KARIŞIK

6 Ağustos 2018 Pazartesi

KARACA AHMET KARACA AYŞE TÜRBESİ ..İSKEÇE


                                          KARACA AHMET KABRİ


                                                     KARACA AYŞE KABRİ

Karaca Ahmet ve Karaca Ayşe iki kardeştir. Emirler Köyü’ne vardıklarında misafir edilmek istemişler, onları kimse kabul etmemiş. Abdest alıp namaz kılmak için su istediklerinde köyümüz susuz diyerek su da vermemişler. Köyün dışına çıkmadan önce sormuşlar; “Kaç hanesiniz?”, “39 haneyiz” demeleri üzerine “40 hane olmayasınız” denmiştir. İlginçtir! Hala köyün nüfusunun 40 haneye ulaşmadığı söylenir… Daha sonra köyün dışına çıkmışlar ve inançla ellerindeki değneği vurduklarında su fışkırmış ve abdest almışlar ve namazlarını kıldıktan sonra yola koyulmuşlar. Bunun üzerine köy halkı çok pişman olmuş, fakat köyde kalmaları için onları ikna edememişlerdir. Ertesi gün Şahin Kasabası’na varmışlar. Kendilerine çok büyük misafirperverlik gösterilmiş. Bir çok aile onları evlerine misafir etmek istemiş, merkezde bir aileye misafir olmuşlar. Akşam yemek ikram edilmiş, sohbetler yapılmış. Yatsı namazından sonra ev sahibi ayrılırken onlara tasın içerisinde kalan pilav su ve ekmeği bırakmış. Belki gece vakti acıkır yerler diye. “Bu köyün bereketi hiç kalkmasın” diye dua etmişler. Sabah namazı sonrası ev sahibi onlara kahvaltı ikram etmek istemiş, ama onların orada olmadıklarını, ayrıldıklarını içinde pilavın bulunduğu tasa baktıklarında (önceden yarısı yenildiği halde) sanki pilava hiç dokunulmamış, akşamdan hiç yenilmemiş vaziyette olduğunu hayretle görürler. Ertesi gün birçok kişi onları rüyalarında gördüklerini söylemişler ve rüyalarında iki yer ve iki işaret gördüklerini söylemişler. O yere gittiklerinde Karaca Ahmet Camii’nde bir küçük kılıç, Karaca Ayşe’nin yerinde terlik çember ve ibrikle karşılaşmışlar. Kılıç Balkan savaşlarında Bulgarlar’dan saklanmış, bilinmeyen bir ailede saklandığı söylenmektedir.
Şahin Halkı bu işaretlerin bulunduğu yerde türbeler yapmışlardır.
Halktan yaşlı amcanın ifadesi de ilginç. Şöyle ki;
1941 yılında Almanya 2. Dünya Savaşı Cihanı titretti. Yunanistan’ı da almaya teşebbüs etti.O esnada kısa bir zaman içerisinde Şahin Kasabası hudutlarına dayandı. Bize de hemen dışarı çıkılması yönünde emir geldi. Çünkü Alman cepheyi vuracak. Öyle korkulu günler geçti ki, herkes kaçmak için çareler aramaya başladı. Bütün halk hayvanlara yüklerini yükleyerek dışarı çıkmaya başladılar. Evlerini bırakarak derelere tepelere sığınmaya başladılar. Yaklaşık 5 gün böyle geçirildi. Alman çok büyük zayiat gördü. Toplar yağmur yağar gibi atıldı ve özel olarak Karaca Ayşe’nin Türbesi hedef alındı. Türbe de bir kiremit parçasının bile zayi olmadığını gözlerimizle gördük. Daha sonra Bulgarlar geldi. Birkaç sene dağ bölgemizi Andartlar (Çeteler) işgal etti. Yunanistan’ın her yerine girip tahribat yaptılar. Şahin Kasabası’na hücum etmeye yanaşamadılar bile. Birgün Andartlar’dan bir grup yakaladık ve sorduk; siz iki akşam önce Şahin Kasabası’na gelecektiniz, neden gelmediniz?” Onların cevabı ise çok ilginç;” Nasıl gelelim? Sinikova Köyünden Şahin’e doğru giderken ihtişamlı bir orduyla karşılaştık. Ve bize “Buradan öteye gidemezsiniz! Geçit yok! “dediler. Biz de mecburen geri dönmek zorunda kaldık. ” Memleketimiz kısa zamanda onlardan arındı. Bütün kurulan tuzaklara rağmen ayakta kalışımız evliyamızın hürmetine olduğu inancındayız.
Yakın tarihte anlatılan bir olay da yine ilginç. Şöyle ki;
2000 yılında araştırma yapmak üzere bir arkeolog Şahin Kasabası’na gelir. Karaca Ayşe Türbesi’nin olduğu yere ziyaret maksadıyla değil, farklı gayelerle gelir. Anlatılanlara inanamayarak sabaha karşı bir vakitte türbeyi açma girişiminde bulunur. Türbeye girerken temiz halde girmesi gerektiğini bildiği halde, temizlenmeden girmek ister. O sırada pis bir su üzerine sıçrar. İşte o zaman temiz olarak girmek gerektiğini anlar. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde yıkanıp türbeyi açmak gayesiyle yine türbeye girmek ister. İçeri ayağını uzattığında kendisini kasabanın küçük çayında bulur.(Tepeden çaya bir anda fırlatılması anlaşılması güç bir olay .) Bu olayı bizzat yaşayan arkeoloğun, köyün iki gencine anlattığı bir olaydır.
KÜTÜKLÜ BABA TÜRBESİ( TEKKESİ) İSKEÇE



Bu efsane, İskeçe’de yaşanmıştır. Oldukça ilginç bir efsanedir. İskeçe’de, Sünnetçi Köyü yakınlarında Boru Gölü’nün batısında “Kütüklü Tekke” diye anılan bir tekke vardır. Yöre halkı bu tekkeyi ve başından geçenleri iyi bilir. Birde Tekkenin, civarında üç yüz dönüm kadar bir ormanı varmış. Bu ormandan hiçbir Allahın kulu bir çöp dahi götüremezmiş. Ormanda oldukça da fazla sayıda arı yaşarmış. Olacak bu ya, hırsızlar bir gece tekkenin yanında ki kovanlardan göz koydukları iki kovan arıyı alıp gitmişler. Yürümüşler, yürümüşler, yürümüşler… Epeyce yürüyüp tekkeden uzaklaştıklarına kanaat getirince durup soluklanmaya karar vermişler. Tenha bir yerde durmuşlar. Arkalarına dönüp birde bakmışlar ki, tekke de hemen yanı başlarında. Molaları umduklarından kısa sürmüş. Hayret ve şaşkınlık ve birazda korku içerisinde yollarına bir kez daha devam etmişler. Bu seferinde de yine saatlerce yürümüşler, yürümüşler… Bir yerde daha durup yeniden dinlemeye karar vermişler. Yine arkalarına dönüp bakmışlar. Bir de ne görsünler, tekke yine yanlarında, onları yine takip etmiş. Hırsızların korku ve şaşkınlıkları artmış. Olanlara bir anlam veremeyip şaşırıp kalmışlar. Biraz daha yürümüşler. Yorulduklarında bir mola daha vermişler. Yine arkalarına baktıklarında tekkeyi bir kez daha yanlarında görünce korkuları had safhaya ulaşmış. Anlamışlar ki, işin esrarı çaldıkları kovanlarda. Aralarında istişare edip kovanları çaldıkları yere bırakmaya karar vermişler. Hemen geri dönüp kovanları ait oldukları yere koymuşlar. Koşar adımlarla, nefes nefese, korku ve telaş içerisinde bulundukları yerden ayrılmışlar. Az sonra durup arkalarına tekrar korku ve panik içerisinde son bir kez daha bakmışlar. Bu seferinde tekkeyi yanlarında göremeyince deriiin bir nefes almışlar. Bir daha hırsızlık yapmamaya azm-ü cezm-i kast eyleyerek koşar adımlarla köylerinin yolunu tutmuşlar. Bir daha hırsızlık yapmak bir yana, kendilerine ait olmayana el uzatmamışlar, uzatanlara da mani olmuşlar.
Kütüklü Tekke ile ilgili bir başka efsane de şu: “Gereviz’den yani tekkenin en yakın köylerinde bir Rumun biri, gitmiş, Tekkenin içinde bir mezar var tabi, Demiş: “Şu mezarı ben kazayım da bunun içinde para vardır. Kazmışlar, kazmışlar, bir iki boy kazmışlar, para çıkmamış. Fakat tekkenin eşik taşı varmış, mermerden yapılmış, dörtköşe, gayet güzel bir taş. Taş hoşuna gitmiş Rumun birisinin. “Alayım bunu bari” demiş “Gideyim hayvan damına, hayvan alnına koyayım bunu eşik taşı yapayım” almış götürmüş evine adam, koymuş dama, eşik taşı yapmış. Fakat o akşam yatmış. Rüyasında onun bütün gece durmadan “Taşı yerine götür, öleceksin” diye dermiş. Tekke Baba velhasıl Rum bütün gece sıkıntıdan uyuyamamış. Ertesi günü işine gitmiş. Ama o gördüğü rüya aklından hiç çıkmamış. Akşam gene olmuş, yatmış yatağına, gene sıkıntı almış, bir türlü uyuyamazmış. İlle “Taşı yerine götür” diye Kütüklü Tekke Baba söylermiş rüyasında. Sabah olmuş ikinci geceyi de hiç uyumadan geçirmiş. Bütün gece onu düşünmüş. Demiş: “Bu akşam da onu görürsem bakalım ne yapçam.” Üçüncü akşam da yatmış, gene bütün gece “Taşı yerine götür.i.. Taşı yerine götür”. Bütün gece gene söylenmiş sıkıntıdan. Rum bütün gece hiç uyuyamamış. Ertesi günü kalkmış İskeçe’ye doktora gitmiş, doktor bakmış, demiş: “Sen bi kötülük mü yaptın ne varsa aklında karik o vaadini yerine getir.” O da doktora anlatmış. Doktor demiş: “Sen taşı al yerine götür yoksa başka türlü uyuyamazsın.” Rum dönmüş doktordan, gelmiş köyüne. Almış taşı, götürmüş tekkeden çıkardığı yere. Daha âlâ daha güzel koymuş ve mezarı da biraz öteberi gömmüş.
Fakat bugünkü tekke tabi eskisine nazaran harabe durumda. Tekke denecek yanı yok yani.

Kütüklü Baba Tekkesi, 15. 16. yüzyıla uzanan bir mezar yapısıdır. Bu anıt Vistonida Gölü’nün batı kıyısında, Trakya’da İskeçe İli’ndeki Selino’nun kuzeybatısındadır. Antik Anastasiupoli – Peritheorio’ya yakındır. Bölgenin Türkçe konuşan halkı arasında Kütüklü Baba Tekkesi olarak, Yunanlar arasında ise Tekke olarak bilinir. Bu binaya mezar anıtı olan türbe değil de dervişlerin manastırı olan tekke demek yanlıştır. Bu yanlış 1826 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından yıkılana kadar bir tekke olmasından ileri gelmektedir. Sultan Mahmut, o dönemde üyeleri Bektaşi derviş gruplarına dâhil olan Yeniçerilerin birliklerini dağıtma mücadelesi vermiştir. Başka bir söylentiye göre Kütüklü Baba Osmanlı askeri Gazi Evrenos’un dağınık güçlerinde olan bir dervişmiş ve orduda olduğu dönemde bu binayı yaptırmış. Bugün Evrenos Paşa’nın kurduğu binanın arşivleri bulunmamaktadır. Mimari yapısına göre (sekizgen) 15. yüzyılda veya 16. yüzyıl başlarında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Günümüzde sadece kubbeli tavanlı ve taştan yapılmış türbesi kalmıştır. İçinde yeşil kumaşlarla kaplı olarak çilecinin mezarı bulunmaktadır; ayrıca da bir ön salonu vardır. BEKTAŞİLİK sembolleri kılıç ve külahı kabartma olarak görebilirsiniz. Büyük ihtimalle eski bir Hristiyan tapınağının harabeleri üzerine inşa edilmiştir. Günümüzde bu bina yörenin Müslüman ve Hristiyan sakinleri için bir ibadethane görevi görmektedir. Müslümanlar için Kütüklü Baba’nın türbesidir; binanın doğu kısmı ise Hristiyanlar tarafından Agios Giorgos Kilisesi haline getirilmiştir.