KARIŞIK

28 Haziran 2016 Salı

Güzelce Ali Paşa Türbesi..beşiktaş

Güzelce Ali Paşa Türbesi..beşiktaş

Güzelce Ali Paşa Türbesi;  İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Beşiktaş, Çırağan Caddesine cepheli olan Yahya Efendi Dergahı Külliyesi’nin içinde 551. ada, 39. parselde yer almaktadır. Güzelce Ali Paşa on yedinci asır devlet adamlarındandır. Sultan II. Osman devri Sadrazamlarındandır. İstanköy’de 1575 senesinde dünyaya geldi. Babası İstanköy’lü Ahmet Paşa’dır. Anne tarafından, Seyyit’ler dendir. Çocukluğu ve gençliği denizlerde geçti. 1597-1602 yılları arasında beş sene Dimyat Beylerbeyi ve 1602 yılında Yemen Beylerbeyi oldu. On dört yıl boyunca Tunus, Mora ve Kıbrıs Beylerbeyi görevlerinde bulunduktan sonra, Kubbe Veziri oldu. 1617 yılında Kaptan-ı Derya oldu. Ali Paşa, Sultan I. Mustafa’nın padişah olması üzerine görevinden alındı ve yerine Kara Davut Paşa tayin edildi. Ancak kırk gün sonra Davut Paşa azledildi ve Ali Paşa ikinci defa Kaptan-ı Derya oldu. Sultan II. Osman zamanında üç deniz seferine çıktı. Ali Paşa, Sultan II. Osman’a Sadrazam olduğu takdirde devlete yeni gelir kaynakları bulacağını taahhüt etti. Bunun üzerine, Öküz Mehmet Paşa Sadrazamlıktan azledildi ve Ali Paşa 1619 Sadrazam oldu. İlk icraat olarak varlıklı, devlet adamlarının ve tüccarların mallarına el koydu. Hazineye gelir kaynakları bulmakta büyük başarı göstererek, her hafta başında Sultan II. Osman’a elde ettiği gelirleri, hediyelerle takdim ederdi. Hiç umulmadık yerlerden hazineye gelir sağlardı. Buna şu olayı örnek verebiliriz; Uzun zamanda beri Yeniçeri Ocağı’nın et ihtiyacını karşılayan Rum Skarlati’den bir gün, o zamana kadar kestiği bütün koyunların derilerinin hesabını sordurdu ve kendisine muazzam bir meblağ ödemeye mahkum ettirdi. Ali Paşa, Sultan II. Osman’ı, Lehistan Seferi’ne teşvik etti. Ancak kendisi bu sefere katılamadı ve 8 Mart 1620 tarihinde vefat etti. Yüzünün güzel olmasından dolayı “Güzelce”lakabı takılmıştır. Devlete gelir temin etmek için pek çok işleri planlaması ve düşmanlarına karşı güler yüzlü muamele etmesiyle tanınmıştır. Sakız Adası, Boğaziçi, ve Yeniköy’de birer cami yaptırmıştır. Ancak Yeniköy’deki cami, Paşa’nın ölümünden sonra yanmış ve yeniden inşa edilmiştir. Ayrıca, Kasımpaşa da bir çeşme yaptırmıştır.
Güzelce Ali Paşa Türbesi, Yahya Efendi Dergâhı’nın yanında bulunmaktadır. 1620-21 yıllarında yapılmıştır. Kare planlı, kagir bir yapı olup, kubbe ile örtülmüştür. Duvarları taş-tuğla sırasıyla örülmüştür. Türbenin bir cephesi deniz tarafına doğru bakmaktadır.  Sadece bir cephesinde iki katlı pencereler açılmıştır. Giriş cephesi ve diğer duvarlar bitişiğindeki yapıya bağlıdır. Türbe çok sade olup, süslemesi yoktur. Türbenin içinde Güzelce Ali Paşa’nın hayatını içeren bir levha bulunmaktadır. Bu levhanın Türkçesi yazılarak bu türbeye 1997 yılında konulmuştur. Türbedeki sandukalar mermer lahit şeklinde yapılmıştır. Üzerleri, cehennemi temsil eden; hançer ve kıvrık dal motifleri ve cenneti temsil eden; vazoların içindeki çiçek motifleri ile işlenmiştir.
Türbede; Güzelce Ali Paşa, İbrahim Bey ki Damat İbrahim Paşa’nın oğlu olan Genç Mehmet Paşa’nın oğludur. 1818 yılında vefat etmiştir. Hüseyin Bey ki Güzelce Ali Paşa’nın oğlu olan Mehmet Bey’in oğludur. Yirmi dört yaşında vefat etmiştir. Güzelce Ali Paşa’nın akrabası olan kimlikleri bilinmeyen üç kişiye ait olmak üzere toplam altı sanduka vardır. Türbe ziyarete açıktır. Türbeleri Koruma ve Yaşatma Derneği tarafından onarılarak, 1997 yılında halkımızın ziyaretine açılmıştır.

25 Haziran 2016 Cumartesi

Pirce Alaaddin Türbesi / ANTALYA ALANYA – Şıhlar Mahallesi

Pirce Alaaddin Türbesi / ANTALYA 

ALANYA – Şıhlar Mahallesi



 Pirce Alaaddin Türbesi, Antalya İli, Alanya İlçesi, Şıhlar (Köyü) Mahallesi merkezinde caminin yakınındadır.

Pirce Alaaddin Horasan’dan bölgeye gelen Sucu İbrahim’in tek oğludur. Bu yüzden Birce Alaaddin olarak anılmıştır. Keramet göstermeye başlayınca Pirce Alaaddin olarak anılmaya başlamıştır. 1638/39 yıllarında bölgeye gelen Evliya Çelebi evliyayıPirce Alaüddin Sultan olarak anmakta ve cami, medrese, türbe ve tekkeden oluşan külliyeden bahsetmektedir. Demek ki,  Pirce Alaaddin bu tarihten önce yaşamıştır. 

Türbe tek kubbeli olup, yanında ibadet için mescit yapılmıştır. Türbe içinde Pirce Alaaddin’in sandukası haricinde ailesine ait küçüklü büyüklü 6 adet daha mezar bulunmaktadır. Sandukaya dayalı Evliya’nın asası bulunmaktadır.

 Pirce Sultan her türlü rahatsızlık için ziyaret edilmektedir. İşi ters gidenler, bir rahatsızlığı olan, dileği olan ve çocuğu olmayanlar türbeyi ziyaret eder.
Çocuğu olmayan kadın asasının üzerinden su akıtır. Akan suyu asanın ucundan alıp içtiği takdirde çocuğu olacağına inanılmaktadır.

Menkıbeler: 1-) Pirce Alaaddin hakkında anlatılan bir menkıbeye Sayın Metin Türktaş’ın değerli araştırmasından buraya aynen aktarmayı uygun gördük.
Pirce Alaaddin'in annesi ekmek yapıyormuş. Alaaddin, evin tek çocuğu olduğundan annesine yardım edip, onun yaptığı ekmekleri pişiriyormuş. Ekmek pişirirken, Koç Davut (Koş Davut) ismiyle anılan yerde ( bu köye yirmi kilometre uzaklıkta ) tahtacının katırı dereye uçmuş ve tahtacı, "Yetiş ya Pirce Alaaddin!" diye bağırmış. Bunu hisseden Pirce Alaaddin, gidip katırı kurtarmış. Geri döndüğünde bıraktığı ekmek yanmak üzereymiş. Annesi kızıp bağırınca, Pirce Alaaddin durumu anlatmış. Annesi buna inanmayınca, Pirce Alaaddin sırtındaki, katırın ayak izini annesine göstererek, söylediğinin doğruluğunu ispat etmiş. Bunun üzerine annesi, "eğer benden önce ölürsen, üstüne türbe yaptıracağım; senin türbenin damlası hiç kurumasın" diye dua etmiş. Gerçekten de şu anda türbenin tavanı yaz kış daima damlamaktadır.
2-) Yine aynı yapıttan başka bir menkıbeyi aynen aktarıyorum:
Bayram gününden bir gün önce köyde kalan Pirce Alaaddin ile annesi helva yapmışlar. Helvayı yerlerken annesi, "ah şimdi baban da şimdi burada olsaydı, bu helvayı çok severdi" diye söylenmiş. Bunu duyan Pirce, annesine helvada bir tasını ayırmasını ve hemen babasına götüreceğini söylemiş. Annesi karşı çıksa da, Pirce Alaaddin helvayı tasa doldurtarak ortadan kaybolmuş. Akşama doğru eve dönen Pirce Alaaddin, annesine, babasının helvayı çok sevdiğini ve kendisine selam gönderdiğini söylemiş. Annesi helva götürdüğü tasın nerede olduğunu sorunca, oğlan; "onu babam dönüşte getirecek, gelince sorarsın" demiş. Kadının kocası Hac'dan dönünce tası eşine teslim etmiş ve gönderdiği sıcak helva için de teşekkür etmiş.
3-) Pirce Alaaddin’in Kıbrıs Savaşında asasını alarak 3 gün ortadan kaybolup savaşa katıldığı anlatılmaktadır. Yine türbe yakınında çeşme evliyanın su sızan bir yere asasıyla dokunmasıyla gür su çıkmasıyla günümüze kadar gelmiştir. Buradan çıkan su hiç kurumamıştır. 

Kaynak: Metin Türktaş –Alanya ve Köylerindeki Türbe Yatır ve Adak Yerleri -1997

Kınalı Türbesi / ANTALYA / ELMALI – Eskihisar Mahallesi

Kınalı Türbesi / ANTALYA / ELMALI – Eskihisar Mahallesi


Kınalı Türbesi
 Kınalı Türbesi, Antalya İli, Elmalı İlçesi, Eskihisar (Köyü) Mahallesi Kınalı Mevkiinde yer almaktadır.
 Eskihisar Köyü gelenek ve görenekleri bakımından Oğuz/Türkmen boylarından biri tarafından kurulmuş olmalıdır. Köy yakınındaki Kınalı Türbesi 6 Mayıs tarihinde Hıdrellez Törenleri kapsamında köylüler ve çevreden gelenler tarafından topluca ziyaret edilmektedir. Hakkında başka herhangi bir bilgi yoktur. 

 Türbe betonarmeden kare plana yakın inşa edilmiştir. Çatısı kiremit kaplıdır.

Terlemez Baba Türbesi / AKSARAY Merkez –Şeyh Hamid-i Veli Mahallesi

Terlemez Baba Türbesi / AKSARAY

Merkez –Şeyh Hamid-i Veli Mahallesi


Terlemez Baba Cami ve Türbesi
Aksaray İli merkezinde bulunan Şeyh Hamid-i Veli Mahallesi Bostancı Sokağının sonunda bulunan Terlemez Baba Cami arkasında türbesi vardır.
 Gerçek adı Emir Ali’dir. Çarpıcı Tekkesi olarak da anılmaktadır.

 Türbe 1990 yılında restore edilmesine rağmen sadece temiz bir görüntü almıştır. Sade ve mimari özelliği olmayan, camiye bitişik konumda üstü kapalı, betonarme bir türbedir. Terlemez Baba mescidi kerpiçten yapılma, kare planlı, tek katlı ve damı kiremitle katlıdır. 

Terlemez Baba’yı kısmi felç geçirenler, elleri uyuşanlar, yel hastalığı geçirenler, belden aşağısı tutmayanlar, üzüntüden, sıkıntıdan derde tutulanlar ziyaret eder. Türbe şifa için Cuma günleri sabahtan ikindi namazına kadar ziyaret edilir. Diğer günler hayır duası için ziyaret edilir.
Ziyarete gelen hasta, ocaklılar tarafından ovularak şifa bulması sağlanır. Hasta tedavinin ardından iki rekat şükür namazı kılar.     

Kaynakça: Şahin Başer –Aksaray’da Metfun Bulunan Zatların Kabri Şerifleri ve Türbeleri –Kendi Basımı -1995 / Aksaray Kültür Envanteri-2009 / www.dunyacamileri.blogspot.com

24 Haziran 2016 Cuma

Hamza baba’nın türbesi

Hamza baba türbesi..izmir

HAMZA BABA’NIN TÜRBESİ


İzmir’in Kemal Paşa İlçesinin yakınında Manisa’nın Turgutlu İlçesinin birkaç kilometre uzağında Hamza Baba köyü vardır. Bu köy Hamza Bana adı ve türbesi ile meşhurdur.
Heryıl dünyanın çeşitli yerlerinden buraya binlerce insan gelir. Her birinin bir dileği bir arzusu vardır. Tek istedikleri Hamza Babanın 500 yıllık süre gelen gücünün onlara da fayda etmesi.. Bu inanç kuşaktan kuşağa günümüze kadar devam etmiştir.

Delikte kaybolan paralar
 Hamza Baba’nın türbesini ziyaret edenlerin yaşadıkları mucizelerin en ünlüsü; paraları kaybeden delik. Hamza Baba’nın tabutunun bulunduğu sandukanın önünde dilekleri olanların mum diktikleri bir adak yeri var. Bunun hemen altında bir delik var ki herkes bundan bahsediyor. Ziyaretçiler, küçük bir mendilin içine madeni para koyuyorlar. Mendili düğümleyip deliğe sarkıtıyorlar. Biraz sonra çekip çıkardıklarında mendilin boş olduğunu görüyorlar.
Tabii bu herkese olmuyor. İnanışa göre, Hamza Baba’nın ruhu mendili sarkıtanın dileğinin olmasını istiyorsa, içindeki parayı alıyormuş. Ama nasıl? Bu paralar deliğin içinde nerde duruyorlar. Belli değil…

Aşağıda çok miktarda para olması lazım çünkü asırlardır bu gelenek devam ediyor. Delikte paraları kaybolan insanların sayısı bir hayli fazla.

Üstelik bu insanların hemen hepsi mendillerini çok sıkı bir biçimde düğümlüyorlar. Mendil aşağıdayken mendile birinin dokunduğunu hissetmiyorlar.  Ayrıca mendilin deliğin içinde kalma süresi çok kısa aşağıda birinin durup ta mendilin içindeki paraları alması imkânsız.
Hamza Baba’nın türbesinde ünlü mendil sallama deliğinden başka 2 adet delik daha var. Bunlardan ilki toprak delik, bu deliği elini sokupta toprak alabilenin dileği gerçekleşiyor. Diğer delik ise yağ deliği buradan zeytinyağı alabilenlerin ağrıya yerlerine sürünce arıları geçiyor iyileşiyor.
 Hamza Baba’nın mucizevî yaşamı
Aslen Horasanlı olan Hamza Baba Anadoluya İran dan geldi. XV. Yy ın başı ve beraberinde 90.000 askeri vardı. Askerleri ve ona inananlarla birlikte Manisa ya yerleşti. Bir anda ünü yayıldı. Öyle oldu ki heryerde o konuşulur hale geldi.

O zamanlar Şehzade Murat Manisa valisiydi. Manisa elden gidiyor endişesiyle askerlerini Hamza Baba’nın üzerine gönderdi. Fakat mucezivi bir olay oldu askerler silahlarını bırakıp çiftçilik yapmaya başladılar..

Şehzade Muratla Hamza Baba’nın arasındaki anlaşmazlık sona erdi. Hamza Baba savaşmaktan yana değildi. Bir gün Hamza Baba taraftarlarına şöyle dedi :” Şehzade Murat’a dokunmayalım ama ona gücümüzü gösterelim”  Onu dinleyenler ne demek istediğini anlayamadılar. Fakat biraz sonra kıyamet koptu: tüm havyalar bağırmaya başladı kayalar yerinden sökülüyor dağlar yıkılıyordu…
Hamza Baba baktı ki iş çok büyüyecek yüksek bir taş üzerine çıktı ve şöyle seslendi:”ben durdum,sizde durun” ortalık bir anda sakinleşti..Onu huzuruna çağırarak “ Ey Hamza Baba bana da bir keramet gösterir misin ?.. Hamza Baba Ne istediğini sorunca kış mevsiminde üzüm isteği üzerine askerleri ile bir adamını gönderir ve bir müddet sonra bir sepet üzümle dönmesi üzerine dost olurlar.
Hamza Baba’nın ölümü üzerine kimin cenazyi Kaldıracağı tartışma konusu olur. Sonunda bir çare bulunur. Hamza Baba’nın cenazesi bir odaya konulur taraftarlarının getirdiği tabut ve Şehzade urat2ın gönderdiği tabut bir odaya konulur gece sabaha kadar beklenir Hamza Baba hangisine girerse o cenazeyi kaldıracaktır.

Ertesi sabah baktıklarında Hamza babanın cenazesi ortada yok ama adamlarının getirdiği tabut oldukça ağır artık kimsenin diyecek bir şeyi kalmaz ve adamları cenazeyi kaldırır.
Şehzade Murat Hamza Baba’ya bir türbe yapılmasını emretti ama türbenin yapılacağı yerde hiç taş yoktur. Manisa’da bir caminin yapımı için bekleyen taşlar bir gecede türbenin yapılacağı yere yığılır. Türbe yapılır aynı zamanlarda Şehzade Murat tahta çıkar ama Hamza Baba’ya olan saygısını hiç kaybetmez ve bir fermanla türbenin korunmasını ister.

Cumhuriyetin ilk yıllarında İzmir Valisi Kazım Dirik zamanında bu türbe kaldırılmak istendi. Halk karşı çıktı. Vali konuyu yerinde incelemek istedi o zamanki türbedar Rıza önder in evinde misafir kaldı. Ondan Hamza Banın hikâyesini dinledi. Hamza Baba ile ilgili çok eski el yazması kitapları aldı. Yıkım emrini kaldırttı. Fakat bir daha bu kitapları gören olmadı. 

Hamdi Sultan Dede Türbesi / ANKARA AKYURT / Cücük Mahallesi

Hamdi Sultan Dede Türbesi / ANKARA 

 AKYURT / Cücük Mahallesi


Hamdi Sultan Dede Türbesi


Hamdi Sultan Dede Sandukası


Hamdi Sultan Dede Sandukası

 Kesin bilgi olmasa da Hamdi Sultan bugün Çubuk İlçesi Kargın Köyünü kurucusudur. Babası Kalender Veli’dir. Hamdi Sultan babası ile birlikte Cücük Köyüne yerleşmiş ve burada yaşamışlardır. Hamdi Sultan, Hacı Ali Turabi’nin kızıyla evlenmiş ve Cücük’de vefat etmiştir. Sağlığında hayvancılıkla uğraşmıştır.
 Türbe betonarmeden bir ev gibi inşa edilmiştir. Türbede Hamdi Sultan sandukasının yanında aile efradından olduğunu düşündüğümüz dört sanduka daha bulunmaktadır.
 Hamid Sultan Dede Türbesi Ankara İli Akyurt İlçesi eski Cücük Köyü yeni Cücük Mahallesindedir.
 Hamdi Sultan Türbesi değişik dilekler için ve Yağmur Duası için ziyaret edilmektedir.

Menkıbeler: 1-) Cücük’de ailesini kuran Hamdi Sultan zamanla sığır ve koyun sürülerinin sahibi olur. Bir gün babası Kalender Veli ile birlikte Hacı Bektaş-ı Veli Hamdi Sultan’ı ziyarete gelir. Hacı Bektaş-ı Veli için hemen 300-400 kadar kuzuyu kurban edince, Hacı Bektaş-ı Veli bunun üzerine “Hamdi amma da kuzu kıranmışsın. Bu kadar kuzu kesmene ne gerek var. Bir kuzuyu bizim yememiz için eşin hazırlasın. Ben dua edeyim, siz amin deyin ve diğer kuzular dirilsin” der. Ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin kerametiyle kuzular canlanır ve yürümeye başlar, fakat o günden sonra Hamdi Sultan’ın lakabı Kuzukıran olarak kalır.   

Baba Sultan Türbesi / ANKARA AKYURT / Doğanoluk Mahallesi

Baba Sultan Türbesi / ANKARA 

AKYURT / Doğanoluk Mahallesi


Baba Sultan Türbesi
 Baba Sultan Türbesi Ankara İli Akyurt İlçesi eski Doğanoluk (Teberik) Köyü yeni Doğanoluk Mahallesindedir.

Horasan’dan bölgeye gelip yerleşen velilerden olduğu kabul edilmektedir. Hakkında başka bir bilgi yoktur.

 Türbe üstü açık, başında bir ağaç olan bir mezardır.

Baba Sultan Türbesi değişik dilekler için ziyaret edilmektedir.

Kaynakça: www.ankararehberi.com / Ankara –Ankara Büyük Şehir Yayınları – (www.webdeyim.net)

Ehli Hatun Türbesi / AMASYA Merkez – Kurşunlu Mahallesi

Ehli Hatun Türbesi / AMASYA

Merkez – Kurşunlu Mahallesi


Ehli Hatun Türbesi

Ehli Hatun Türbesi
 Dilek Hatun veya Kuyulu Evliya olarak da anılan Ehli Hatun Amasya Emiri Şadgeldi Paşazade Divitdar Ahmet Paşa’nın kızıdır. Türbe 1467 yılında tamamlanmıştır.

 Ehli Hatun türbesi, Amasya İli merkezi Kurşunlu Mahallesi, Yuvam Sokaktadır.
Türbe bir evin içindedir. Bahçe kapısından girilince bir avluda mermer sandukalar bulunmaktadır. Ehli hatun türbesi bir oda içindedir, yanında ziyaretçilerin namaz kılması için de bir oda bulunmaktadır. Bahçede “Dilek Kuyusu” adı verilen bir kuyu vardır. Ehli Hatun Türbesi Hazire olarak 1991 yılında Vakıflar tarafından tescil edilmiştir.   

Hayır duası için, değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Türbe özellikle kadınlar tarafından, haftanın her günü ama yoğun olarak Cuma günleri ziyaret edilir. Türbe ayrıca evlenmemiş kızların kısmeti açılsın diye, çocuk isteği için ziyaret edilir.
Ziyaretçiler namaz yerinde iki rekat namaz kıldıktan sonra, dua edilir ve adak adanır. Sonra yine dualar okunduktan sonra, ziyaretçi başını kuyuya sokar. Kuyuda bir ışık görürse dileğinin olacağına inanılmakta, eğer bir şey görmezse olamayacağına delalettir. Sadece çocuk isteyenler kurban adağında bulunurlar, diğer istekler için dini adaklar gerçekleştirilir.

Menkıbeler: 1-) Ehli Hatun sandukası yanında yatmak isteyenleri uyutmazmış.
2-) Sağlığında kedileri çok seven Ehli Hatun türbedarını kedilere kötü davranması üzerine yedi gece rüyasına girerek görevliyi türbeden uzaklaştırmış.

Kaynakça: www.kurumsal.kulturturizm.gov.tr / www.aksiyon.com.tr / Abdülhalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003 / Rahime Özdoğan –Amasya’da Adak Yerleri İle İlgili Halk Anlatıları -2006

HACI TUĞRUL KÖYÜ VE TÜRBESİ..

HACI TUĞRUL KÖYÜ VE TÜRBESİ..ankara




Çile Dağı’nın güney yamaç eteklerinde, ilçenin kuzeydoğusunda bulunan köy Ankara-Polatlı karayoluna 5 km, ilçe merkezine ise 25 km uzaklıktadır.

Oğuz Türkmen boylarının iskânına öncülük etmiş bir Türkmen dervişi Hacı Tuğrul Baba türbesi burada bulunmaktadır. Harabe halindeki türbe 2011 yılında vakıflar genel müdürlüğü tarafından aslına uygun olarak restore edilmiştir.

Kare planlı, kubbeli bir yapı olan türbenin iç kısmı geometrik motiflerle süslenmiştir. Türbede birinci sınıf taş işçiliği görülmekle beraber Selçuklu ve erken Osmanlı mimari özelliklerini taşımaktadır.

Türbenin kapısı üzerinde bulunan kitabeden 9 Ekim 1391 tarihinde Hacı Tuğrul Baba’nın torunlarından Şeyh Paşa tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Şeyh Paşa’nın babası Ahmed Paşa alim bir şahsiyet olup 1340 yılında Sultan Orhan Gazi’nin veziri olmuştur. Bacı Köyü’nde türbesi bulunan Fatıma Bacı’da Tuğrul Baba’nın torunudur.

Hacı Tuğrul köyünün tarihi zenginliği çok daha eskilere dayanmaktadır. Köyün güneydoğusunda Karahöyük’te bunu görebiliriz. Gordion’nun 22 km. kuzey doğusunda, Ankara-Polatlı Karayolunun 60. km’sinde Hacı tuğrul Köyü ile Yenidoğan Tren İstasyonu arasında yer almaktadır. 600x650x24 m. ebatlarında 330.000 m2’lik bir alanı kaplayan höyük Türkiye’nin en büyük höyüklerinden biridir. Gri seramikler, ithal seramikler, İyi bir işçilikle işlenmiş andezitten yapılmış iç ve dış sur duvarları ile Gordion’la paralellik gösterdiği yapılan kazılarda ele geçen buluntulardan anlaşılmaktadır. Frig yerleşiminin üzerinde ise ele geçen buluntulardan anlaşıldığı kadarıyla Lidyalıların egemenliği altına girdiği (M.Ö.695-546), M.Ö. 546’dan sonra Pers egemenliği Büyük İskender’in M.Ö.334 yılında Anadolu’da Pers egemenliğine son verişine kadar devam etmiştir. Höyük yakınlarında yer alan 5 tümülüsten en yükseği 29 m. 180 m. çapındadır.

23 Haziran 2016 Perşembe

Abdal Musa Sultan türbesi.. antalya.elmalı

Abdal Musa Sultan  türbesi.. antalya.elmalı






Anadolu'nun ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan, aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürdür. Aslen Horasan'lı dır. Azerbaycan'ın Hoy kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan, "Hoylu'' olarak tanınmıştır. Hacı Bektaş Veli'nin amcası Haydar Ata'nın oğlu, Hasan Gazi'nin oğludur. Kaygusuz Abdal Menkıbesine göre "Kösre Musa" adıyla da anılır.  Abdal Musa Sultan, Horasan Erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundandır. 14. yy. da yaşadığı ve Osmanlıların Bursa'yı fethi yıllarında Orhan Bey'in askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda yazılıdır. Hacı Bektaş Veli'nin önde gelen halifelerindendir. Payesi sultanlık, mertebesi "Abdallık". Pir evindeki hizmet postu ise, "Ayakçı Postu''dur. Bu post Bektaşi tarikatındaki on iki posttan on birincisi olup, diğer adı ''Abdal Musa Sultan Postu"dur. Ayakçılık, Abdallık mertebesidir.

Elmalı, Tekke köyündeki dergahı, ilk Bektaşilerin dört büyük "Asitanei Bektaşiyan" dan biridir. Ancak, Anadolu'nun inanç coğrafyasında seçkin bir yeri, etkin bir gücü olan Abdal Musa Sultan adına daha bir çok yerde makam ve mezarlar yapılmıştır. Bir çok yazar ve araştırmacı, Abdal Musa Sultan'ı konu alan araştırmalar yapmışlardır. Bazılarına göre, Abdal Musa Sultan; Bursa'nın fethine katıldıktan sonra Manisa, Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuş, daha sonra da Türkmen ve yörüklerin yoğun bulunduğu Elmalı yöresinde tekkesini kurmuştur. Ayrıca Denizli'de yatan "Büyük Yatağan Baba"dan esinlendiğini de belirtmişlerdir. Abdal Musa Sultan, Elmalı yôresinde kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşad etmiş (uyarmış) ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir. Bunların en ünlüsü de, Alevi-Bektaşi edebiyatın abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdal'dır.
Onunla ilgili olarak Abdal Musa Sultan Velayetnamesi'nde konu edilen söylenceyi şöyledir:

''Alaiye reyinin oğlu Gaybi, Abdal Musa'ya derviş olup, Kaygusuz adını alınca, babası oğlunu kurtarmak ister. Tekke Beyi'nin yardımını talep eder. Tekke Beyi'de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musa'nın tekkesine yollar. İsa, dergaha varır ve kapıya gelince: Çağırın bana Abdal Musa'yı diye gürler. Ancak, atı ürker ve İsa'yı sırtından atar, sürükleyerek parçalar. Tekke beyi bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer. Abdal Musa Sultan'ı yakmak öbek öbek odunlar yığılır. Ateşler tutuşturulur. Abdal Musa Sultan'da üç yüz kadar müridi ile semah ederek yola koyulur... Bu öyle bir geliş ki, onlarla birlikte dağlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür. Dervişler bir gülbank çekip ateşe girer. Ateş onları yakmaz, onlar ateşi söndürürler. Bu manzarayı gören Kaygusuz'un babası, duruma hayranlıkla bakar, Abdal Musa'nın ellerini öper ve geriye döner. Kaygusuz bu dergahta kırk yıl hizmet eder...''

Abdal Musa Sultan'ın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname'de anlatılır. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi, günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez olarak yayınlanmıştır. Kerametlerinden biri de şöyle: "Abdal Musa Sultan, bir pamuk içine kor halinde bir ateş parçasını müridlerinden biriyle, Geyikli Baba'ya gönderir. Geyikli baba da, ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu kerametin, yorumu da, "hayvanatı iradesine bağlamak, bitkilere hükmetmekten zordur'' şeklindedir.

Şair, düşünür, Horasan ereni Abdal Musa Sultan'ın keramet ve erdemleri yedi yüzyıldan bu yana dillerde söylenir. Antalya, Elmalı ilçesine bağlı Tekke köyündeki türbesi, 14. yy.'da Selçuklu mimarisi örneğinde yapılmıştır. Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17 yy. da burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde vermiştir. Bu bilgilere göre tekkenin kubbesindeki altın alem, beş saatlik yerden görülüyormuş. Abdal Musa Sultan sandukası baş ucunda seyyid olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeler uzanır, Misafirhaneler, kiler, mutfak meydanlar gibi bir çok ek binalar varmış. Mutfakta kırk derviş hizmet eder. Meydanın dışında ayrıca büyük bir misafirhane bulunur ki, üstü konak, altı ise iki yüz at alacak kadar büyük bir ahırdır. Misafir hiç eksik olmaz.

Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. On binden fazla koyunu, bin camuzu, binlerce devesi ve katın, yedi değirmeni ve daha birçok varlığı ile üç yüz elli yıl önceki Abdal Musa Sultan tekkesinin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtiyor Evliya Çelebi.

Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan tekkesi de nasibini almıştır. 1829'da hükümetçe gönderilen memurlar tarafından, dergahta mevcut bütün eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul'a gönderilmiştir. Bu hal tekkelerin 1925'de kapanmasına kadar yaşanmıştır. Değişik dönemlerde onarım gören Tekke, zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan türbesi kalmıştır. Türbede, Abdal Musa, annesi, babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdal'ın kabirleri bulunmaktadır.

PİRAHMET KÖYÜ TÜRBESİ..gümüşhane

PİR AHMET KÖYÜ TÜRBESİ..gümüşhane

PİRAHMET KÖYÜ TÜRBESİ


1-Bu vakfın zikridir.izzet ve ikram yolu,salihlerin önvüncü..merhumun muradış bütün Ethemin sahibi Allah'a temiz bir kalple gelenden başka kimseye malın ve oğulların fayda vermeyeceği gün.3-Aziz Ahmed...selim oğlu sultan süleyman..957   Gümüşhane Erzurum yolu üzerinde yer alan Pir Ahmet köyü adını Fatih Sultan Mehmet'in hala oğlu olan Afşar boyunun Karamanlı kolundan Karamanoğlu Pirahmet Bey'den almaktadır. 1451'den sonra Osmanlı ile karşı karşıya gelen Karamanoğulları Beyliği'nin Pirahmet Bey zamanında varlığını bir süre daha devam ettirdiği bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu'daki Türk beyliklerini egemenliği altına almasından sonra Karamanoğlu Pirahmet Bey Bayburt'a yerleşmiştir. Bir süre burada kalan Bey'in Gümüşhane'ye 15 km uzaklıktaki adını taşıyan köyde türbesi yer almaktadır. Bu türbe kare bir plan üzerine taştan yapılmış ve üzeri yine taştan piramidal bir çatıyla kapatılmıştır. Kubbe içerden kademeli tromplara oturtulmaktadır. Türbenin alt katındaki mezar odasına beş basamaklı taş merdivenle inilmektedir. Türbenin kuzey cephesinde yuvarlak kemerli alçak bir kapı, güney cephesinde ise küçük bir penceresi vardır. Türbenin içinde, batı duvarında grift bir sülüsle yazılmış hat yer almaktadır. Yazı, üzeri onarım sırasında çimentolu sıva harcı ile yer yer kapatılarak zarar görmüştür. Bu nedenle kelimelerin ancak bir bölümü okunabilmektedir. Bu yazıdan türbenin 1550 yılında Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) inşa edildiği anlaşılmaktadır.

21 Haziran 2016 Salı

Kureyş Baba Türbesi (Boyalı Köyü – Sincanlı – Afyon)

Kureyş Baba Türbesi 

(Boyalı Köyü – Sincanlı – Afyon)




Kureyş Baba Türbesi, Afyon'dan İzmir'e giden karayolunun takriben 15. kilometresinde sola saparak ayrılan yol üzerindeki, Sincan'lıya bağlı Boyalı Köyü'ndedir. Kureyş Baba Türbesi, hemen yakınındaki Hanikâh ve Eyvan Türbe ile birlikte üçlü bir yapı grubu teşkil etmektedir.

Plan Ve Kesit:
Kureyş Baba Türbesi, kübik bir kâide üzerinde yükselen taştan sekizgen bir gövdenin tuğladan ehrâmi bir külâhla örtülmesinden mürekkeb iki katlı bir yapıdır. Eserin üst kat girişi güney kenarında açılmış olup, buraya, tamamen yenilenmiş, iki yönlü sekiz basamaklı bir merdivenle çıkılır. Taşkın sivri kemerli giriş açıklığı duvar sathından 0.22 m. Dışa çıkıntı yapan dikdörtgen bir çerçeve içine alınmıştır. Çerçevenin yüzü, benzerlerini, Tercan Mama Hatun Türbesinde, Divriği Sitte Melik Türbesinde, Alay Handa ve Kayseri Darüşşifasında bulduğumuz, kesişen sekizgenlerin vücuda getirdiği bir örnekle süslenmiştir. Kapı kemerinin üstünde 0.38 m. x 0.50 m. ölçülerinde dikine konulmuş, 0.18 m. Derinlikli ve dikdörtgen şekilli bir niş vardır ki, etrafı dar mâil bir silmeyle kuşatılmış bu nişin bir kitâbe yuvası olması büyük bir ihtimâl ise de kitâbeye ait hiçbir iz mevcut değildir. 1.48 m. x 0.71 m. ebadındaki kapıdan geçilince, sekiz kenarlı üst kat salonuna girilir. Duvarları çok muntazam kesme taşlarla kaplı iç mekân yarım küre bir kubbe ile örtülmüştür. Tuğla örgülü kubbe yuvarlağına, köşelere oyulmuş mukarnas yuvası şeklinde zarif küçük trompcuklarla sekizgen gövde onaltıgene çevrilmek üstteki daha basit yuvalarla da yirmidört kenarlı bir poligon elde edilmek suretiyle intikal sağlanmıştır. İç mekân doğu ve batı kenarlarında açılmış iki mazgal penceresi ile aydınlanmakta olup, kareye yakın dikdörtgen şekilli bu pencereler dışa doğru daralıp küçülürler. Üst kat zemini, yüzleri değişik desenlerle süslü tuğlalarla döşelidir. Kırılan kısımlar, tuğla tarzında çimento ile kaplanmıştır. Bu kat, tahrib olmuş ve sonradan çimento ile kaplanmış, bir sanduka ihtiva eder. Sandukanın güney kenarı, tuğla ile şekillendirilmiş baklavalarla süslenmiştir. Yine bu kenarda, firûze renkli çini parçaları, çimento içine gömülmüştür. Orijinal şekliyle çinili olduğu söylenen sanduka ne yazık ki, buna delâlet edecek izlerden dahi mahrûm bulunmaktadır. Eserin alt katına, üst kata çıkışı sağlayan merdiven sahanlığı altında açılmış düz atkılı, 1.20 m. x 0.77 m. ölçülerinde dikdörtgen şekilli bir kapıdan geçilerek girilir. Cenazelik dört kollu haçvari bir plâna sahiptir. Her kenarı 2.90 m. olan merkezi kare çapraz tonozla, kollar sivri beşik tonozla örtülmüştür. Kare mekânın örtüsü, kolların örtüsüne ve duvarların örgüsüne nisbetle daha temiz bir işçilik gösterir. Girişin bulunduğu güney kolu hariç diğer üç kolun dip duvarları ortasında, 0.25 m. x 1 m. ölçülerinde, dışa doğru daralıp küçülen üç mazgal penceresi vardır. Döşemesi taş olan cenazelikte sanduka yoktur. Ancak, Aksaray Selime köyündeki Selime Sultan Türbesinde olduğu gibi, yıkanmış on bir adet kafatası bulunmaktadır. Kureyş Baba Türbesi, dışta, profilli bir silmenin sınırladığı kübik bir kâide üzerinde yükselir. Kâidenin köşelerindeki üçgen şekilli çıkıntılar çok basık üçgen prizmaları halinde yükselirler. Tamamen kesme taşla kaplı sekizgen gövdenin, giriş açıklığının bulunduğu, güney kenarı dışındaki, cepheleri, 2.27 m. x 2.07 m. ölçülerinde, sathî dikdörtgen şekilli nişlerle hareketlendirilmiştir. Duvar satıhları gibi nişlerin içleri de muntazam kesme taşlarla kaplıdır. Kornişin altında takriben 0.40 m. genişlikte, gövdeyi çepeçevre dolaşan bordür, giriş açıklığının çerçevesini süsleyen sekizgenlerin kesişmesinden doğan dörtlü düğüm motiflerinin tekrarı ile doldurulmuştur. Bir oyuk ve bir kaval silmenin vücut verdiği korniş üzerinde tamamen tuğla örgülü ehrâmi külâh yükselir. Hem üst kata hem de alt kata ait mazgal pencereleri, dışarıya küçük ve basit birer dikdörtgen göz şeklinde açılırlar. İki renkli taş kaplaması, tuğladan külâhı ile Kureyş Baba Türbesi, Konya ve havalisinde örneklerine sıkça rastlayacağımız bir tip olarak karşımıza çıkar.

Ölçüler Ve Nisbetler:
Üst Kat İç Kenar Uzunluğu: 1.96 m. – 2.05 m.
Üst Kat Dış Kenar Uzunluğu: 2.84 m. – 2.87 m.
Üst Kat Dahili Alanı: 19.44 m2.
Üst Kat Harici Alanı: 39.44 m2.
Üst Kat Harici Alanın Dahili Alanı Oranı: 1 : 2
Alt Kat İç Kenar Uzunluğu: 2.90 m. – 1.00 m.
Alt Kat Dış Kenar Uzunluğu: 7.45 m. – 7.44 m.
Alt Kat Dahili Alanı: 20.01 m2.
Alt Kat Harici Alanı: 55.42 m2.
Alt Kat Harici Alanın Dahili Alana Oranı: 1 : 2.7
Alt Kat Harici Alanın Üst Harici Alanına Oranı: 1 : 1.4

İnşa Tekniği:
Kureyş Baba Türbesinde taş ve tuğla ortaklaşa kullanılmıştır. Tuğla sadece üst katın hem iç hem de dış örtüsünde kullanılmış olup, yapının diğer bölümlerinde muntazam taş kaplamalar dikkati çeker. Kubbe yuvarlağına intikal küçük tromcuklarla sağlanmıştır. Alt katta tatbik edilen haçvari plan muhtelif devirlerde ve değişik bölgelerde tatbik edilmiş bir plân şeklidir. Konya'da yan yana birkaç türbede birden bu plânın tercih edildiğini müşahede ediyoruz.

Tezyinat:
Türbede süs kapı çerçevesi ile korniş altındaki bordürde toplanmıştır. Her ikisinde de, birbirini kesen sekizgenlerin meydana getirdiği dört düğümlü motif tekrarlanmıştır. Ayrıca, çoğunlukla kemerli olarak gördüğümüz duvar satıhlarını karakterlendiren nişler, burada kareye yakın dikdörtgen şekillidirler. Eserin üst katında bulunan sandukanın çinili olduğu rivâyet edilmektedir. Şayet bu doğru ise Kureyş Baba Türbesinde çini tezyinatın da bulunduğunu kabul etmek icab edecektir.
Yapının Bugünkü Durumu:
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce 1970 yılında gerçekleştirilen restorasyon sırasında kâidenin taş kaplamasının büyük bir kısmı yenilenmiş eksik silmeler tamamlanmış, yıkık tuğla külâh tuğla tarzında yenilenmiştir. Türbe bugün oldukça iyi bir durumdadır.

Eserin Kitâbeleri:
Güney kenardaki giriş açıklığının üzerinde bulunan kitâbe yuvası, bugün boştur. Burada bulunması gereken kitâbeden rivâyet şeklinde dahi günümüze ulaşmış bir haber yoktur. Çinili sandukanın "Hacı Mehmed bin İlyas bin Oğuz" şeklinde bir ibareyi ihtivâ ettiği şeklinde bazı söylentilerin olduğunu bilmemize rağmen bunu tevsika yarayacak delillerden mahrum bulunmaktayız.

Bânî:
Türbenin Kureyş bin İlyas bin Oğuz isminde, biri tarafından inşa ettirildiği rivâyet edilmekte ve eser de ismini bundan almaktadır.

Eserin Tarihlendirilmesi:

Türbenin bânîsi olma ihtimalini kabul ettiğimiz Kureyş bin İlyas bin Oğuz Karacivan köyündeki tekkeyi (ribat) 607/1210 – 1211 yılında yaptırmış, kardeşi de Afyon'daki Altıgöz köprüsünü 606/1209 – 1210 yılında tamir ettirmiştir ki, türbenin de bu yıllarda yaptırdığını kabul ediyoruz. Esasen kapı çerçevesini ve korniş altı bordürünü süsleyen motifler, erken devir karakterli olup, benzer tezyinatı Divriği'deki Sitte Melik Türbesinde (590/1193 – 1194), Kayseri Darüşşifasında (602/1205 – 1206) ve Konya'daki Taş Mescitte (612/1215 – 1216) bulmaktayız. Bu husus, Kureyş Baba Türbesinin 13. asrın başlarında yapıldığını teyid eder mâhiyettedir.

Sultan Baba..sinop

Sultan Baba..sinop


    

     Örcün Köyü tarihinin en önemli isimlerinden bir tanesi Sultan Baba’dır.Zat’ın ismi İbrahim Ethem olup lakabı Sultan Baba’dır.Fatih Sultan Han zamanında Sinop’tan gelerek şuanki türbenin bulunduğu yere yerleşmiş ve ormanlık olan bu alanları açarak bir zaviye evler hamam, hamamcık yaptırmış ve bağlar yetiştirmiştir. 
 
     Sultan Baba Türbesi’nin teşekkülünde bir “harç” vazifesi gören kerâmetler, “Sultan Baba” adının verilişine de vesile olur. Padişah’ın kızı çaresiz bir hastalığa yakalanır. Rüyasında Derviş Baba’yı görür. Bir başka rivayete göre kerâmetleriyle tanınan Derviş Baba’ya gitmesi salık verilir. Derviş Baba, rüyasında gördüğü yollardan geçerek Örcün’e gelen Sultan’ı sağlığına kavuşturur. Bunun üzerine Padişahın kızı, Derviş Baba’ya, “Siz, benim Baba Sultanımsınız” der ve “Baba Sultanım” diye hitap eder. O günden sonra Derviş Baba, “Baba Sultan” adıyla anılır.
 
     Padişah, kızının iyileşmesine çok sevinir. Derviş Baba’ya kızıyla gelerek, kendinden bir istekte bulunmasını söyler. Derviş Baba, bir zaviye, bir küçük ev ve bir hamam istediğini belirterek; bunların yerini işaret eder. Bu işaret öylesine etkilidir ki, eliyle işaret ettiği yerlerin ağaçları birden bire sapsarı olur. Bir rivayete göre de sapsarı ağaçlar yemyeşil olur.
 
     Sultan Baba’nın hastalıkları iyileştirmek, vücut arızalarını gidermek gibi biyolojik mahiyetteki kerâmet motiflerinin yanında; bereket, az yiyecekle çok kişiyi doyurma keramet motifi de velî hüviyetine dahil edilebilir. Sultan Baba, bir gün, zaviyesine uğrayanların, yoldan gelip geçenlerin ve köy halkının yemesi için küçük bir kazan pilav pişirtir. Gelenler arasında dişi ağrıdığı için pilavı yiyemeyen bir adam vardır. Sultan Baba, parmağını adamın ağrıyan dişinin üzerine koyar ve ağrı hemen kesilir. Pilav, onca insan tarafından yenmesine ve birçok kişiye de dağıtılmasına rağmen hiç bitmez.
 
     17 Ağustos 1999 Marmara depreminin merkez üssü olan Gölcük’te, çok büyük kayıplar verilirken; Gölcük’ün köyü Örcün’de hiç bir kaybın olmamasını halk, Sultan Baba’ya ve onun, “felaketlere mâruz kalanlara çok uzaklardan müdahale ile kurtarma” kerâmetine bağlamaktadır.
 
     Rivayete göre, Sultan Baba, depremde türbesinden çıkarak denizden gelen dev dalgaları eliyle durdurmuş ve denizin Gölcük’ü tümden yutmasını engellemiştir. Deprem gecesi Sultan Baba ve Türbenin mezarlığındaki bütün evliyalar ayağa kalkarak dua etmiş, topluca namaz kılmışlardır.
 
     Sultan Baba Türbesi’nin yedi yıl türbedârlığını yapan ki, eşi de kendinden önceki türbedârdır, Fatma Günel’e, . Cihan Harbi’nin biteceğini, kocasının da ihtiyat askerliğinden döneceğinin müjdesini rüyada Sultan Baba vermiştir.
 
     Sultan Baba Türbesi’nin şimdiki türbedârı Ahmet Özyar, kendisi için imkân dahilinde olmayan Hacc’a gideceğini Sultan Baba’dan öğrenmiş ve gitmiştir.
 
     Köye on beş yıl önce yerleşen Hazal Kına’nın yedi kızı vardır. Eşinin ısrarla erkek çocuk istemesine rağmen,olmayacağı düşüncesiyle kendisi istemez. Rüyasında kendini Sultan Baba’nın elindeki taslardan su içerken görür.Buna bir anlam veremez, çok geçmeden hamile kalır ve bir erkek çocuk dünyaya getirir.


Sultan Baba Türbesi’ne ziyaretçilerin gidiş nedenleri şöyledir:

*Çocuk sahibi olmak,
*İstediği cinsiyette çocuğa kavuşmak. 
*Çocuğa ad vermek, kırklı çocuğun kırkını uçurmak.
*Sünnet olacak çocuğun sünnetinin rahat geçmesini sağlamak.
*Lise ve üniversiteye giriş sınavlarında başarılı olmak.
*Askere sağ salim gitmek ve dönmek,
*Evlenmek, evlenememişlerin kısmetini açmak,
*İyi bir nişanlılık ve iyi bir evlilik geçirmek (evlenecekleri gün gelin ve damat türbeye gelirler)


Kaynaklar

BAHÂEDDİN-İ VELÎ Hz. TÜRBESİ

BAHÂEDDİN-İ VELÎ Hz. TÜRBESİ






Günümüzde birilerini ya da bir yerleri görmeye gitmek, asıl anlamıyla da Arapça olan ziyaret kelimesi, ziyaret eden ve ziyaret etmek ile aynı anlamı taşımaktadır, bu manada ziyaret kelimesi, çok kullanılan oldukça da yaygın olan adak kelimesi ile yan yana kullanılmaktadır, farklı isteklerin, arzuların, dileklerin gerçekleşmesi için gidilen, halkın kutsal saydığı mekanlarda adak yerleridir, bu kutsal mekanlar yatır mezarları, türbeler şeklinde olduğu gibi, değişik farklı inançlara bağlı kutsal alanlarda olabilmektedir, bunlar su gözeleri, dağlar, ağaçlar, kayalar, çalı topluluğu ve taş yığınları olabilmektedir.
İslam coğrafyasında özellikle Anadolu topraklarında, hemen hemen her ilde, her ilçede, her kasabada, her köyde, türbe ve yatır ziyaretleri  kültürü, çok güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir, İslamla ilgisi olmayan ama, eski Türk şaman inançlarından yada diğer batıl  inançlardan kaynaklanan, bazı gelenekler yada hurafeler olabilmektedir, çaput bağlamak, mum yakmak vs.
 Bu anlamda Konya’nın Bozkır ilçesine bağlı, yeni adıyla Ferhatlar, eski adıyla Bahatlar olan mahallede, halkın kutsal saydığı yerler vardır, bunların başında da üç yüz yıl önce bu köyde yaşayan, halen maneviyatı ile dertlerine çare arayanların akın akın geldiği, Bahâeddin-i Velî Hazretlerinin Türbesi bulunmaktadır.
Bahâeddin-i Velî Türbesinin tarihi hakkında, resmi hiçbir resmi bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bahâeddin-i Velî hazretlerinin köyün ilk yerleşimcilerinden olduğu ve onun alim bir zat olduğunu bilenler, çeşitli sebeplerle bu köye yerleşmişlerdir ve köye onun adına izafen Bahatlar denmiştir. Bahâeddin-i Velî kelime olarak dinin güzelliğine eren, o dinin güzelliğine sahip olan, İslam dininin bütün güzelliğine ermiş kişi demektir. 
Hazretin türbesinin bulunduğu yer, diğer mahallelerde olduğunun aksine, ne cami haziresinde ne de mahallenin güney batısında bulunan mahalle mezarlığında değil, köyün tam kuzeyinde farklı bir yerde  mahallenin harman yeri denen mevkiinin hemen altında sade bir  türbede ailesiyle birlikte meftundur.  Kalp gözü açık olan Allahın veli kulları vardır. Bu zatlar kabirdeki insanların hallerini görüp onlarla konuşabildikleri gibi, hayattaki insanların manevi hallerini de görebilirler. böyle kalp gözü açık Allah dostunun Bahatlar Camiinde inzivaya çekildiğinde kızıl sakallı bir veliyle görüştüğünü söylemiştir, köyümüzün kurucusunun da bu veli olduğu ve şemali hakkında bu şekilde bilgimiz olmuştur. Türbenin dört bir tarafı, mahallelinin tahıl ekip kaldırdığı tarlalar tarafından  adeta kuşatılmıştır, bundan yaklaşık 150 yıl önce Mustafa & Fatma adlı ailenin olan bu tarla, ailenin tek çocuğu olan Ayşe adlı kızına kalmış, bu yurt kızı da evlenince türbenin bulunduğu tarla yavalar sülalesine geçmiştir,  daha önceleri de ziyaret edilen türbe, bundan sonra tarla sahipleri tarafından gezdirilmeye başlanmıştır, Ocak Evi önceleri 1 iken, sonraları 2 ye çıkmış, Ocak Evi daha sonları 10 un üzerine çıkmıştır, son zamanlarda dışarıya göç ve dış evlilikler sonrası bu sayı 4 e düşmüştür, ama gene de dışarıya gidenlerin ve göçenlerin hakları, birincil yakınları tarafından kullanılmaktadır.
Yakın zamanlara kadar türbede çeşitli kerametler görüldüğü birinci şahıslar tarafından anlatılmaktadır, türbeden çalı ve ağaç kesenlerin çeşitli hastalıklara yakalandığı, etrafında çevrili taşları yerinden çekenlerin geceleri uyutulmadıkları, önemli gün ve gecelerde Türbede Kandil Işığının sabahlara kadar yandığı, yaşayanların anlattıkları kerametlerdir, günümüzde nesilden nesile anlatılan fazla bir menkibeleri bilinmemektedir, ama şunu da unutmamak gerekir, tarihimiz hayal ürünü değil bilakis gerçeklerin bir tezahürüdür.
Günümüzde yaşayan Alimlerinde, Bahâeddin-i Velî hazretlerinin büyük bir zat olduğunu teyit etmişlerdir, bu sebepledir ki 2000 yılında tarlaların içinde olan bu türbe, Şevikler ailesi tarafından dört tarafıda betonarme duvarla koruma altına alınmıştır,
Türbenin dış duvarı 11*13 mt uzunluğundadır, Türbenin iç kısmında taşla çevrili alanı ise  4,5*6,5 mt dir, türbenin içinde erik, yabani armut, aşılı armut, ardıç ağaçları ile, köylünün karamlık ve böğürtlen diye adlandırdığı çalı bitkileri vardır. Bahâeddin-i Velî Türbesine yıln 12 ayı, özellikle de yaz aylarında çevre mahalleler, ilçeler  ve Konya merkez olmak üzere, yurdun çeşitli illerinden ve de, Avrupa da yaşayan gurbetçilerden, yüzlerce aile gelip burayı ziyaret etmekteler.
Konyanın 120 km güneyinde kalan, araçla 1.30 saat mesafesi olan Bozkır ilçesinin, kuzey batısında kalan, Bozkır İlçesi - Seydişehir İlçesi Yolunun 8. km sinde, sağ tarafta bulunan mahallenin, içinden geçilerek harman denen mevki ye kadar araçla gidilen, sadece 100 mt lik bir mesafeden yürüyerek ulaşılan bu türbeye, çocuğu olmayan aileler, çocuğu olup da düşen aileler, çocuğu olup fakat fazla yaşamayan aileler, daha sıklıkla ziyaret etmektelerdir, ziyarete gelen ailelerle birlikte, Ocak Evi yetkilileri nezaretinde, türbeye hazırlıklı bir şekilde gidilir, Hazret ve aile efradı ziyaret edilir, dualar okunur, Türbenin etrafı en az 3 kere dolanılır, Türbede yatan zatın hürmetine dilek ve arzular  Allahu Teala dan istenir, köşedeki namazgahta 2 rekat namaz kılınır, Türbeden biraz toprak alınır, toprak hem yenir hem de suyla karıştırılarak içilir, Ocak Evinden de biraz lavaş türü ekmek alınır, Ocak Evinden alınan diğer eşya olan mıh, demircide dövdürülerek kolye yaptırılır, boyna yada bileğe takılır, çocuğu düşen aileler ve çocuğu olup ta fazla yaşamayan aileler ise, bunlardan başka her gün küçük parçalar halinde çiğ et yutarlar, biiznillah eğer istekleri, arzuları, dilekleri yerine gelmişse ve de, adak adamış iseler  türbeyi tekrar ziyaret ederler ve adaklarını yerine getirirler, daha önceleri ziyarete gelen aileye, koşu gemi takılması, nal verilmesi gibi eski batıl inançlar unutulsa da, ağaçların ve çalı bitkilerin dallarına çaput bağlamak, mıh vermek ve çiğ et yutmak gibi inançlar, halen devam etmektedir.
Evliya kültürüne bağlı olarak türbeleri ve yatırları ziyaret etmek, onlara dua etmek, mezarlarının çevresini temiz tutmak ve güzelleştirmek, geçmişimizi unutmamak, geleceğimize ışık tutmak, maneviyatımızı daha güçlü kılmak, onlara olan saygımızı ve sevgimizi belirtmek, kendimize, köyümüze, kültürümüze ve coğrafyamıza sahip çıkmaktır, bizi biz kılan en büyük değerdir.
Tarihi eserler ve mezarlıklar toplumların tapusudur, Bahâeddin-i Velî  ve Hu Dede hazretlerinin türbelerini ihya etmek bulunduğumuz coğrafyamızı sahiplenmektir. Derneklerimizin amacı; Bahatlar'ın evlatlarının ve Bahatlar’a gönül verenlerin birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşmalarını sağlamak; Bahatlar’la ilgili bilgi ve
belgelerin araştırılıp açığa çıkarılmasını; türbe, yatır,tarihi eser ve kutsal sayılan yerlerin bakım ve onarımlarını yapmak; oraların öğretilerini günümüz koşullarına uygun bir şekilde yaşatarak yeni kuşaklara aktarıp yarınlara taşımak en büyük arzumuzdur,  Bahâeddin-i Velî  ve Hu Dede hazretlerinintürbelerinin de onlara olan saygının ifadesi olarak uygun şekilde restore edilerek, bulundukları makamlarının çevresi, insanların yaya veya araçlarıyla rahatça dolaşabilecekleri yol haline getirilmesi, yanlarına çeşmelerin yapılması, 1er adet bayan ve erkek tuvaleti yapılması, kurban kesme yerinin yapılması, çevrelerinin ağaçlandırılması Bahatlar’a gönül vermiş insanların geçmişimize borcudur, asırlardır türbelerin etrafına her hangi bir hizmetin yapılmadığı aşikardır, Bahatlar’ın o yüce maneviyatını yaşatmak için Bahâeddin-i Velî  ve Hu Dede hz.Vakfını kurup daha kurumsal ve güzel işler yapmaktır