğlu olarak anılır.
1267 H. yılında Of kazası Şerah köyünde doğmuştur. İlk olarak köyündeki sıbyan mektebinde okudu. Daha sonra İstanbul’a gelerek Süleymaniye medresesinde eğitim görerek 1301 H. yılında Hacı Mahmut Efendi’den icazet aldı. Daha sonra nüvvab mektebine girerek buradan sınıfı rabi derecesi ile diploma almıştır.
1308 H. yılında Erzurum vilayetine bağlı Refahiye kazasında 1250 kuruş maaşla göreve başlamıştır. 1309 1314 H. yılları arasında maaşı 1500 kuruşa çıkmıştır. Bu tarihlerden sonra Trabzon vilayeti Kelkit kazası naibliğinde bulundu. Daha sonra 1316 yılında tekrar Refahiye kazasına gelerek kaymakamlık görevinde bulunmuştur. 1320 yılına kadar bu görevde bulunmuştur.

     HACI MEHMET ŞÜKRÜ BIYIKOĞLU

Hacı Mehmet Şükrü BIYIKOĞLU 25.03.1329 tarihinde o zamanki adıyla Of’un Lakahumruk (Çamlı) köyünde doğmuştur. Babası Hacı Şuayıp, annesi Ayşe’dir. Mehmet Şükrü’nün babası Şuayıp abisi Hacı İsmail ile birlikte o zamanın şartlarında yaya Hacca gitmiş iki kardeştir. Bu nedenle bu köyde “Hacılar” unvanı ile anılan ve tanınan tek ailedir. Halen “Hacı” olarak tanınan bu ailenin; torunları ve yeğenleri “Hacı’nın Ziya, Hacı’nın Süleyman” gibi tanıtılmaları çok ilginçtir.
Mehmet Şükrü bu ailenin tek erkek çocuğu idi. İlköğrenimini ve medrese eğitimini babası Şuayıp ve amcası İsmail’den almıştır.
Daha sonra, Of’un o zamanki müftüsü Hacı Celal Efendi’den (müftü başkanlığında toplanan ilim heyetinden) icazetini almıştır.
Uzun yıllar fahri denecek bir şekilde Of, Sürmene, Bayburt ve Rize’nin çeşitli camii ve medreselerinde çok sayıda öğrenci yetiştirmiş ve imamlık yapmıştır.
Deniz ve karayoluyla kendi yerine ve bedel olmak üzere yedi defa Hacca gitmiştir. Görevli olmadığı halde görev yapmış ve hiçbir karşılık beklememiştir.
Hacı Mehmet Şükrü; mütevazı, sade, kanaat sahibi, sabırlı, hoşgörülü, asla kimseyi kırmayan ve incitmeyen bir kişiliğe sahipti. O’nun sözlüğünde “olmaz, yoktur, hayır” gibi olumsuz kelimeler ve Türkçe’mizdeki olumsuz ekler adeta yoktu.
Dünya malına asla değer vermeyen bu kişi bolluk içinde ve biraz da fazla mal varlığı içinde olan alim ve hoca efendiler için
“Ey Of’un müderrisi
Oldun dünya herisi
Külli müsrifin haram
Yetmez miydi yarısı” 
diyerek gülerdi ve “Bende heves ederdim eğer ölmeyecek olsaydım.” derdi.
Bu her haliyle sade ve saf insan hayatına yaraşır bir biçimde son derece gösterişsiz bir şekilde 23.03.1993 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
Saf,sade,mütevazı,kanaatkar ve hoşgörü yumağı içinde Sultançiftliği’ndeki Mescid-i Selam Camii’nin kabristanlığında en kuytu ve temiz bir köşesinde yatmaktadır.[14]

HACI MEHMET EFENDİ
Of Şerah Köseli ( Çaykara- Uzungöl, Köseli) köyünde 1781 yılında doğdu. Tahsilini Erzincanlı Hacı Abdurrahman Efendi’den yaptı. Uzun yıllar kendi köyünde müderrislik yaparak icazet verdi. Talebeleri arasında daha sonradan Of müftülüğü yapacak olan Salih efendi ile oğlu Tahir Efendi de vardır. 1811 yılında Of müftüsü oldu. 1828 yılında Osmanlı - Rus Savaşlarında Ruslara karşı gösterdiği başarılardan ötürü paşalık rütbesi alarak Of müftülüğü görevinden kadılık görevine geçti. 85 yaşında 1864 yılında vefat ederek kendi köyü olan Köseli’ye gömüldü[15].

HACI MEHMET TERZİOĞLU
Hacı Mehmet Terzioğlu, 1910 yılında Çaykara Fotinos (Kabataş) köyünde doğdu. Babası 1951 yılında Artvin Ardanuç Kudur yaylasına imamlık yapmaya giderken yolda geçirdiği bir kaza sonucu öldü ve Hopa’da defnedildi. Askerliğini Erzurum’da yaptı ve ilim hayatına 41 yaşında iken babasının elim bir trafik kazasında ölümü üzerine onun ideallerini yaşatmak üzere başladı. Akdoğan köyünden H.Hasan Efendi’den icazet aldı. Of ve Akçaabat’ın çeşitli köylerinde imamlık yaparken sadece imamlık ile yetinmeyip gittiği her caminin inşaat işleriyle de uğraştı. Sohbeti hoş ve çok alçak gönüllü olan Hocaefendi’nin abdestsiz gezmediği söylenir.  25.1.1994 tarihinde Trabzon’da kızının yanında iken vefat etti ve köy kabristanına getirilerek gömüldü.

HACI MUHAMMET BAHAEDDİN EFENDİ
Hacı Muhammet Bahaeddin Efendi, Of kazasında yetişen en büyük din alimlerinden biridir. “Kadıoğlu Büyük hoca” unvanıyla tanınmıştır. Bütün Of alimlerinin üstünde bir yere sahipti.
M. Bahaeddin Efendi, Çaykara’nın Maraşlı köyünde 1260 H. (1844) yılında doğmuştur. Babası Kadıoğlu Ahmet Ağa, annesi Of alimlerinden Karaoğlu Hacıismail kızı Fadime hanımdır.
M. Bahaeddin Efendi öğrenim hayatının ilk bölümünü kendi köyünde tamamladıktan sonra Kumlu köyünde Müderris Mehmet Kamil Efendinin yanına giderek ondan icazet almıştır. İcazet aldıktan sonra dört ayda hıfzını tamamladı ve ayrıca kıraatıyla meşhur bir hafız oldu.
Of’un çeşitli köylerinde Zisino (Bölümlü), Gorgoras (Eğridere) ve Kadahor (Çaykara) da bir süre müderrislik yaptıktan sonra 1884 yılında 40 yaşında iken Of müftülüğüne getirilmiştir. Of’ta iki yıl müftülük yaptıktan sonra Bursa’ya müderris olarak atanmıştır. Daha sonra tekrara Of’ta müftülük, Trabzon Pazarkapı camisinde vaizlik yaptıktan sonra, 1898 de Çarşamba’da (Samsun’un kazası) Arnavut Alibey medresesinde müdürlük ve müderrislik yaparak, burada icazet vermiştir. Aynı yıl sonlarında Bursa’daki Şeyh Nusret Efendi Medresesine müderris olarak atanırken unvan ve derecesi de yükseltildi. Daha sonra Trabzon İdadi Mektebinde genel din dersleri öğretmenliğine getirildi. 1900 yılında ise müderrislere verilen en yüksek maaşla Bursa’daki Musluhiddinin Hameme medresesine atanmışlı rütbesiyle tayin edildi. Aynı yılın Ramazanında Mecidi nişanının dördüncü rütbesi ile ödüllendirildi. Bu ferman kitabımızda görülmektedir. 1908 yılında İzmir kadılığına getirilmiştir.Hacca gidince orada Haremin Şerifte Arapça olarak vaaz ve hutbe vermiştir. Bu durum Mekke Şerifi Şerif Hüseyin’in dikkatini çekince Şerif Hüseyin, onu evine davet etmiş ve ona iltifatta bulunmuştur.
Hacı Hafız Muhammed Bahaeddin Efendi; 6 kız, 8 erkek toplam 14 çocuk babasıdır. İkisi icazetli alim olmak üzere 7 oğlu ve 4 kızı kendisinden önce vefat etmiştir. Erkek tarafından nesli; oğlu Kemalettin Ulusoy (1901-1984) ile onun oğlu eski Samsun Belediye başkanı ve milletvekillerinden Nusret Ulusoy (vefatı 6 Mayıs 2000) ve çocukları kanalıyla sürmektedir.[16]

Hacı Hafız Muhammed Bahaeddin Efendi, 1920 yılında Samsun Çarşamba’da ölmüştür. Mezarı Çarşamba’da Orta mahalle Keten camisinin avlusundadır.

 HACI SAİD EFENDİ
Çaykara Karaçam doğumludur. Eski Of müftülerinden olup yetiştirerek din alimi yaptığı 9 evladını göreve başka yerlere göndermiş olup hepsinin tek tek vefat ettiği haberleri alarak çok büyük acılar yaşadığı kızların soyundan gelenlerce ifade edilmiştir. Günümüze ondan bir tek mezar taşında yazılı dörtlük kalmıştır.
Onun neslinden olup yaşayanların anlattıklarına göre: Said Efendi,malı- mülkü, servet-ü samanı-ı bol, Cihan müftüsü lakabıyla nam salmış, dört kız, dokuz icazetli erkek babası bir zat idi. İlmiye kıyafetiyle gezen mücaz dokuz oğluna bakmaya kıyamaz, kemnazar değmesin diye ayrı ayrı gezmelerini arzu ederdi.. Lakin kader oklarına maruz kalan bu genç alimler kısa aralıklarla vefat edince Said efendi’nin dünyası yıkıldı, ümitsizliğe karamsarlığa düştü ve gönlünün ateşini, hayatta iken mezar taşına nakşettiği şu dörtlükle dile getirdi:
“Hamdulillah ilm’ü-irfan ile bulmuşum şeref
Ah edüp gittum cihandan yoktur yerume halef
Cem’olup ahbâb-ı sâdık, her gün ağlasın beni
Dür  idim çıktım sedeften yine boş kaldı sedef”
Merhum Müfti ve Müderris
Said Efendi 1262 (1845)[17].

HACI SARMUSAKOĞLU DURSUNALİ EFENDİ
1934 yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu. Babası âlimlerden Rüştü Hacı Sarmusakoğlu’dur. İlk dini eğitimin Hundez’de imam olan dedesi Hasan Efendi’den aldı. O vefat edince 1948 yılında Kono’ya giderek Hacı Halim Efendi’den okumaya başladı. 1951 yılında ondan icazet aldı. Öte yandan okuduğu büyük âlimler arasında Hacı Abdülhalim Efendi’nin ağabeyi Ali Efendi de vardır. İstanbul’da hem görev yaparken hem de Çaykaralı Ali Fikri Yavuz’dan okudu. 1951-1958 yılları arasında fahri olarak çeşitli yerlerde imamlık yaptı. Bunlar arasında 1952-1953 yıllarında Rize Karadere’ye bağlı Fındıklı ve Afyon’a bağlı Emirdağ vardır. Emirdağ’daki imamlığı sırasında o tarihlerde orada sürgün yaşayan Said Nursî Efendi’den feyiz aldı. Ondan aldığı bir nasihatte “camide insan yok diye asla vaaz vermeyi kesme, insan dinlemiyorsa melekler dinliyordur” sözünü her daim tuttu. Burada imamlığının yanı sıra vaizlikte yaptı. Daha sonra askere gitti. 1957 yılında terhis oldu.
1958 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın açtığı müftülük ve vaizlik sınavını kazanarak aynı yıl Aydın Merkez vaizi oldu. 1959 yılında Edirne vilayeti müftüsü oldu. 1961 yılında İstanbul Beykoz müftüsü oldu. 1970 yılında ise İstanbul Merkez vaizi oldu. Bu arasa Sarıyer ilçesinde iki yıl müftü vekilliği yaptı. Emekli olmasına rağmen 2005 Nisan ayı itibarıyla hatipliğe ve vaizliğe devam etmektedir.[18]

HACI SARMUSAKOĞLU HAFIZ ESAT
Hayrat Yalavaslı köyündendir. Nüfustaki ismi said olup Hacı Sarmusakoğulları’ndan Hacı Ahmet’in oğlu Hacı Hüseyin dedesi olup babası Hacı Kasım’dır.
Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sadece çok kuvvetli bir hafız olduğu söylenir. 4 yıl boyunca Of ve Hayrat çevresinde jandarmalık yaptığından bu süre içerisinde bölgedeki eşkıyalarla sürekli mücadele yaptığından ailesinin baskıları sonucu Samsun Uzunköprü Elaldı köyüne imam olur. Burada talebe okutur. Fakat köy muhtarının onun parasına tamah ederek onu zehirlediği söylenir. 1922 yılında 34 yaşında öldürüldüğü söylenirse de resmi nüfus kayıtlarına göre 39 yaşında öldüğü ortaya çıkmaktadır.

HACI SARMUSAKOĞLU HASAN EFENDİ
Nüfus kayıtlarına göre 1290 H. (1864) yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğmuş olup 15.03. 1948 tarihinde ölmüştür. İlk derslerini ve asıl derslerini babası müderris Muhammed Efendi’den aldı. Hundez köyünde uzun yıllar imamlık yaptı ve o köyde öldü. Okuttuğu öğrenciler arasında oğulları Mehmet Efendi, Rüştü Efendi ve yeğeni İstanbul Sahaflar Derneği başkanı Adil Sarmusak ve torunu olan ve eski Beykoz müftülerinden Dursunali Samusak’ta vardır.
Arapça ve fıkıh bilgisi çok kuvvetli idi. İslamı tam yaşayan, takva sahibi, çok sakin biri idi. Derslerinde bağırıp çağırmaz ve ikna edici ses tonuyla öğrencileri ile yakın ilişkide bulunurdu. Talebeleri yanlış okuduğunda kızmaz ve gülümseyerek sadece “yalaaann” diye uzatarak seslenirdi ve öğrencileri de o zaman yanlış okuduklarının farkına vararak hatalarını düzeltirlerdi.
Oğlu Rüştü Sarmusak’ın anlattığına göre:” babasının vakfettiği medresenin çevresindeki bir yer için köylüler arasında bir tartışma vardı. Bunun çözülmesi için Rüştü’ye gitmişler ve yardımcı olmasını istemişlerdi. O da yeri veren babasına danışınca aldığı cevap ilginçti. “oğlum eskiden yerler bizim idi. Biz bu yerleri vakfettik ve bizden çıktı. Bu yerler vakıf malıdır. Ne olursa olsun vakıf malı ile ilgili yerlere karışma ve bu davaya da taraf olma” demiştir.[19]

HACISARMUSAKOĞLU İSHAK EFENDİ
Of, Hayrat Pınarca köyünden olup babası müderris Hacısarmusak Muhammet’tir. İyi öğrenim görmüş olup kendi köyünde müderrislik yapmıştır. Kaza sonucu biri tarafından öldürülmüştür[20].
Nüfus kayıtlarına göre 1.1.1940 tarihinde öldüğü görülmektedir. Babası Muhammed Efendi tarafından okutulmuş olup genç yaşta öldüğünden müderrislik yaptığı süre içerisinde icazet verememiştir. İlim adamı ve ağalık özelliği vardı.[21]

HACI SARMUSAK OĞLU MUHAMMED EFENDİ
Hayrat Yalavaslı (Dereyurt) köyündendir. Babası Hacı Ahmet Efendi’dir. Hacı Sarumsakoğulları’ndandır. 1810’lu yıllarda doğduğu sanılmaktadır. Öğrenimini kendisi gibi âlim olan babası Hacı Ahmet Efendi’den almıştır. İcazetini Hundezli zamanın en önemli din âlimlerinden Hacı Tahir Efendi’den tamamlamıştır. Hacı Tahir Efendi onun için “sen olmasaydın şahitsiz kalırdım” diyerek onun kendisi kadar bilgili talebelerinden olduğunu vurgulamak istemiştir.[22] Kendi köyünün 1831 yılında yapılan ilk camisinde fahri olarak imam olarak görev yaparken 1835 yılında bu caminin kadrolu imamlığına getirilmiştir. Bu camide uzun yıllar müderrislik yapmıştır. Yetiştirdiği öğrencileri arasında oğulları İshak ve Hasan Efendi’ler de vardır.[23]
Hacı Muhammed Efendi’nin kendi köyüne imam olması ile ilgili evrak örneği aşağıdadır.
------------- 
evrak resmi
-------------
evrağın Türkçe harfler ile tercümesi şöyledir:
“MUKTEZASI RU- USİ HUMAYUNDAN
Bu mekule karyenin kurp ve civarında edâyi salâtı mum-a ve ideyn olunur Cami-i şerif olmadığı halde, ashabi hayratın bina eylediği mescidi şerife muceddeden minber vaz-i ve ikame-i salâtı cum-a ve ideyne izni humayuni şahane erzani ve ber vechi hasbi hitabeti dahi bazi kesane tevcih oluna geldiği mesbuktur. Emru ferman devletlu sultanım hazretlerinindir. 15 R. Ahar 1251
DEVLETLU İNAYETLU MERHAMETLU EFENDİM SULTANIM SAĞOLSUN
Arzuhali ahali kullarıdır ki Of kazasına tabi Maki nam karyede Yalavaslı mahallesinde edayi salâtı cum-a ve ideyn olunur  cami-i şerif olmadığından ahali kulları usriye (zorluk) çektikleri aşikâr ve hasbeten limerzatillahi tealâ müceddeden (yeniden) bina ettiğimiz cami-i şerife minber vaziyle hutbeye muhtaç olduğundan ber vechi hasbi hitabet cihetini erbabı istihkakten El Hacı Ahmet bin Hacı Muhammed kullarına tevcih buyurulmak niyaziyle arzuhale cesaret kılındı. Merahimi aliyelerinden mercudurki ru-usi humayunda iktizası badel ihraç camii şerife minber vaziyle hitabet cihetini ber vechi hasbi merkum kullarına tevcih ve muceddeden beratı şerifi alişan sadaka ve ihsaniyle mesrur buyurulmak babında emru ferman devletlu inayetlu merhametli efendim sultanım hazretindir. Ahaliyi karye fukara kulları. 15 R. Aher 1251’de yazılmıştır.”[24]

HACI SARMUSAKOĞLU MEHMET (MUHAMMED) EFENDİ
Of’un Pınarca köyünde Hacı Sarmusak oğlu ailesindendir. Sugeldi köyünde müderrislik yapmıştır. Bölgenin en iyi âlimlerinden olduğundan diğer hoca ve din âlimleri tarafından da hürmet görürdü [25].
Nüfus kayıtlarına göre 1318 H. yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu. Babası Hasan Efendi’den okuyarak icazet aldı. Gençliğinde asıl mesleği marangozluk idi. Sugeldi köyünde müderrislik yapmıştır. Bölgenin ilmi değeri yüksek âlimlerinden olduğundan oldukça iti bar görürdü. Modern ve çağdaş bir din âlimi olduğundan kendisi gibi çağdaş bir din âlimi ve şair olan Mustafa Cansızoğlu ile iyi arkadaş idi. Hatırla konuşmaz, doğruyu olduğu gibi söylerdi.[26]
Talebelerinden Adil Sarmusak, ondan okurken şahit olduğu bir olay şöyledir: “komşu köyde birinin evini yaparken evin çatısını yapmak üzere yukarda iken biz aşağıda bekler ve o iskeleden bize ezbere ders okuturdu. Muhammed Efendi, geceleri çok geç saatlere kadar ders yapardı. 1950 yılına kadar ekmeğini marangozluk mesleğinden çıkarırken 1950 yılından sonra Rize Kalkandere camisinde imamlık yapmaya başlar ve orada öğrenci okuturdu. Zaten oraya gidiş hikâyesi de ilginçtir. Of’ta icazet öncesi büyük âlimler bir gece önce bir araya gelirler ve halkın sorularını ortaklaşa cevaplarlardı. Bir konuda âlimler anlaşmazlığa düşmüşlerdi. O arada misafirleri ağırlamak görevini yapan Muhammed Efendi, mutfağa gidip gelip misafirlere ikramda bulunurken bütün âlimler bir konuda anlaşmazlığa düşmüşler ve bir türlü doğrusunu bulamıyorlardı. O ise anlaşmazlığın sürmesi üzerine elinde çay tepsisi âlimlere “bir de şuraya baksanız orada konunun cevabını görürsünüz” dedi. İlk başlarda önemsenmeyen hoca efendinin dediği yere bakan âlimler sorunun doğru cevabını bulunca hayretler içerisinde kalmışlardı. Bunun üzere orada bulunan Karadere ileri gelenlerinden biri kasabalarına acil imam lazım olduğu için ısrarla bu hocayı istemiş ve ikna ederek kendi camilerine imam yapmıştır. Muhammed Efendi, gittiği yerde bilgisiyle kısa zamanda sevilmiş ve herkes ondan fetva almaya başlamıştır. Çünkü verdiği fetvanın kaynağını mutlaka yazarak verirdi. İlçenin müftüsü olan meşhur âlimlerden Rizeli Yusuf Efendi, onun fetva vermesinden rahatsız olarak fetva vermesini yasaklamıştı. Bundan dolayı müftü ile arası açılan Muhammed Efendi oradan Fındıklı’ya sürgün gönderildi. Emekli olana kadar orada imamlık yaptı”[27]

HACI SARMUSAKOĞLU MUSTAFA EFENDİ
Hayrat Yalavaslı köyündendir. Hacı Sarmusakoğulları içerisinde “Mollalar” diye anılan bir koldan gelmiştir. Âlim bir sülale kolundan gelmiştir. Ancak hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sadece Haksa’da uzun yıllar müderrislik yaptığı bilinmektedir. Bu sülalenin âlimleri hakkında bilgi aktaran Adil Sarmusak’ın bu müderrisin torunu ile 24.10.2004 tarihinde yaptığı görüşmede kayda değer bir bilgi alınamamıştır.

HACI SARMUSAKOĞLU RAHMİ (Sarmusak)
1937 yılında Hayrat Yalavaslı köyünde doğdu. Hafızlığını ve dini bilgilerini ilk olarak babası Rüştü Efendi’den almıştır. Trabzon’da İmam-Hatip Lisesi’ni bitirdi. Bir müddet İstanbul Beykoz’da imamlık yaptı. Daha sonra İstanbul Aksaray Valide Sultan Camisine hatip tayin edildi. Burada görevini yaparken akraba ziyaretine gittiği Rize’de 1970 yılında 33 yaşında öldü.

HACI SARMUSAKOĞLU RÜŞTÜ
Meşhur Of âlimlerinden Yalavaslılı Hasan Efendi’nin büyük oğludur. 1325 H. Yılında köyünde doğmuş olup Mayıs 1994 yılında İstanbul’da ölmüştür. Mezarı köyündedir. Babası Hasan Efendi’den okumuştur.  Okuduğu dönemde medreselerin kapatılması üzerine icazet alamamıştır. Siran’da 15 yıl imamlık yaptıktan sonra İstanbul Paşabahçe Çukurçayır, İstanbul Levent Çiçekçiler ve kendi köyü olan Hayrat Dereyurt köyünde imamlık yaptı ve en son olarak kendi köyünden emekli oldu.
Rüştü Efendi, çok sert mizaçlı idi. Yanında kimseyi şikâyet ettirmez, dedikodu ettirmez ve etmezdi. Doğrular kendi aleyhinde bile çekinmeden söylerdi.
Okuttuğu öğrencileri arasında oğulları Dursunali Sarmusak ve Rahmi Sarmusak’ta vardı. Rize Karadere’ye bağlı Siran’da olduğu müddetçe çocuklara ders verdi. Çocuklara ders vermek üzere ihtisas sahibi idi. Ayrıca sahv ve nahiv alanında uzmandı. Hafız olmamasına rağmen birçok hafız yetiştirmiştir.[28]

HACI TAHİR EFENDİ (MUSAOĞLU)
   Çaykara’nın Çoroş köyündendir. Bölgenin yetiştirdiği en büyük müderrislerden ve din âlimlerinden biridir. En çok Hundez’de (Hayrat Güneşalan mahallesi) imamlık ve müderrislik yapmıştır. Trabzon Hayrat ilçesinin eski adı Hundez denilen merkez mahallesinde takriben 1790 yıllarında medrese yaptırarak orada irşat faaliyetlerinde bulunana Hacı Tahir Efendi, Rize Karadere’de de imamlık ve müderrislik yapmıştır. Bazı kaynaklarda Hacı Tahir Efendi’nin tasavvuf alanında da çok ileri olduğu belirtilir.
“Hacı Tahir Efendi, Çaykara’nın Çoroşpaçan (Taşkıran) köyünden olup ulema sınıfından Musaoğulları’ndan Müderris İsmail Efendi’nin oğludur. 1900 lü ilk yılların büyük âlimlerinden olup yaklaşık 80 yıl önce yapılan ve günümüzde ziyaretgâh olarak ta kullanılan Trabzon Hayrat ilçesi Merkez Gümüşalan mahallesindeki cami yanındaki türbede gömülmüştür. Türbenin mimari özelliği yoktur. Rivayetlere göre bu kabrin üzerinde geceleri ışık yandığı söylenir”[29].

Of’un Baltacı deresi istikametindeki bütün köylerin üstünde ilk defa burada bu medrese (Hundez Medresesi yaklaşık 1790 yılında) kuruldu. Çevre köy gençleri hatta uzak ilçelerden bu medreseye okumaya gelirlerdi. Okuyanların çoğu bu medresede kalırdı. O devirde pek çok din alimi bu medreseden yetişmiş, o günkü şartlar altında resmi dairelerin memur ihtiyacını da karşılamıştır.”[30]
Hacı Tahir Efendi, iki haftada bir Of’a iner, orada büyük camide vaaz eder ve yine sonra Hundez’e giderdi. At ile olan bu yolculuğu sırasında Çalek’e uğrar ve arkadaşı olan Çalekli Dursun Efendi’nin babası Yakup Efendi’de misafir kalırdı.
 Allah dostu ve kalp gözü açık olan bu müderris ile ilgili birçok keramet efsaneleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
   “Rize Karadere’de imamlık yaptığı oraya büyük bir medrese ve cami yapmak ister. O zaman oradaki ağalardan biri ona cami ve medrese yapımı için yer gösterir. Ancak gösterdiği yer kendi bulunduğu yerlere yakın olan köyün yüksek yamaç yeri idi. Tahir Efendi oraya bu medreseyi yapmak istemedi.  Çünkü merkezden uzaktı ve yüksekti. Ağaya çok rica etti. Ancak ağa, ağalığını hocaya da göstermek için bu isteği kabul etmedi ve medrese yapımı için köylüye tüm malzemeleri taşıttı. Taşıma işi bittiği akşam Tahir Efendi, dua etti. “Allah’ın medreseyi aşağıya yapabilseydim ne olurdu? Diye. O gece, yüksek yamaçtaki bütün inşaat malzemeleri Tahir Efendi’nin aşağıda istediği yere geldi. Ağa “bu işi müderrisin bütün köylüye zorla yaptırdığını düşünerek çok kızdı. Ama ona bir şey demeye cesaret edemedi ama bütün köylüye ceza olarak o aşağıdaki malzemeleri imece usulü taşıttı. Malzemelerin etrafına da bir sürü silahlı nöbetçi koydu ve kim malzemeye tutarsa ve aşağıya götürmeye çalışırsa vurulmasını istedi. Nöbetçiler bütün dikkatine rağmen köylüler gelmediler. Nöbetçiler birkaç saniyeliğine uzun külahlı ve beyaz elbiseli yüzlerce adam gördüler ve o malzemeler anında yine Hacı Tahir Efendi’nin istediği yere taşındı. Bunu ağa ve nöbetçiler yaşadığı için bir daha Tahir Efendi’nin isteğine kaşı duramadılar ve Karadere’ye büyük bir medrese ve cami inşa edildi.
       Hundez’de imamlık yapmakta olan Hacı Tahir Efendi, Kono köyü’ne icazet duasına katılmaya gider. Dönüşte Topal Araboğlu’nun evinde kına varmış. Kına törenleri sırasında mermi, kemençe, gürültü, eğlence sesleri ile sanki kıyamet kopuyordu. Hacı Tahir Efendi’nin evin önünden geçtiğini duyunca hemen sustular. O geçince eski gürültü ve eğlence yine başladı. O geri geldi. Gürültüyü kesin” diye rica etti. Sesler kesildi. Ancak o gidince yine sesler bu kez daha çok başladı. Hacı Tahir Efendi’nin yüzü Kono köyü tarafında. Seslerin geldiği ev arkasında kalıyor. Yanındakiler onun rahatsız olduğunu fark edince “hocam biz gidelim, tekrar diyelim” dediler. O susmuş ve dalmış Kono köyüne bakıyor. Yine sordular, yine ses yok. Yanındaki hocalar ise kendi aralarında “Hacı Tahir Efendi çok kızdı, susalım” diye kendi aralarında karar alarak sustular. Nihayet Hoca Efendi toparlandı, kendine geldi. Ona “sen camiye git, biz onları sustururuz” dediler. Oda “hangi ev” dedi ve camiye doğru gitti. Çok kısa zaman içerisinde o evdeki herkes çeşitli nedenlerle ölür. Ev virane halini alır. Daha sonra inekler evin etrafındaki çayırlarda otlanırken eve ait sınırlara kadar otlanıyorlar ev sınırından içeri bir damla bile otlanmıyorlardı. Evin viranesi bile lanetlemişti.
      Kendirli camisinde imamlık yapan Hacı Tahir Efendi, son zamanlarda cemaatinin özellikle sabah ve yatsı namazında oldukça azaldığını görmüştü. Sonra sabah ve yatsı namazında cemaate katılmayan birini diğer namazlardan birinde yanına çağırıp sorar: “neden sabah ve yatsı namazlarına gelmiyorsunuz?” diye. O da “bu aralar tarlalarına bir çok domuzun musallat olduğunu ve tüm ekinlerini yediklerinden domuz ve çakal beklemek zorunda kaldıklarını” belirtir. Hacı Tahir Efendi onlara “siz yine cemaate katılın ben tarlalarınızı beklerim” dedi.  Hacı Tahir Efendi çok saygın biri. Onun dediklerini yapmamak düşünülemez bile. O gelmeyen cemaat mecburen namaza gelirler. Ancak akılları tarlalarındadır. Bir Hacı Tahir Efendi tek başına mı hepsinin tarlalarını koruyacaktı. Namazdan sonra herkes ekinlerinin yenilmiş olduğu düşüncesiyle tarlasına gider. Bir bakarlar ki tarlalarında ekinleri yerli yerinde duruyor fakat her tarlanın etrafında bir sürü çakal ve domuz leşi var
       Bir gelin, Hacı Tahir Efendi’ye kayınpederinin kendisine sarkıntılık ettiğini şikâyet eder. Hacı Tahir Efendi, adamı çağırır. O kabul etmez. Hacı Tahir Efendi, gece olunca o evin önüne gelir ve gizlice evi dinler. Adamın gelinine yine sarkıntılık ettiği ve gelinin bağırdığını duyunca, kendisi ile beraber gelen yanındakilere “hadi gidelim, artık bu ev ıssız bir ev olacak” der ve gider. Daha ertesi günü ev, içerisindeki insanlarla birlikte yanar ve ıssız olur.
        Hacı Tahir Efendi, imamlık yaptığı köyde uzun zaman yağmur yağmıyordu. Onu yağmur duası için çağırdılar. Kalabalık toplanmış ve onu dua yapması için bekliyordu. O, etrafını çevirenlerin huzurunda uzun süre hiç konuşmadan bekledi. Onlar dayanamayıp “efendi, sizi bekliyoruz, konuşmaz mısınız?” dediler. O ise birkaç dakika daha bekleyin yağmur bulutları şimdi Rize Kalanos köyünde, birazdan burada olur” der ve gerçekten birkaç dakika içerisinde oraya sağanak yağmur yağdı.[31]
    Hundez köyünden olan ve Hacı Tahir Efendi’nin oğlu ile arkadaş olan Hasan Akosman, Hacı Tahir Efendi’nin oğlu ile birlikte Tahir Efendi camisi yaptırmaya çalışırlar. Genç oldukları için fazla itibar görmezler. En sonunda dernek kurmaları halinde daha çok yardım toplayabileceğini öğrenirler. Kurdukları dernek ile bir taraftan yardım toplamaya başlarlar, bir taraftan camiyi yapmaya çalışırlar. O günün şartları içerisinde onların tasarladığı cami altmış bin liraya olabilecektir. Arada bir yerel gazetelerde caminin yapımı ile ilgili haber yaparlar ve dernek banka numaralarını verirler. Cami başlar ancak en fazla beş altı bin lira toplanmıştır. Bir gün dernek hesabının olduğu banka müdürü onları arar. Bankada caminin parası olduğunu ve derneğe havale geldiğini söyler. Bunlar fazla bir para beklemezler ancak bankaya gittiklerinde dernek hesaplarında kırk bin lira para yatırıldığını öğrenirler. Banka müdürü bir türlü kim tarafından para yatırıldığını söylemez. Sadece Ordu’dan paranın yattığı ortaya çıkar. Böylelikle caminin parasının çoğu miktarı hesapta olduğundan cami yapımı kolaylaşır. O sırada dış görev için yurt dışına çıkan Hasan Akosman, caminin açılışını göremez.[32]
Günümüzde yukarıda adı geçen medresenin yerine Hacı Tahir Efendi Kur’an Kursu açılmış olup 1977 yılından bu yana faaliyet göstermektedir.
  
HACI YUSUF TAŞKIN
1921 Yılında Çaykara Akdoğan köyünde doğdu. Babası Molla İbrahim Efendi, annesi Ayşe Hanım idi. Bir yaşına gelmeden annesi vefat etti. İlk derslerini babasından aldı. 12 yaşına geldiğinde babası öldüğü için bu kez Trabzon merkez vaizlerinden olan ağabeyi Kısa Hoca namıyla meşhur Molla Muhammed Taşkın’dan ders almaya başladı. 1937 yılından itibaren Hatipoğlu Hacı Osman Efendi’den eğitim gördü. Bir süre Turhal Şeker Fabrikası’nda çalıştıktan sonra Oflu Hacı Ahmet Efendi’den ve daha sonra da Hacı Hasan efendi’den ders alarak icazet aldı. Fahri imamlık yapmaya başladı. 1954 yılından itibaren ilk olarak Gümüşhane Kelkit’te vermeye devam etti ve ölünceye kadar ders verme işine devam etti. 1964-1970 yılları arasında İstanbul Beykoz’da imamlık yaptı. Adıyaman Menzil’de bulunan Seyid Muhammed Raşit Efendi’den tarikat dersi alarak tarikat dersi de vermeye başladı. 11.4.1996 tarihinde vefat etti.[33]

HALİM EFENDİ
Kendi köyü olan Tavşanlı’da icazet alıp orada müderrislik yapmış olup, sesi çok ünlü idi[34].

HAFIZ FEHMİ EFENDİ (Hacivelioğlu)
1873’te Maraşlı köyünde doğmuştur. Köyünün medresesinde ve İstanbul Beyazıt camisinde Sürmeneli Hacı Said Efendi’nin yanında öğrenim görerek icazet almıştır. Gösterdiği üstün başarılar sonucu 1907 de Kayabaşı kazasında, 1909’da da Adana’da bir kazaya naib (Kazayı yöneten kişi) olmuştur.[35] Türkçe okur-yazar ve Rumca konuşurdu.[36]

HAFIZ İBRAHİM EFENDİ
Topzade Emin Efendi’nin oğludur. 1866’da doğmuştur. İstanbul’da fıkıh müderrisliği yapmıştır. 1927de ölmüştür. Başka bir kaynakta şöyle yazmaktadır: “ Memleketi Of olup 9 Şaban 1327 ( 26 Ağustos 1909) tarihinde neş’et edenler arasında olup mektebte ihrâz ettiği derece râbi’dir. Son bulunduğu memuriyet Fâtih dersiâmlarından ve Fetvâhâne müsevvidlerindendir[37].
Fatih Camii dersiamlarından Oflu Hasan Efendi’den okuyarak icazet almıştır. Türkçe, Arapça ve Rumca dillerini bilirdi. 1325 H. (1909) yılından 1337 H. (1921) tarihine kadar Fatih Camiinde ders okutmuştur. Öte yandan bu görevini sürdürürken 1911 yılında Kasımpaşa Kadılığı’na tayin olmuş, ancak bu buradan kısa zaman sonra ayrılarak aynı yıl içersinde Fetvahane’ye dahil olmuştur. Orada Mülâzimin Odası, İkinci Sınıf Müsevvidliği, Mustanzır ve Muharrır-ı Fetâvî ve Müstediyat memurluğu gibi ilimle alakalı görevleri de yerine getirmiştir. Daha sonra Kumkapı Tavaşi Süleyman Ağa Camiinde imam ve hatiplik, Dârü’l-Hilafe Medreselerinde fıkıh ve hadis dersleri vermiştir. Bir ara Karahisar- Aziziye kadılığına tayin edilmiş ise de gitmeyip  3 Mart 1924 tarihinde Tevhidi Tedrisat Kanunu  ve Tekkelr ve Zaviyelerin kapatılması ile tekkeler ve medreseler kapatılıncaya kadar müderrislik görevinde bulunmuş olup 29 Nisan 1924 tarihinde vefat etmiştir.[38]

HANECİZADE HACI HAFIZ YUSUF ZİYA (BİLGİN) EFENDİ
Oflu din bilginlerinden Hacı Hafız Ahmet Hamdi Efendi’nin oğlu olarak 1921 yılında Of-Çaykara Akdoğan köyünde doğdu. İlmiye sınıfına mensup ve Of’un köklü bir ailesi olan Hanecizadelerdendir. Çok başarılı bir öğrenci olan Yusuf Efendi on yaşında hafız oldu.  Medrese tahsiline, aynı köyden Hacı Alizade Hacı Ahmet Efendi’den başladı. Ondan Arap dilinin önemli derslerinden olan Sarf ve Nahiv derslerini aldı. İcazet alamadan hocası öldü. Ancak Yusuf Ziya Efendi,okumasına devam ederek Of Uğurlu beldesine giderek devrinin büyük alimlerinden Mehmet Aşık Kutlu Efendi’den okudu. Ondan dini eğitimin temel bilgilerini, feraiz ilimlerini, aşere ve takrib gibi özel yetenek isteyen kıraat ilimlerini tahsil ederek tamamladı. Daha sonra askere gitti. Askerden geldikten sonra okumaya ve o arada öğrenci yetiştirmeye devam etti. Kendi köyünden din alimi Glifirzade Osman efendi, Sulazade Cafer Efendi, Hacı Hasan Rahmi (Yavuz) EfendiEden tahsiline devam ederek en son Hası Hasan Rahmi Efendi’den  icazetini 1949 yılında alarak Çaykara’nın ilk kadrolu vaizlerinden oldu. 1960 yılında Çaykara müftüsü oldu. 1983 yılında kadar çalışan Hacı Yusuf Efendi görev yaptığı her dalda görevinin yanı sıra öğrenci yetiştirdi[39]. Seksen yaşından sonra bile öğrenci yetiştirmeye devam eden Yusuf Ziya Efendi, Bursa İlahiyat Fakültesi ve diğer kurumlardan gelenlere ders vermekten geri durmadı. Onun öğrencileri yurdun her yanına dağılarak Oflu hoca ibaresini gururla duyurmaya devam etti.

HANECİZADE  HACI SALİH EFENDİ
Kırımdan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendinin torunlarındandır. Eski Of din alimlerindendir. Çaykara Yukarı Akdoğan köyünden Hanecizade oğullarındandır. Babası Trabzon’un ileri gelenlerinden Hanecizade Hacı Şerif Efendi’dir. 1897- 1991 yılları arasında yaşamıştır. Uzun yıllar özellikle Erzurum’da çalıştıktan sonra İstanbul’da da görev yaparak burada emekli oldu ve vefat etti. Uzun yıllar Erzurum’da çalıştığından ve orada evi bulunduğundan dolayı Erzurumlu Hacı Salih Efendi diye meşhurdur[40]
Soyu aslen Kırım’dan göçle Erzurum’a gelmiş, oradan da Trabzon Çaykara’ya göçmüşlerdir. Hanecizade Salih Efendi 1315 H (1899) yılında Çaykara’da doğdu. 1991 yılında İstanbul’da vefat etti. Cenazesi Erzurum’a götürülerek orada gömüldü.
Hanecizade Salih Efendi, ilk tahsilini bizzat babasından ve dedesi İbrahim Efendi’den aldıktan sonra uzun yıllar Çaykaralı ünlü âlim Velizade Tayyib Zühtü Efendi’den ders aldıktan sonra tasavvuf derslerini ve icazetini ünlü âlim Hacı Ferşat Efendi’den aldı. Yedi yaşında hafız olmuştur.
bir süre Tortum’a bağlı Kisha (Uncular) köyünde imamlık yaptı. İlme doymayan Hacı Salih Efendi, Kisha’da kaldığı bu süre içinde Vıhikli Muhammet Efendi’den de ders alarak ilmini artırdı.
Çöğender’de bir süre imamlık yapan ve burada kaldığı süre içerisinde çevresindekilerden büyük bir ilgi ve alaka gören H.Salih Efendi, 1936 yılında Pasinler’in Sivaslı Camii’nde yaklaşık bir yıl imamlık yaptı.
1939’da bir süre hapiste yatan Hacı Salih Efendi, hapishane arkadaşlarıyla birlikte güzel günler geçirdiğini anlatırken, yanlarında büyük veli, Mahmut Vehbi Efendi Hazretlerinin de bulunduğunu ifade etmektedir. Salih Efendi ilerleyen yaşlarında, Mahmut Vehbi Efendi ile birlikte hapishanede kaldıkları günlerin güzellik ve önemini ifade sadedinde, “Hayatımda ne varsa Vehbi Efendi ile geçirdiğimiz o yetmiş gündür.” diyecektir.
1948 ve 1950 yıllarında hac vazifesini ifa eden Hacı Salih Efendi, Kurnuç’ta imam olduğu sıralarda 1952 yılında meydana gelen depremde kaldığı enkaz altından sağ olarak çıkarıldı.
1967’de Erzurum’a yerleşen Hacı Salih Efendi, 1971’de İstanbul’a taşındıktan sonra, ömrünün son 20 yılını burada geçirdi. Hacı Salih Efendi 1991’da, Küçükköy’deki evinde ruhunu Rahman’a teslim etti. Alemi İslam’ın derdini iliklerine kadar hisseden Hacı Salih Efendi’nin son sözlerinin, “Bu insanlığı hali en olacak?” şeklinde olması, O’nun ne kadar dertli bir insan olduğunu göstermesi bakımından yeterli bir delil olarak değerlendirilmektedir.
Erzurum’da Hacı Efe namıyla tanınan Hacı Salih Efendi, son derece takva sahibi ve bir o kadarda mütevazı bir insandı. Cömertlik ve misafirperverliğiyle dillere destan olan Salih Efendi bu anlamda erişilmez zirvelerdeydi. Alimler Peygamberlerin varisleridir hadisinin sırrına mazhar olan Salih Efendi, bu anlamda varisi olduğu şanlı Nebinin ahlakını öylesine yaşıyordu ki, tıpkı onun yaptığı gibi, verirken bol ve gönülden vererek, kendisine bir şey kalmayacak endişesini hiç bir zaman taşımamıştır.
O bir Peygamber aşığı olduğu için, aşık olduğu sultan’ın yaşayışına, sünnetine bağlılığı had safhadaydı. İstanbul Müftü Vekili Ali Fikri Yavuz, bir haccında Hacı Salih Efendi’yle beraberdi. Salih Efendi’nin geceleri nereye gittiğini merak ediyordu, zira o zat her gün sabah namazının ardından, kaldıkları yere dönüyordu. Ali Fikri Efendi sonunda, onu takip etmeye karar vermişti. Bir gece yatağına girmiş, uyuyor gibi görünmüştü. Daha sonra da yatağından kalkıp odadan ayrılan Hacı Salih Efendi’nin peşine düşmüştü. Salih Efendi Ravzai Tahireye doğru gidiyordu. Mescidi Nebevi’nin önüne geldiğinde kilitli kapıların o zata kendiliğinden açıldığına şahit olan Ali Fikri Efendi, hemen misafirhaneye dönmüştü. Salih Efendi odaya döndüğünde ona, “Dün gece sizi takip ettim, nereye gittiğinizi gözlerimle gördüm, beni de götürmezseniz sırrınızı ifşa ederim” dedi. Hacı Salih Efendi ise tatlı bir tebessümle, “Mübarek alim, güzel rüya görmüşsün!” hitabında bulundu.
Medinei Münevvere’de yaşayan Mustafa Necati Efendi’nin meclisinde bir vesileyle bulunan Tahsin Bey, Hacı Salih Efendi’den bahsederken Hacı Efe, demişti. Sohbet esnasında birkaç kez Hacı Efe lafzı geçince oradakilerden biri Necati Efendi’ye, “Bu Hacı Efe kimdir?” diye merakla sorunca o zat, “Onun Hacı Efesi kapılar açan bir zattır.” demiştir. Salih Efendi Haremi Şerif’te dua ederken, “Ya Müfettihalebvâb” dediği anda Beytullah’ın altın kapısının açıldığını analatan Mustafa Necati Eendi, bu vesileyle Salih Efendi’nin ne derece makbul bir kul olduğunu ifade etmişti.
Aynı dönemde yaşayan Alvarlı Muhammed Efendi ile birlikte insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattılar. Günümüzde bir çok ilim adamı Hanecizade Salih Efendi’nin ilminden istifade etti. 3 Şubat 1991 tarihinde İstanbul’da vefat edince 4 Şubat 1991 tarihinde İstanbul Fatih Camisinde kılındı. Cenazesi ertesi günü Erzurum’a götürülerek Bakanlar Kurulu kararı ile Esad Paşa camisinin avlusuna defnedildi. Ancak daha sonra Erzurum Pasinler İlçesi Çöğender köyü sakinleri Hanecizade Salih Efendi’nin kabrini bir gece yarısı açıp kendi köylerinde açtıkları mezara gömdükleri söylenmektedir.[41]
Hanecizade Salih Efendi’nin Mefâtih-i Gaybiyye ve Zubdet-ül Kelam isimli iki risalesi vardır.
“Erzurum eşrafından  Sıddık Kobaza, bir gazeteye vermiş oldukları beyanatta, Salih Efendi için “Hacı Salih Efendi, geceleri hiç uyumazlardı. Bazen bizde misafir olurdu, uyumasına şahit olmazdık. Evinde misafir eksik olmazdı. Yaşlı ve hasta olmasına rağmen misafirlere bizzat kendisi hizmette bulunurdu.
Hanecizade Salih Efendi’nin kişilik özellikleri ile ilgili olarak yukarıdaki kaynakta bilgi ve anekdotlar verilmeye devam edilerek; Cengaver Taş Bey ise “Hilal” dergisinde (Pasinler Lisesi’nin yayın organı) “fevkalade mütevazi idi. Kerameti zahir ve şöhreti alemgir olduğu halde hiç kimseye tepeden bakmaz, şeyhlik tavrı takınmaz, kendileri ihvan arasında, lalettayn bir fert gibi görünür, makamını ve kerametini büyük bir maharetle gizlerdi.”
İsteyerek ve poz vererek iki kez fotoğraf çektirmişlerdir.”[42]





1944 yılında çekilen fotoğrafını aşağıda görüyorsunuz.
RESİM
Hanecizade Hacı Salih Efendi

Hanecizade Hacı Salih Efendi, nüfus kağıdında Of- Çaykara doğumlu olmasına, ailesi yüzyıllardır Of- Çaykara’da yaşamasına, ailesinden Of ve Çaykara’nın çeşitli medreselerinde bir çok müderris ve din alimi yetişmesine, hatta Of müftülüğü yapan alimler olmasına rağmen O’nun Çöğenderli olarak anılması üzücüdür. Akrabaları günümüzde dahi halen Of ve Çaykara’dadır. Babası, dedesi, amcaları orada doğmuştur. Kendiside orada doğmuştur. Bir dönem Erzurum Çöğender’de görev yapmış ve yaşamış sonra İstanbul’a yerleşmiş ve oradaki evinde ölmüştür. Bu durumda onun Çöğenderli olduğunu söylemek pek güçtür. Onun Erzurum ile ilgili din adamları veya ermişler listesinde olması da ilginçtir. Erzurumluların ona sahip çıkması güzel bir olaydır. Erzurum merkezde Hacı Salih Efendi adına bir mahalle ve bir cami vardır.[43] Bir Oflu veya Çaykaralı için hemşerilerine sahip çıkılması gurur verici olaydır. Aynı şekilde Oflu veya Çaykaralıların ona ve diğer din alimlerine yeterince sahip çıkmadığı da gerçektir. Prof unvanlı bir alimin onu Çöğenderli[44] göstermesi konusunun dikkatle incelenmesi gerekir.
Başka bir kaynakta Hanecizade Salih Efendi’nin Çaykaralı olduğu belirtilmektedir. Onun ölümü ile ilgili yazı şöyle idi:
“Son zamanların en büyük alimlerinden Çaykaralı Hacı Salih Efendi öldü. Büyük din alimlerinden Çaykaralı Hacı Salih Efendi öldü. Kırım’dan gelen ve ilk Of müftüsü olan Tahir Efendi’nin torunlarından Çaykaralı Hacı Salih Efendi (Ayrıntılı bilgi için bakınız: Haşim Albayrak, Of ve Çaykara, 2. Baskı, İstanbul 1990, s. 87-88) Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği en büyük alimlerden idi.
1 Şubat Cuma günü Küçükköy’deki evinde ölen muhterem Zat’ın cenazesi 3 Şubat Pazar günü Fatih camisinde çok büyük bir kalabalığın cenaze merasimi ile cenaze namazı kılınarak aynı gün Erzurum’a gönderildi. Erzurum’da da büyük bir cenaze merasimi yapıldı. Ünlü din alimlerinden Erzurumlu Fettullah Gülen Hoca tarafından ikinci kez kılınan cenaze namazından sonra Emir Paşa camisinin kabristanına defnedildi.
Hayatının büyük bir kısmını Erzurum’da görevli olarak geçiren Çaykaralı Hacı Salih Efendi, çocuklarının ve torunlarının yaşadığı Erzurum’da uzun yıllar görev yaptığı caminin kabristanına defnedilmesini vasiyet etmişti. Merhuma Allah rahmet etsin.”[45]

Hanecizade Salih efendi ile ilgili olarak ölümünden
sonra söylenen sözlerden bazıları:[46]
Mehmet Kırkıncı Hocaefendi.  “Ehli hal bir veli idi. Tevazu nedir onda gördük. Güzel sıfatlaryla güzel bir insandı. Ehli insaf, nadirei hilkat bir zat idi. Allah (cc) kabrini pürnur etsin.
Osman Demirci Hocaefendi Sahabemisali bir zat idi, unutulamaz bir insandı. Herkese şefkatle muamele ederdi. Bir hadisi kudsi vardır, ondaki manalar Salih Efendi’nin hareketlerinde tebellür ederdi. “Şefkatte güneş gibi olun, kusurları örtmede gece gibi olun, sabır ve tahammülde ölü gibi olun, tevazuda toprak gibi olun, cömertlikte akan sular gibi olun.” Merhum hocamız bu sözdeki manalara mazhar olmuştu.
Nazım Kıbrısî Hocaefendi : “İlim sahibi takvalı, erbabı tarikat, rindmeşrep, hoş sohbet bir zat idi. güzel haliyle makbul bir kul idi. Sâkinü’lcinan olsun.”
M. Fethullah Gülen Hocaefendi : “Salih Efendi öyle güzellikler ma’kesi bir vücudi nurani idi ki; vicdanı pakı, her an hamiyet, sadakat, vefa, mürüvvet ve celaletle bir nabız gibi atar; dimağı idraki envarı hikmet, esrarı hakikat ve ezharı fikirle zonklar ve irfan ufkunda her lahza ma’rifet şafakları birbirini takip ederdi.”
Abdulgafur Has Hocaefendi :”Ben o zatı ilmiyle amil bir alim olarak tanıdım. Mürşidi kamil idi. İbadet hususunda yirmidört saat, kendisine az gelirdi. Çok büyük zatlar gördüm, çok veliler tanıdım. Hiçbir alimi diğerinden üstün tutmayız ama, sünneti seniye’ye onun kadar bağlısını görmedim.”
Veli Velioğlu Hocaefendi: “ Dayım Mustafa Necati Efendi’nin dostuydu. Mustafa Efendi, “Salih Efendi velidir. Bütün zuhuratı öyle gösteriyor.” derdi.”
İ. Fakirullah Bilgin : “En büyük kerameti istikametindeydi. Yedi yaşından sonra üzerine şafak sökmedi.”

HANECİZADE İBRAHİM EFENDİ
Yukarı Akdoğan köyündendir. Alim bir aileden gelir. Kendi gibi oğulları ve torunlarının hemen hemen hepsi din alimleridir. Uzun yıllar Bayburt’ta müderrislik yapmıştır. Bayburt civarında Cumavanlı yaylasında mezarı vardır.

RESİM
Hanecizade İbrahim Efendi

HASAN AĞA (TORAMAN)
Mustafa devrinde (1617-1618; 1622-1623) Bâbüsaâde ağası oldu.Şehzadelere suikast azminde olmakla sarayda hattat Hasan Ağa, Deli Piri ve Sarı Veli birleşerek bunu öldürmüşler ve velinimetlerine sadakat eylemişlerdir [47]. Trabzon Hayrat ilçesindeki eski adı Toramanlı köyünün adı bu Hasan Ağa’nın çocuklarından gelmektedir. Hasan Ağa öldüğünde çocukları saklanma gereği duyduklarından en önemli saklanma yerlerinden biri olan Of kazasının ardındaki köyler olduğundan başlarına bir şey gelen devlet büyüklerinin aile ve çocukları bu tip yerlere sığınarak izlerini kaybettirirler.

HASAN EFENDİ
Mahmut Efendi’nin oğlu olup 1876 yılında Hopşera köyünde doğdu. İlk tahsilini köyündeki iptidai mektebinde yaptıktan sonra mahallede medresede müderris bulunan babası Mahmut Efendi’de okumuş fakat onun ölümü üzerine ondan icazet alamamıştır. 1904 yılında Ertuğrul, 1906 yılında aynı livanın Bozöyük nahiyesi niyabetlerinde bulunmuştur.
1909 yılında mektebi kutadda sınava girerek 5. sınıf ilmiye ehliyetnamesi almıştır. Daha sonra Van Şıtak kazası niyabetliğine tayin olmuştur. Daha sonra İstanbul’a geldiği bilinmektedir.[48]Van’dan ayrılış tarihi 1Ağustos 1329 tarihidir. Bu tarihten sonra İstanbul’dan ödenmek üzere mâzûliyet maaşına nail olmuştur.[49]

HASAN FEHMİ EFENDİ
Hasan Fehmi Efendi, 1267 yılında Of’ta doğdu. 1304 yılında memuriyete girdi. Baibtidai daili İstanbul müderrislerinden idi.
Görevleri arasında müstavvidlik, mümeyyizlik vardı. İlk maaşı 95 kuruş olup son maaşı 2044 kuruş idi. Son memurluğu Fatih Camisinde dersiamlık ve Meclisi Meşalihi Talebe azalığı idi (1324 H.)[50]

HASAN FEHMİ EFENDİ
Of kazasına bağlı Hopşera ulemasındandır. Çeşitli kazalarda niyabetliklerde (kadılıklarda) bulunmuştur. 1325 yılında vefat etmiş olup cenazesi Hopşera köyüne defnedilmiştir. Bu bilgiler 1864 yılında doğmuş olan oğlu Abdülhamit Hilmi Efendi’nin kendi el yazısı ile yazdığı biyografisinden alınmıştır.[51]

HASAN FEHMİ EFENDİ
Of ilçesi halkından kereste tüccarı Zaimzade Mehmed Mithat Efendi’nin oğlu olarak 1878 yılında Varna’da doğdu. Mühendishane-i Berr-i Humayun okulunu bitirmesine rağmen rahatsızlığı dolayısıyla askerliğe elverişli olmadığından Hariciye Nezareti’nde kalemde çalıştı. Defter-i Hakan-i Muhasebe kaleminde de çalıştıktan sonra kısa bir süre siyasi nedenle sürgün hayatı yaşadı ve 1898 yılında Trabzon Vilayeti tercüman muavinliğine ve vilayet gazetesi muhabirliğine tayin edildi. Bu sırasında da siyasi nedenlerle önce Mısır’a sonrada Viyana’ya gitti. Viyana’da Hukuk Fakültesi’nde okudu. Tahsilden sonra Mısır yöneticisi Ahmet Muhtar Paşa’nın yanına giderek onun özel katibi oldu. Daha sonra baş katip oldu. 1913 yılında Tebriz Baş Şehbenderliği’ne, aynı yıl Dahiliye Nezareti Özel Kalem müdürlüğüne tayin oldu. Arapça, Fransızca, Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça bilen Hasan Fehmi Efendi 1916 yılında öldü ve Fatih Camisi türbe haziresine gömüldü.
Eserleri arasında şiir olarak “Halce-i Ebkar” (İstanbul, 1331) ve “Elem ve Sitem” ile çeviri olarak İngilizce’den çeviri “Çar”, Almanca’dan çeviri “Devlet-i Aliyye’nin Zaaf Kuvveti” (Bu kitap Kahire’de basılmıştır.), İtalyanca’dan çeviri “Deha Nedir” (Bu eser Kahire’de basılmıştır) ve “Ekemont” (Göthe’den çeviri olup basılmamıştır) Şiirleri arasında Gazellerden örnekler ve Halce-i Ebkar’dan “Hizmetçi Kız” adlı şiiri çeşitli kaynaklarda yayınlanmıştır[52].

HASAN HİLMİ UMUR (1880 – 1977)
Of tarihine hizmeti dokunan değerli din alimi ve yazarların başında gelir. 2 Mayıs 1880 yılında Of Köprü köyde doğmuştur. Babası Osmanlı donanmasında altı yıl bölük eminliği yapmış olan Boduroğulları’ndan Hacı Ömer Efendi idi. Kendi köyü ve Of’taki bir çok köydeki alimlerden ders gördükten sonra, bu bölümde hayatı anlatılan Velioğlu Tayip Zühtü Efendiden 26 yaşında iken icazet aldı. Bir yıl sonra da İstanbul’da Beyazıt dersiamlarından Bergamalı Cevdet Efendiden icazet (diploma) aldı. Daha sonra Of’un çeşitli köylerinde uzun yıllar ders verdi. En önemli özelliği o zaman okunan derslerin yanında edebiyat, matematik, tarih, coğrafya ve Farsça derslerine de Of’ta ilk kez yer vermesi idi. Böylece Of’ta müspet ilimlerin öğrenilmesinde öncülük etmiş oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında mektep müfettişliğine atanır. Askerlikten muaf olmasına rağmen görev isteğinde bulunarak sevk edildiği Edirne cephesinde çeşitli birliklerde askerlere moral verme görevini üstlenir. Of Muhabereleri sırasında Alim olarak Of halkının maneviyatını artırarak savaşa katılmalarında büyük yararları görüldü. Muhacirlik zamanında ise Samsun Bafra’ya göç etti. Orada Kurtuluş Savaşı sırasında Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinde önemli görevler aldı. Daha sonra ticaret hayatına adıldı. Fakat bir çok yararlı cemiyetin yönetici ve kuruculuğunu yaptı. Daha sonra 1935-36 yıllarında Samsun Belediye Başkanı oldu. Ondan sonra ticari işlerinin yanı sıra yazarlık faaliyetlerini sürdürdü. Beş kitap yazdı, Bu kitapların adları ve yılları şöyledir:
1. Samsun’da Müdafaa-i Hukuk, 1944 İstanbul
2. Samsun’da Onbeş Sene, 1947 İstanbul
3. Of ve Of Muhabereleri, 1949 İstanbul
4. Of Tarihi (Vesikalar-Fermanlar), 1951 İstanbul
5. Of Tarihine Ek, 1956 İstanbul

RESİM

Hasan Hilmi Umur

Hasan Umur’un Of ile ilgili yazmış olduğu kitapları incelediğinde en önemlisi Of Tarihi (Vesikalar-Fermanlar)dır. Bu kitabı ortaya çıkarmak için gerçekten çok büyük emek vermiştir. Fakat Of ile ilgili tüm belgeleri bu günkü Türk harfleri ile aynen okuduğu gibi Osmanlıca olarak yazmıştır. Konuya açıklık getirmesi için bu kitabın 25. sayfasından bir bölüm aynen aşağıya aktarılmıştır:

“NAHİYE’İ OF
Zeamet
Of ve kaliplavl, der tararufi Hüseyin Sipah, Veledi Hasan, Gülami mir An sipahiyani Trabzon ver vechi serbest.
Karye-i İşhane (Namı diyer Yarakar) Tabii Of An tahvili Atmaca serasker
Yorgi Likoz Mihal Likoz Yani Likoz Hane                     Mücerred          Sive     Baştine
 80 1 7 6”

Yukarıdaki satırları her Oflunun okuyup anlayabileceğini ve bundan sonuç çıkaracağını söylemek imkansızdır. Hiç değilse bunların Türkçe’sini de açıklayarak yazmış olsaydı Oflu olduğunu daha iyi anlardı. Ancak hasan Umur, burada Of araştırmacılılarına büyük hizmet yapmış oldu. Araştırmacılar, Of ile ilgili hazır dokümanlardan yararlanmışlardır. Araştırmacı olarak ta çok az bir kişi bu kitabı inceleyip layıkıyla değerlendirmiştir. Onlardan biri de 1984 yılı itibarıyla Şikago Üniversitesi Antropoloji Kürsüsü Başkanı Prof. Michael E. Meeker’dir[53]. Onun dışında çok az kişi inceledi. Bu kitapta ise yalnız fermanlar tercüme edip konularına göre tasnif ederek çıkan sonuçlardan yeni konular ortaya çıkarılmıştır.
 Hasan Umur’un[54] Of Muharebeleri ve Muhacirlik ile ilgili yazdığı kitapta Ruslara karşı Of’ta yapılan savaşlar ve hayatının o dönemleri ile ilgili kısımlardan ayrıntılar vardır.[55]

HASAN RAMİ EFENDİ (HASAN RAHMİ YAVUZ)
Çaykara’nın ünlü din alimlerinden ve mürşitlerindendir. Çaykara Akdoğan köyündendir. Babası 1. Dünya savaşında Şark Cephesinde şehit düştüğünden Çaykara’da yetim olarak büyümüştür. İki yıl sonra da annesi ölünce amcası Hacı Hafız İsmail tarafından büyütüldü.
30 Mart 1982 tarihinde öğrencilerinde ders verdiği sırada rahatsızlanarak ölmüştür. Hasan Rahmi Efendi, din eğitimin yasak olduğu dönemlerde büyük özveriyle ücretsiz olarak çalışmıştır. Adına Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Engin Kaban tarafından “Hasan Rahmi Efendi ve Çevresine Etkileri” adlı yüksek lisans tezi yapılmıştır. Ölümünden kısa bir süre önce yazdığı son şiirinden bir bölüm[56]:
 “Ölümden kaçarsan sana yanışır
 Ölüme vuslat Hakk’a kavuşur

 Gider elden malın ve servetin
 İndirirler kabirlere nazik cesedin

 Pereler düzülür toprak dökülür
 Ruhu melekler Arş’a götürür

 İhsan eyle Ya Rabbi hüsn-i hatime
 Rami gibi gafletti kalan zalime”

1909-1982 yılları arasında yaşayan Hacı Hasan Rami Yavuz,  önce köyünün imamı Ömer efendi’den Kur’an-ı Kerim dersi aldı. İlk dini derslerini Hanecizade Hacı İbrahim Bilgin’den almış daha sonra Tayyib Efendi’den okumaya başlamıştır. Ayrıca büyük kıraat alimi ve hafız Mehmet Rüştü Aşıkkutlu’nun yanında altı ay kalarak kıraat tahsili de görüp aşere okumuştur[57]. İlk olarak yayla imamlığı ile işe başlayan Hacı Hasan Rami Yavuz, sonra hocası Tayyib Zühtü efendi’nin bulunduğu köyün imamlığını yapmıştır. 1944 yılında Diyanet İşleri’ne girerek, Akçaabat merkez vaizi olmuş, sonra Of merkez vaziliğine geçmiştir. Çaykara’nın ilçe olması dolayısıyla 1948 yılında Çaykara merkez vaizi olmuştur. Bu görevinde ise tam 34 yıl kalmıştır. Emekli olduktan sonra Bursa’ya yerleşmiştir.
Of Hastikoz (Kışlacık) köyünde Arapça öğrenmeye başaldığı için bu köy onun hayatında önemli yer tutar ve 1940-1948 yılları arasında diğer resmi görevlerinin yanı sıra bu köyün fahri imamlığına da yürütüyordu. Hatıralarında bu köyü hiç unutmaz[58].
Hacı Hasan Yavuz Efendi, talebelik yıllarında altı ayda hafız oldu. Tayyib Efendi’den Arapça ve ilmi şeriyyeyi tahsil edip icazet aldı. 1941 yılında kendi köyünün imamı oldu. Aynı yıl ölen hocası Tayyib Efendi’nin tahsili yarıda kalan talebelerini devr aldı. Hocamız bir yandan resmi görevini yürütürken diğer yandan dini eğiticilik görevini ve öğreticilik görevini de yürütmüştür.[59]
Hacı Hasan Efendi’nin şiirlerinden iki örnek:
HAKK’I BİLMEK İSTEYENLER
Hakkı bilmek isteyenler mahv eder ağyarını
Her nefeste her bir işte andırır dildarını
Zikr-i Hakkı yâd eder her dem gönlü şâd olur
İstemez ağyârı asla hem bulur o yarını
İltifat etmez bu gaddareye etmez iltifât
Ekşitir vechini daim, hem bulur dildârını
Hubbini çıkar gönülden sen daima Ramiya!
Budurur emr-i ilâhî inkıyad ihsan daima
Yâ ilâhî! Bu hâkire eyle ihsan daima
Yâdına olsun melazım lütfiyle ver lutfunu
                                            1/2/1966

HEVÂ VE HEVES
Hakkı görmek istemez zamanın müminleri,
Nefs-u hevaya daldı zükur-u nisaları
Takva kalmadı gitti kalbimizden silindi
Oyuncak aletleri feyzi süpürdü gitti
İcad eden onları nefs-u heva sahibi
Kafi değil imanı takliddir her halleri
Nefsimi hevadan kes gönlümü de riyadan
Rızana Tevfik eyle cümle mümin kulları
Yardımın olmayınca kurtulmaz hiç kimse
Meded-u inayetin ihsanınla şad eyle
İlahî! Hemden eyle evliya kullarına
Haşr et bizi onlarla lutfa mahzar kıl bizi
Rami ayrılma Hak’tan korkma sen zalimlerden
Seni kayıran Haktır, halka gönül vermeden
Kalbini bağla muhken berk eyle Hakka daim
Kulluğunda ol sabit yardım kesilmez senden
                                                      1/4/1979

HATİP MEHMET EFENDİ
Hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bilinenler sadece Of Kaziret köyünden olup köylüsü alim Behzat Mollayusufzade’nin çağdaşı olduğudur. Karısının torunlarına anlattıklarına göre dokuz çocuğu olup birinin Yemen’de dokuz yıl boyunca savaştığı hatip Mehmet Efendi’nin Osmanlı İmparatorluğunun çeşitli şehir ve kasabalarında hatiplik yaptığını anlatırmış. Sülalesi Karaalioğulları adını taşımakta olup bu sülalenin günümüzdeki devamı Öztürk soyadını almıştır. Adından anlaşıldığına göre hatip olduğu meydana çıkar.

HÜSEYİN HÜSNİ EFENDİ
Beyzade Mustafa Efendi’nin oğlu olup 1843’de Çaykara’nın Yukarı Kumlu köyünde doğmuştur. Medrese öğreniminden sonra Sürmene, Ordu ve Çarşamba Kadılıklarında bulunmuştur. En son 1909’da Mihaliç Kadısı olmuştur. 1915 yılında öldü[60]. Kendi yazdığı biyografisinde memleketinde okuduğu daha sonra Erzincan’a giderek orada 1873 yılında Hüsnü Efendi’den okuduğu yazmaktadır. Ayrıca daha sonra İstanbul Fatih’te Dersiam Hafız Şakir Efendi’den icazet aldı ve 1885 yılında muallimler divanına dahil oldu. İlk niyabetliğe (kadılığa) 1891 yılında 1250 kuruş maaşla Sürmene kadılığı göreviyle başladı. 1894 yılında Vakfıkebir kadılığına, 1902 yılında 900 kuruş maaşla Haymana niyabetliklerinde bulunduğunu yazmaktadır.[61]

HÜSEYİN NASUHİ EFENDİ
Müderris Hasan Efendi’nin oğlu olup 1268 yılında  Of kazasında doğmuştur. Medresede Fenari’ye kadar okuyup İstanbul’a gelmiş ve Fatih dersiamlarından Hafız Şakir Efendi’den icazet almıştır. 1313 yılında Mekteb-i Nüvvab’tan mezun olmuştur. İlk görevi Gönen kazasında niyabetlik olup sonra sırasıyla Yakova, Akçaabad, Sürmene, Milas, Ünye niyabetlikleri (kadılık) görevi olup en son olarak 1914 de Ergani Kadılığından emekli olmuştur.[62]

HOLALI MAHMUT EFENDİ
Holalı Mahmut efendi genç dönemlerinde boylu poslu 120 okkalık dev gibi bir adamdı. Doğumu 1227 H. Ölümü 1318 olup devrin en büyük alimlerinden Mehmet Bahaeddin Efendi’nin de hocasıydı. Hakkında bilinen ili anekdot vardır. Bunlardan birinde “Yomra’da evli kadının birini başkası almış. Bu hoca nikahsız kadını eski kocasına yeniden verdi diye yeni kocası valiye şikayet edince vali Kadir Paşa tarafından çağrılmış. O zamanlar 80 yaşlarındaymış. Kadir Paşa, hocanın fetvasını çıkarıp önüne koymuş ve “bunu kim yazdı?” demiş. Hoca “ben yazmadım” demiş. Kadir Paşa “imza kimin?” demiş. Hoca “benim” demiş. Kadir Paşa ona “sen nasıl boşanmış bir kadını aynı kocaya verirsin?” demiş. Hocada “işte kitap” demiş. Valinin hafızzadeleri kitaba baktıklarında kitabın boş olduğunu şaşkınlıkla görmüşler. Koskoca kitapta sadece vav işareti varmış. Vali, hocaya “bu kitapta o fetvayı nereden çıkardın?” diye sorunca o da “işte o vavdan. Yani vavı iptidaiden” deyince Kadir Paşa, ayağa kalkarak hocayı kucakladı ve ondan özür diledi” . Başka bir anekdotta ise şöyle denmektedir: “Kadir Paşa, hocayı tekrar huzura çağırdığında hoca oldukça yaşlanmış ve 120 okkadan 40 okkaya kadar inmişti. Doksan yaşlarında çok yaşlı ayakta duramaz bir vaziyette imiş. Kadir Paşa bunu iki saatten fazla bir zaman ayakta tuttuktan sonra ona “ sen külhan beyi misin, ağa mısın?” diye kızınca o “estağfurullah, ben ders hocasıyım” demiş. Oda “bundan sonra ders okutmayacaksın, yasaklıyorum” deyince hoca, ondan iki ay müsaade istemiş fakat vali hocanın istediği müsaadeyi vermemiş. Vali, hocayı “şimdi git yarın sabah erkenden buraya gel, seni sürgüne nereye göndereceğime karar vereceğim” demiş. Mahmut Hoca, içinden söylenerek çıkarken vali içerde titremeye başlamış. Mahmut Hoca ise Çömlekçide Zenolu İbrahim Ağa’nın oteline giderek ondan tek yataklı bir oda, su ve ibrik isteyerek verilen odasına çekildi. Kadir Paşa ise sabaha kadar onu aratmasına rağmen bulduramamış ve o geceki hastalığından dolayı ölmüş. Cenazesine korkudan resmi görevliler dışında kimse gelmeye cesaret edememiş. Kavak Meydanındaki camide çok az bir kalabalıkla cenazesi gömülmüş.”

HOPŞERALI MUSTAFA EFENDİ
Çaykara Akdoğan köyünden medrese bilgini bir kişi idi. Bayburt’un Hart ovasında 9000 kişilik bir Rus ordusunun yenilmesi sırasında büyük kahramanlıklar göstermişti. Bunu Bayburtlu Zihni Efendi şöyle anlatır.
Hopşerali Mustafa Efendi
Elinde esası ejder menendi.[63]

İBRAHİM ETHEM EFENDİ
Hacı Mahmut Efendi’nin oğludur. 1871’de Of’ta doğmuştur. Bir müddet Of medreselerinde okuduktan sonra 1912’de İstanbul’a gelerek Muğlalı Ali Rıza Efendi’den okumuştur. Daha sonra Dârü’l Fünûn ve Hukuk Mektebi’nde okuyarak pek iyi derece ile diploma almıştır.[64] Hoca Paşa, Haydar Paşa ve Rasim Paşa camilerinde imamet ve hitabet görevlerinde bulunmuştur. 1914 yılında Darül Hilafetil Aliye Medresesi’nde fıkıh müderrisliği görevine getirilmiştir[65]. 1920’de Fetvahanede fetva yazıcısı olmuş, 1923’de Adliyeye geçmiştir. En son görevi 1929 yılındaki Balâ Ceza Hakimliği görevi idi.

İBRAHİM HAKKI “HACI FERŞAT” EFENDİ
İbrahim Hakkı Hacı Ferşat Efendi, Çaykara’nın Holaysa köyünde 1863 yılında doğup Of’ta 1930 (İslam Ansiklopedisinde doğum tarihi 1866, ölüm tarihi 1929 olarak gösterilmektedir.[66]) yılında ölen Of’un gelmiş geçmiş en büyük din alimlerindendir. Nüfusta adı İbrahim Hakkı Ulusal olarak geçmekte ise de Hacı Ferşat Efendi olarak anıldığı için günümüzde torunlarının çoğu Ferşat soyadını almışlardır. İbrahim Hakkı Hacı Ferşat Efendi, 1916 yılında Rus işgal hareketleri sırasında Yeşilalan köyündeki medresesinde dini eğitimini devam ettirirken Rus istilasına karşı öğrencileriyle savaşa koşmuştur[67].
İslam Ansiklopedisinde konu ile ilgili bölüm özet olarak şöyledir:“Fakir bir aileye mensup olduğundan bir süre çobanlık yaptı. Daha sonra üstün bir zekaya sahip olduğunu farkeden bazı alimlerin telkiniyle yörenin müderrsilerinden Huşolu Numan Efendi’den İslami ilimleri tahsil etmeye başladı. Küçük yaşına rağmen her yıl Ramazan ayında civar illere giderek vaazlar veriyor, heyecanlı konuşmalarıyla kalabalık cemaatlerin ilgisini çekiyordu. Tahsiline devam ederken Trabzon çevresindeki kazalarda kısa süreli imamlık görevlerinde bulundu. İcazet aldıktan sonra İstanbul’a gitti ve Ramazan ayında Sultanahmet camisinde vaazlar verdi. Seyehati sırasında tanıştığı Kondulu Yusuf Şevki Efendi ile İstanbul’da buluştu ve Süleymaniye’deki Gümüşhanevî Tekkesi’ne gidip Ahmed Ziyâeddin efendi’yi ziyaret etti. Tekkeye girerken tasavvufa intisap etme niyeti olmamasına rağmen orada Yusuf Şevki Efendi’den ders almaya başladı. Memleketine döndükten sonra orada bir medrese kurdu ve çeşitli aralıklarla burada 40 yıl kadar müderrislik yaptı. Medresesinde 300 kadar öğrenciye icazet verdi. Of’ta müftülük, Samsun İdadisi’nde öğretmenlik yaptı. Okuyan öğrencilerin askerlikten muaf tutulması için kurulan komisyonlarda görevlendirildi. İşgal sırasında Rusların yağmalayıp Bayburt’tan Tiflis’e götürdükleri kitapların geri alınması için Şark Ordusu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektuptan anlaşıldığına göre Gümüşhanevî Ahmed Ziyaeddin adına Of, Rize ve Bayburt’ta kurulan vakıf kütüphanelerinin mütevelli görevini de yürütmüştür.
Şeyhi Gümüşhanevî Ahmed efendi’nin kızıyla evlendi. Onun postnişini İsmail Necâti Efendi’nin yanında halvete girdi ve hilafet mertebesini elde etti. Daha sonra onun yerine postnişinliğe getirilmesine rağmen “şöhret afettir” diyerek bu görevi benimsemedi ve ömrünün sonuna kadar medresesinde tedris ve irşat faaliyetlerine devam etti.
Son dönemlerinde yürüyemeyecek hale gelmesine rağmen irşad faaliyetlerinden geri kalmamış ve müridlerinden Hopşeralı müderris Poyrazzade Dursun efendi, onu sırtında taşıyarak yakın köylerde yapılan icazet merasimlerine götürmüştür. Çok defa günde bir bardak sütle veya sadece kahvaltı ile yetindiğinden 35 kilo ağırlığında çok zayıf biri idi.
Müridlerince hakkında bir çok menkıbe anlatılan Hacı Ferşad Efendi, toplumun kültür değişimine uğradığı hassas bir dönemde Trabzon yöresinde Trabzon yöresinde, hatta Karadeniz bölgesinin büyük bölümünde halkın dini hayatı üzerinde unutulmaz tesirler bırakmış bir mürşid ve müderristir. Tesirleri ölümünden sonrada devam etmiştir.
Çaykara’da müderris ve mürşid Hasan Râmi Yavuz, Of’ta Çalekli Dursun Feyzi Güven, Of’ta ünlü kıraat alimi Mehmet Rüştü Aşıkkutlu, Suluova’da daha çok irşad faaliyetleri ile bilinen kayınbiraderi Ali Yücel ve Samsun’da Açıkbaş diye tanınan Ömer Efendi ona mensup kişiler arasında yer alır.
3 Eylül 1929 tarihinde vefat etti ve Yeşilalan’daki medresenin yanında defnedildi.”[68]
Bazı rivayetlere göre İbrahim Hakkı Hacı Ferşat Efendi, “Cumhuriyetin İlanı’ndan sonra Şapka Devrimi sırasında Atatürk’le tartışmıştır[69]. Bu rivayetlere göre; şapka devrimi için Atatürk Trabzon’a geldi. Burada bölgenin alimlerini topladı. Görüşlerini aldı. Ferşat Efendi’nin başına şapka koyup ona “Sen gavur oldun mu?” diye sordu. O da “Hayır olmadım.” Dedi. Bunun üzerine şapkayı kendi başına koydu. “Ben gavur oldum mu?” dedi. Ferşat Efendi, - “Evet” dedi Atatürk- “Neden?” diye sordu. O da ululemre itaat kutsaldır. Ben sizin emrinize itaat ettim. İsteyerek koymadım. Onun için gavur olmam ama, sen kendi isteğinle koyduğuna göre sen olursun” dedi. Bu cevap Atatürk’ün çok hoşuna gitti. Ama, cevap vererek oradaki alimleri ikna etmek gerektiği için ona “Ben de bunu isteyerek değil medeniyeti çağımıza uydurmak için yapıyorum” dedi. Atatürk onu Trabzon müftüsü yapmak istediyse de o kabul etmedi. Hacı Ferşat Efendinin öğrencisi Ali Yücel Hoca bu olayı o zamanlarda dinlediğini fakat Hacı Ferşat Efendinin bu olayla ilgisi olmadığını anlattı. Bu şekilde halk arasında yayılmış bir rivayet varsa da bu doğru değildir. Hacı Ferşat Efendi ile birlikte Hacca giden ve onla çok yakın arkadaş olan müderris Hacı Hasan Fehmi Efendi (Soyadı sonradan Bilgin olmuştur). Onun Atatürk’le gerçekten iki görüşme yaptığını söylemiş ve bu konuda evlatlarına şu bilgileri vermiştir.
“Hacı Ferşat Efendi: Atatürk ile iki defa görüşmüştür. İlkinde 15 Eylül 1924 tarihinde Trabzon Ulema reisi olarak Atatürk’ün huzuruna çıkmıştır. Atatürk’ün hanımı söze karışınca H. Ferşat Efendi onunla konuşmak istememiştir. Ben “Gazi ile konuşmaya geldim, kadınla değil” demiştir. O anda, Atatürk bir şey söylemeyip sonradan Trabzon Valisi Sait (Kıymaz) ten onun ismini almıştır. Fakat ilim adamlarına göstermiş olduğu saygıdan dolayı idam ettirmemiştir.
Başka bir kaynakta Atatürk’ün İbrahim Hakkı Hacı Ferşat Efendi ile yaptığı görüşmede ona “Sen medresede eğitimine devam et. Senin öğrencilerinde bir süre askere alınmayacak” dediği rivayet edilir[70].
 Atatürk, bir gün Samsun’a geldiğinde Hacı Ferşat Efendi ile bir görüşme daha yapmıştır. Ondan sonra Hacı Ferşat Efendi Of’a dönerek birkaç yıl evvel ayrıldığı memleketine tekrar yerleşmiştir.”
 Tanınmış din alimi Ali Yücel Efendi’yi (1985 yılı) Suluova’da ziyaret ettiğimde bana bu konu ile ilgili aşağıdaki bilgileri vermiştir.
 “Trabzon müftüsü tarafından H. Ferşat Efendi Atatürk’ün huzuruna çıkarılır. Kolu saatli idi. H. Ferşat Efendi Atatürk’e bazı sorular sordu ve Atatürk cevabını vermeyip sonradan yazacağını söylemiştir.
Hacı Ferşat Efendi, Yusuf Şevki Efendi’nin yolunu devam ettirmiş olup aynı zamanda ona damat olarak Gümüşhanevi Tekkesine bağlanmıştır. Ayrıca Gümüşhanevi’nin Of, Rize, Bayburt’ta kurduğu kütüphanelerin mütevelliliğini de yapmıştır.[71]
Hacı Ferşat Efendi İstanbul’da Gümüşhanevi Ahmet Ziyaeddin Efendi’nin halifelerinden Safranbolulu İsmail Necati Efendi adlı büyük bir “müderris tarafından yetiştirilmiştir. Daha sonra onun yerine geçmiştir. Uzun seneler Samsun İdadisinde öğretmenlik yapmıştır[72]. 1995 yılında İstanbul Fatihte Topkapı Kaleiçi’ndeki Ahmet Paşa Camisinin külliyesi içinde Hacı Ferşat Efendi adına Çaykara-Hacı Ferşat Efendi Eğitim ve Kültür Derneği adıyla bir dernek kurulmuştur.



 

[1]Ayrıntılı bilgi için bakınız: Nasrullah Hacımüftüoğlu, Of-Çaykara Müftüleri, “Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih- Dil- Edebiyat Sempozyumu” 3-5  Mayıs 2001, C.1, s.465
[2]  Çaykara Bülteni sayı 7, s. 21; Ayrıca bak. Sadık Albayrak “Son Devir Osmanlı Uleması”, C. 2, s. 38.
[3] İshak Güven, Kalkandere Tarihi, İstanbul 1998, s. 24
[4]Mustafa Aygün “Çaykara Bülteni” sayı 3, Şubat 1983, s. 8
[5] Mustafa Aygün, “Süleyman Sırrı Aygün” ,Yeni Çaykara Bülteni, Şubat 1983, sayı:3 s. 8
[6] İshak Güven, Kalkandere Tarihi, İstanbul 1998, s.69-70’te bu konu ile ilgili daha kısa bilgiler bulunmakta olup ayrıca mezar kitabesinin yazısı ve bu yazının Türkçesi vardır.
[7] Süleyman Sami Güven, “Merhum Çalekli Hacı Dursun Efendi (k.s.)’nin İlmi Çalışmaları”, Cemre Dergisi, Trabzon Beşikçi Kitabevi, s. 26
[8] Süleyman Sami Güven, “Merhum Çalekli Hacı Dursun Efendi (k.s.)’nin İlmi Çalışmaları”, Cemre Dergisi, Trabzon Beşikçi Kitabevi, s. 26
[9] Bu bilgiler Yılmaz Bahadır, “Anılar ve Düşünceler”, İstanbul, Mayıs 2000 adlı anı kitabının çeşitli sayfalarından tarafımdan derlenmiştir.
[10] Bak. Sadık Albayrak A.G.E. (C. 3, s. 3)
[11] Hacı Abdülhalim ve kardeşi Hacı Ali Ersin Efendi hakkındaki bilgiler Hacı Abdülhalim Efendi’nin oğlu ve talebelerinden Sabri Hoca tarafından 9.12.2003 tarihinde Haşim Albayrak ile yaptığı röportaj ile İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı olan öğrencilerinden Adil Sarmusak’tan 24.10.2004 tarihinden yapılan röportajdan alınan bilgilerden  derlenmiştir
[12] Ekşioğulları Vakfı yetkililerinin ifadesine göre Ali Yücel Efendi ve akrabalarının kendi akraba kollarından olduklarını belirtmektedirler.
[13] İsmail Kara, Gümüşhanevi Halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi ve Güneyce-Rize’deki Tekkesi, İstanbul 2004, s.21
[14] Hacı Mehmet Şükrü Bıyıkoğlu ile ilgili bilgiler Özkan Ertürk tarafından gönderilmiştir.
[15] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Nasrullah Hacımüftüoğlu, Of-Çaykara Müftüleri, “Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih- Dil- Edebiyat Sempozyumu” 3-5  Mayıs 2001, C.1, s.453
[16]Nasrullah Hacımüftüoğlu, Of-Çaykara Müftüleri, “Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih- Dil- Edebiyat Sempozyumu” 3-5 Mayıs 2001, C.1, s.455
[17] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Nasrullah Hacımüftüoğlu, Of-Çaykara Müftüleri, “Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih- Dil- Edebiyat Sempozyumu” 3-5 Mayıs 2001, C.1, s.453
[18] Bu bilgiler, bizzat Müftünün kendisinden 20.03.2005 tarihinde İstanbul Sahaflar Çarşısındaki Kitap Sarayında onunla yapılan sohbetten derlenmiştir.
[19]Bu bilgiler İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak tarafından Haşim Albayrak’a 09.09.2004 tarihinde aktarılan bilgiler arasından onun tarafından derlenmiştir.
[20] Hasan Umur, Of ve Of Muharebeleri, İstanbul-1949, s.39
[21] Bu bilgiler İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak tarafından Haşim Albayrak’a 09.09.2004 tarihinde aktarılan bilgiler arasından onun tarafından derlenmiştir.
[22] Bu anakdot, Dursunali Sarmusak tarafından 20.03.2005 tarihinde İstanbul Sahaflar Çarşısındaki Kitap Sarayında onunla yapılan sohbetten derlenmiştir.

[23] Bu bilgiler İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak tarafından Haşim Albayrak’a 09.09.2004 tarihinde aktarılan bilgiler arasından onun tarafından derlenmiştir.
[24] Osmanlı Arşiv Daire Başkanlığı Cevdet Evkaf Cilt 2, No: 13781
[25] Hasan Umur, Of ve Of Muharebeleri, İstanbul-1949, s.35
[26] Bu bilgiler, Dursunali Sarmusak ile 20.03.2005 tarihinde İstanbul Sahaflar Çarşısındaki Kitap Sarayında onunla yapılan sohbetten derlenmiştir.

[27] Bu bilgiler İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak tarafından Haşim Albayrak’a 09.09.2004 tarihinde aktarılan bilgiler arasından onun tarafından derlenmiştir.
[28] Bu bilgiler İstanbul Sahaflar Derneği Başkanı Adil Sarmusak tarafından Haşim Albayrak’a 09.09.2004 tarihinde aktarılan bilgiler arasından onun tarafından derlenmiştir
[29] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Dr. Yaşar Kalafat, “Trabzon Yöresi Ulucanları”, Trabzon Tarihi Sempozyumu- Bildiriler, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları, 1999, s.633-634
[30] Hacı Murat Nuhoğlu (Merkez Camii İmamı), “Hacı Tahir Efendi Kuran Kursu”, Of KYD Yayınları, İstanbul 1977, s.50
[31] Bu anekdot Tahir Efendi’nin talebesi Çalekli Hacı Dursun Efendi’nin talebelerinden Süleyman Sami Güven tarafından, İstanbul Sahaflar Derneği başkanı olan ve yine Çalekli Dursun Efendi’nin talebelerinden Adil Sarmusak ve Hasan Akosman’ın bulunduğu bir sohbet sırasında Süleyman Efendi tarafından 02.12.2004 tarihinde anlatılmıştır.
[32] Bu bilgiler; bir sohbet sırasında Hundez’den Hasan Akosman  tarafından 02.12.2004 tarihinde anlatılmıştır.
[33] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Muhammed Taşkın, “Aramızdan Ayrılan Hacı Yusuf Taşkın”, Çaykara dergisi, Yıl:4, Sayı:10, Haziran 1996, s. 24-25
[34] Hasan Umur, Of ve Of Muharebeleri, İstanbul–1949, s.36
[35] Yeni Çaykara Bülteni, 1984 Mayıs, Sayı:7, s.21
[36] Sadık Albayrak “Son Devir Osmanlı Uleması” İstanbul 1996, C. 1, s. 418
[37]Seyit Ali Kahraman, Ahmed Nezih Galiptekin, Cevdet Dadaş, “İlmiye Sâlnâmesi, İstanbul 1998, s.612
[38] Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul 1996, C.2, s. 172
[39]Ayrıntılı bilgi için bakınız: Nasrullah Hacımüftüoğlu, Of-Çaykara Müftüleri, “Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih- Dil- Edebiyat Sempozyumu” 3-5  Mayıs 2001, C.1, s.470-47)
[40] Doç. Dr. Yunus Vehbi Yavuz, “Kur’ân Hadimi Ali Fikri Yavuz’un Ardından”,Çaykaralılar Dergisi, C.4, s.31-34.
[41] Doğu Anadolu Evliyaları, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 2004, C.1, s. 305-306 (bu kaynakta Hanecizade Salih Efendi, bir müddet Erzurum’da yaşadığı ve ailesinin bir kısmı orada olduğu için ve adına Erzurum’da mahalle ve cami olmasından dolayı ya yanlışlıkla yada kasıtlı olarak Trabzon Evliyaları içinde değil de Erzurum Evliyaları içinde göstermiştir.
[42] M.Sıtkı Aras, Erzurum’un Manevi Mimarları, Erzurum 1996, s. 188
[43] Ancak bu Erzurum’da bir dönem yaşadığı mantığından hareket edilerek Erzurumlu da denilen Hacı Salih Efendi için İstanbul Gaziosmanpaşa’da da yaşadığı semtte Salih Efendi caddesi olması onun Gaziosmanpaşalı olup olmadığı manasına gelip gelmeyeceği de tartışılmalıdır.
[44] M.Sıtkı Aras, Erzurum’un Manevi Mimarları, Erzurum 1996, s. 188
[45] “Çaykaralı Hacı Salih Efendi Öldü”, Konuşan Karadeniz Dergisi, Sayı 9, Temmuz 1991, s. 10
[46] 2.2.2002 tarihli Zaman Gazetesinde “11. Yılda Hacı Salih Efendi Sevenleri Tarafından Unutulmadı” adlı haberden alınmıştır.
[47] Sicil-i Osmanî (Osmanlı Ünlüleri) Eski Yazıdan Yeni yazıya çeviren Mehmed Süreyya,  İstanbul-1996, C.2, s.612
[48]Aziz Üstünbaş “Osmanlı Döneminin Çaykaralı Ünlüleri- Kamil Efendi” Çaykara Bülteni, Sayı:6, s. 12
[49] Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul 1996, C.2, s. 58
[50] Şeriyye Sicil Arşivleri (İstanbul Müftülüğü) 807  numaralı dosya
[51] İstanbul Müftülüğü Şeriyye Sicilleri Arşivi 304 numaralı dosya
[52] Murat Yüksel, Trabzon Şairleri, Trabzon-1993, C.1, s.305-308 de İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, Son Devir Osmanlı Şairleri, İstanbul-1969 dipnotuyla
[53]Michael E. Meeker, “Karadeniz Türkleri Irksal ve Kültürel Geçmişlerine Bir Bakış s. 206 vd
[54] Hasan Umur ile ilgili en ayrıntılı bilgi ve resimler için bakınız; Reha Eray “Eğitime Adanmış Bir Ömür: Hasan Hilmi Umur”, Of Görünüm Dergisi, Of-Hayrat Derneği Yayınları, İstanbul- Temmuz 1987, sayı 1, s.14-16
[55] Haşim Albayrak, 1.Dünya savaşında Doğu Karadeniz Muharebeleri ve Of Direnişi, İstanbul Haziran 2004 adlı kitapta geniş bilgiler bulmak mümkündür.
[56] Mehmet Türker,Çaykaralılar Dergisi, sayı 11,Haziran 1997, s.27-29)
[57] “Hacı Hasan Efendi Vefatının 22. Yıldönümünde Bir Programla Anıldı” Çaykaralılar Dergisi, Sayı 17, Haziran 2003, s. 10
[58] Doç. Dr.Y. Vehbi Yavuz, Hacı Hasan Râmi Yavuz’un Kısaca Hayat Hikayesi, Çaykaralılar Dergisi, Sayı 1, Haziran 1992, s.18–19
[59] Ali Karaçay Çaykara Müftü Vekili), “Çaykara Merkez Camii Vaizi Hasan Rahmi Yavuz Öldü”Çaykara Bülteni, Temmuz 1982, Sayı:1, s.17
[60] Bak. Sadık Albayrak “Son Devir Osmanlı Uleması” İstanbul 1980,C. 2, s. 152.
[61] İstanbul Müftülüğü Şeriyye Sicilleri Arşivi 1919 nolu dosya
[62] Sadık Albayrak, Son Devir Osamanlı Uleması, İstanbul 1996, C.2, s. 142
[63] Haşim Albayrak, Of ve Çaykara, İstanbul 1991,  s.99
[64] Bak. Sadık Albayrak “Son Devir Osmanlı Uleması” İstanbul 1996, C. 2, s 195
[65] Haşim Albayrak, Suluova’daki Of ve Çaykaralılar”, Amasya–1985, s.58)
[66] Yusuf Şevki Yavuz, “Ferşad Efendi”, TDV. İslam Ansiklopedisi, C. 12, s. 413
[67] Çaykaralılar Dergisi, Temmuz 1994, sayı, s.42
[68] Yusuf Şevki Yavuz, “Ferşad Efendi”, TDV. İslam Ansiklopedisi, C. 12, s. 413-414
[69] Haşim Albayrak, Of ve Çaykara I, Ankara 1986, s.76
[70] Çaykaralılar Dergisi, Temmuz 1994, sayı, s.42
[71] Bu konu hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: İsmail Kara, Dr. Hür Mahmut Yücer, Trabzonlu (Oflu) Nakşî- Hâlidî Yusuf Şevki Efendi ve Hediyyetü’z-zakirin Adlı Eseri, Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, Sayı 13, Temmuz-Aralık 2004, s.325
[72] Feridüdtin-i Atar “Tezküret’ül Atar” sayfa 356, İstanbul 1983



http://www.ofhayrat.com/eskii/of_alimleri.htm..alıntıdır..