KARIŞIK

13 Şubat 2016 Cumartesi

Kul Fakir Baba Türbesi / AMASYA –Merzifon

Kul Fakir Baba Türbesi / AMASYA –Merzifon

Aşık Kul Fakir Ali Baba
Türbenin Yeri: Kul Fakir Baba Türbesi, Amasya İli Merzifon İlçesi merkezinde evinin bahçesindedir.
Kul Fakir Baba Kimdir: Gerçek ismi Ali Oymak’dır. Aşık Kul Fakir, Aşık Kul Fakir Baba, Kul Fakir Ali Baba olarak da anılmaktadır. 1873 yılında doğup, 1938 yılında vefat etmiştir. Gençliğinde güreş tutarmış. Güreş için gittiği bir köyde Gümüşhacıköylü Aşık Kul Hüseyin ile tanışır ve okuma yazması olmamasına rağmen Aşık olur. Döneminde Çorumlu Derviş Edna ile birlikte yol arkadaşı olmuştur. Piri Baba Ocağındandır. Ali İhsan Aktaş ve Sabri Yücel tarafından 1991 yılında Kul Fakir hakkında bir araştırma kitabı yayınlanmıştır.

Türbenin Durumu: Türbenin durumu hakkında herhangi bir bilgimiz yoktur.

Kaynakça: www.ozanlaryolu.com / Harun Yıldız –Amasya Yöresi Alevi Ocakları -2011

Huçek Baba Türbesi

Huçek Baba Türbesi 

AMASYA –Merzifon –Gazi Mahbub Mahallesi


Huçek Baba Türbesi
Türbenin Yeri: Huçek Baba Türbesi, Amasya İli Merzifon İlçesi merkezinde bulunan Gazi Mahbub Mahallesi Çukur Sokaktadır.
Huçek Baba Kimdir: Kadiri Tarikatından olması muhtemel Huçek Dede veya Hu Çek Babagörev yaptığı mescidi tekke olarak da kullanmakta ve burada müritleriyle beraber zikir törenleri düzenlemekteymiş. Hakkında başka bir bilgi yoktur.

Türbenin Durumu: Türbe bir binanın kenarındadır. Üstü açık olan türbede ağaçlar bulunmaktadır.

Ziyaret Nedeni: Türbe değişik dilekler ve hayır duası için ziyaret edilmektedir.

Menkıbeler: 1-) Huçek Baba’nın adının nereden geldiği değerli araştırmacı Abdülhalim Durma’nın “Evliyalar Şehri Amasya” kitabından aynen aktarıyorum:
Buralarda irşad görevi yapan şeyhin kırk tane dervişi vardır. Onlara devamlı olarak riyazet yaptıran, zikir çektiren dede hiç keramet göstermezmiş. Devamlı zikir ve riyazetten bıkan dervişler, bir keramet de göremeyince, teker teker bu mübareği terk etmeye başlarlar. Sonuncu dervişi de gittiğinde yapayalnız kalan bu şeyh yine de hiç kimse gitmemiş gibi yalnız başına zikirle meşgul olur. Fakat kısa zamanda halk, dedenin gittiği yolun yanlışlığından, batıl olduğundan söz etmeye başlayınca, dede bir çömlekçiye giderek kırk tane toprak testi alır. Bunları tekkede aynen dervişlerinin dizildiği şekilde dizerek bir zikir halkası oluşturur. Başlar "HU" lafzını zikretmeye. Onunla birlikte testilerde de bir kıpırdanma olur. ‘Bütün kainat, canlı cansız bütün her şey Allah'ı (cc) zikreder’, hadisi mucibince dervişane bir şekilde, bir sağa bir sola sallanarak yanında bulunan testilere vura vura zikretmeye başlarlar. Bu gürültüleri duyan halk tekkenin pencerelerine üst üste yığılarak bu olağanüstü olayı kendinden geçmiş bir vaziyette seyretmeye başlarlar. Onları fark eden dede hemen susar. Onunla birlikte testiler de zikri bırakırlar. Halk bu olayın vecdi içinde gözyaşlarına boğularak: "Hu çek dede, Hu çek !..", derler.
O da, tekrar zikre başlar. Testilerde görünmez bir işaret almışçasına ona iştirak ederler. Olayı takip eden dervişler büyük bir utanç içinde halkaya katılırlar. İşte o gün bu gün, şeyhin adı Huçek Dede kalmıştır.

Kaynakça: Abdülhalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003

Karaca Ali Baba Türbesi...terme

Karaca Ali Baba Türbesi...terme
Karaca Ali Baba 1
Karaca Ali Baba
TARİHÇE: Halk arasında ” Karaca Ali Baba Türbesi ” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir.
Terme’ye 25 kilometre batısında bulunan Akçaykaracaali Köyü’ne ait köy mezarlığı içerisindebulunmaktadır. Burada yatan ve Karaca Ali adıyla bilinen zatın ismine binaen bulunduğu Köye aynı ad verilmiştir

MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda betonarme olarak yeniden inşaa edilmiştir. Çatısı kiremit ile kaplanmış olan türbenin dış ve içi sıva üstü boyadır. Türbe içerisinde 1 adet ahşap sanduka bulunmaktadır.

RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Karaca Ali Baba Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlariçinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir
.

Karaağaç Dede Türbesi ..AMASYA .

Karaağaç Dede Türbesi ..AMASYA .

Suluova –Arucak Köyü


Karaağaç Dede Tekkesi
 Arucak Köyünün tarihi eskidir. Selçuklu ile birlikte bölgeye gelip yerleştikleri söylenmektedir. Karaağaç Dede’nin kim olduğu konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

Karaağaç Dede Türbesi, Amasya İli Suluova İlçesi Arucak Köyünde Tekke denilen mevkidedir.
Dilek Taşları
Türbenin Durumu: Türbe Tekke denilen yerdedir. Etrafı bir duvarla çevrilmiştir. Kurbanları pişirmek için bir yemekhane vardır.

Ziyaret Nedeni: Türbe değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Tekke etrafındaki kayalarda, mum yakma, kayaya taş yapıştırma gibi ritüeller uygulanmaktadır. Adak olarak kurban adağında bulunulmakta ve toplu olarak yenmektedir.

Mahmut Gazi Türbesi..ÇAL

Mahmut Gazi Türbesi..ÇAL





Çal ilçesine bağlı Mahmutgazi Mahallesi’nde bulunan Mahmut Gazi Türbesi, Mahmutgazi Mezarlığı içerisindedir. Selçuklu Dönemi mimari özelliklerini taşıyan türbe, Selçuklu komutanı Mahmut Gazi’ye aittir. Kare planlı bir yapıya sahip olan türbenin üzeri dolgu tuğladan örülmüş kubbe ile örtülüdür. Duvarları devşirme taş ve tuğlalarla yapılmıştır. Doğu cephesinde yay kemerli bir ahşap kapı ile dikdörtgen formlu bir pencere bulunmaktadır. Kuzey ve batı duvarlarında da birer penceresi vardır. Türbenin sandukası doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Çeşitli dönemlerde onarım geçiren türbenin duvarlarında ve önünde çevredeki antik yerleşimlerden getirilmiş mimari parçaları görmek mümkündür. Türbenin dışında, mezarlık alanı içinde biri parçalanmış halde iki adet pişmiş toprak küp (pithos) yer almaktadır

Yunus Emre Türbesi / AKSARAY

Yunus Emre Türbesi / AKSARAY –Ortaköy –Reşadiye Köyü

Türbenin Yeri: Aksaray İli Ortaköy İlçesi Sarıkaraman Kasabasının 4km yakınında bulunan ziyaret tepesinde türbesi vardır. Türbenin yeri bugün Reşadiye köyü sınırlarındadır.
Yunus Emre Türbesi
Yunus Emre Türbesi
Yunus Emre Kimdir: Anadolu’nun ve Türklerin en önemli tasavvuf ulularından olan Yunus Emre’nin bir çok kasabamızda mezarı ve makamı bulunmaktadır.
Aksaray’daki Yunus Emre türbesinden hemen hemen hiçbir araştırmacı hiç bahsetmemiştir. Oysa Hacı Bektaş-ı Veli Velayetnamesinde anılan Yunus Emre menakıbında doğum yeri olarak geçen Sivrihisar Sarıköy yalnız Eskişehir’de yoktur. Aksaray’da da Sivrihisar ve onun kuzeyinde Sarıköy bugünkü adıyla Sarıkaman Köyü (Kasabası) yer almaktadır.
Türbede yatan şahsın kemikleri toplanmış ve yapılan incelemelerde bu şahısta Çömelme Hastalığı tespit edilmiştir.  
Yunus Emre Türbesi
Yunus Emre Türbesi
Türbenin Durumu: Türbe bugün yenilenmiştir. Eski türbenin önü açık 12m2 civarındadır. Bu türbe yıkılmış ve günümüzdeki türbe yapılmıştır. Türbeye yakın yerde Çile Damı denilen Yunus Emre Çilehanesi bulunmaktadır.
Çilehane
Çilehane
Ziyaret Nedeni: Halk tarafından hayır duası ve değişik dilekler için yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Eskiden türbe yanında bulunan çitlenbik ağacına çaput bağlanırmış. Türbe yağmur duası için de ziyaret edilmektedir.

Menkıbeler: 1-) Türbeyi ziyarete gelenlere veya çevrede çalışanlara Yunus Emre isim vererek bir çok örnekte görünmüştür.

Kaynakça: Yrd.DoçDr. Doğan Kaya –Yunus Emre’nin Aksaray Ortaköy’deki Mezarı Üzerine Düşünceler

Çal Baba Türbesi / AMASYA

Çal Baba Türbesi / AMASYA .

Taşova –Boğalı Yaylaları


Türbenin Yeri: Çal Baba Türbesi Amasya İli Taşova İlçesi ile Tokat-Erbaa sınırında bulunan Boğalı Yaylalarındadır.

Çal Baba Kimdir: Çal Baba oğluyla birlikte Haçlı Ordularına karşı savaşmış ve burada şehit düşmüştür. Battal Gazi’nin evlatlarından olduğu rivayet edilir. Çal Baba’nın Dağ Kültü ile alakalı bir yatır olduğunu düşünmekteyiz.

Türbenin Durumu: Mezarın üzeri açıktır. Taştan çevrilmiş bir türbedir. 5x2mt boyundadır. Mezarın büyüklüğünden dolayı oğlu ile birlikte medfun olduğu söylenmektedir.

Ziyaret Nedeni: Yaylaya gelen yayla halkı tarafında mevsimin bereketli geçmesi için öncelikle ziyaret edilir. Koyunlar, kuzular kurttan korunsun diye türbeye adak olarak bir koyun bırakılır. Türbe başında dualar okunur, giderken de adak adanır. 

Menkıbeler: 1-) Çal Baba ve oğlunun kılıç şakırtıları dönem dönem dağlarda yankılanmaktadır. Çal Baba adı oğlunun çarpışmalar esnasında “Çal Baba, çal kılıcını sağa sola” diye bağırması üzerine bu adı almıştır.
2-) Kıbrıs Savaşında türbe yerinden yok olmuş, savaş bitiminde yerine gelmiştir. Bu yüzden Çal Baba ve oğlunun Kıbrıs'a savaşa gittiğine inanılmaktadır.
3-) Türbeye gelip burada define arayan definecilerin felç geçirdiği, kör olduğu rivayet edilir.   

Kaynakça: Abdühalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003 / Rahime Özdoğan –Amasya’da Adak Yerleri İle İlgili Halk Anlatıları -2006

Fedai Baba Türbesi . Amasya .Yassıçal Beldesi

Fedai Baba Türbesi 

Amasya .Yassıçal Beldesi


Fedai Baba TürbesiTürbenin Yeri: Fedai Baba Türbesi Amasya İlinin merkez Amasya İlçesi Yassıçal Beldesindedir.
Fedai Baba Kimdir: Ergonaş Baba ailesinden olduğu söylenmektedir. 1855 yılında Yassıçal’da doğar. Asıl adı Hüseyin’dir. Babası Konaş oğlu İsmail, annesi Zehra Bacı’dır. Eğitimini tamamladıktan sonra babası ölünce yazın çiftçilik yapıp, kışın da köy kasaba dolaşarak seyahat edermiş. 1940 yılında vefat etmiştir. Şiirleri Abdullah Çelebi tarafından 1991 yılında “Amasya’lı Fedai Baba Divanı” adı altında toplanmıştır.

Türbenin Durumu: Türbe kare planlı çatısı kiremitli ve iki kat olarak yapılmış sade bir türbedir.

Ziyaret Nedeni: Halk tarafından genellikle hayır duası için ziyaret edilmektedir.    

GANİ DEDE.. TERME .SAMSUN

GANİ DEDE..

TERME .SAMSUN



YERİ: Türbe; Terme İlçesinin 20 km güney doğusundaki Evci Beldesinin Yahyalı Mahallesi’ndeki tepe üstünde bulunmaktadır.
TARİHÇE: Halk arasında "Gani Dede Tekkesi" şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Kubaoğlu Cüneyt’in komutanlarından olduğu söylenmektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; açık alanda beton zemin üzerinde kabir mermer kaplamadır. 
RİVAYET: Yöre halkı tarafından Tekke olarak nitelendirilen ve korunan Gani Dede Türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Köylülerin anlattığına göre köyde bir kadın ölür ve bu zatın yanına gömülür. Ertesi gün mezarlığa gelince kadının mezarlığının darmadağın olduğu görülür. Yöre halkı mevtayı oradan alıp köy mezarlığına gömer ve burayı da türbe şekline getirmişler. Genellikle Türbe hasta olan hayvanlarının şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir

Geydoğan Baba Türbesi / AMASYA

Geydoğan Baba Türbesi / AMASYA

–Taşova –Geydoğan Köyü

Türbenin Yeri: Geydoğan Baba Türbesi, Amasya İli Taşova İlçesi Geydoğan Köyüne yakın bir tepe üzerindedir.
Geydoğan Baba Türbesi
Geydoğan Kimdir: Geydoğan Baba ismini Doğan Bey’den almaktadır. Gey Farsça “Bey/Büyüklük” anlamında olduğundan Geydoğan olarak anılmaktadır. Türbede bulunan diğer zatın Seyyid Ramazan olduğu söylenmektedir. Seyyid Ramazan Selçuklu Döneminde Horasan’dan bölgeye gelmiş, Rumlarla savaşan bir komutandır. Doğan Bey de onun yardımcısıdır. Seyyid Ramazan burada şehit düşünce Doğan Bey türbesini yaptırır ve köyü kurar. Kendisi de vefat edince vasiyeti üzerine Seyyid Ramazan’ın yanına gömülür.
Türbe Sandukaları
Türbenin Durumu: Türbe betonarmeden yapılmıştır. İçinde iki sanduka bulunmaktadır. Türbe etrafı çam ağaçlarıyla kaplanmıştır.

Ziyaret Nedeni: Geydoğan Babaya Amasya ve çevre illerden, Taşova’dan yoğun olarak ziyaretçi gelmektedir. Özellikle çocuğu olmayanlar, İsilik, Romatizma ve Sedef Hastalığına yakalananlar şifa bulmak için ziyaret eder.
Bu adak yerinde ilginç uygulamalar yapılmaktadır. Türbe bahçesinde bulunan Sakız Ağacının etrafında çocuğu olmayan kadınlar boynuna ip bağlanarak 7 kez dolaştırılır. Türbedar ile yapılan konuşmaya “Satma” denilir. Gündoğan başında dua okuyup, iki rekat namaz kılarlar ve adak adarlar. Çocukları olunca gelip adağını kesip etlerini fakirlere dağıtırlar. Sonra köye inip çocuklarına isim vermek için bir köylü çevirirler ve çocuklarına o köylünün adını verirler. Bu ilginç uygulamanın ayrıntılarını Rahime Özdoğan’nın tezinde okuyabilirsiniz.
Hastalıklar için ziyaret edenler ise türbe başında dua okuyup namaz kılarlar. Sonra türbe toprağından yanlarında götürüp suyla karıştırıp içerler. İyileştikleri taktirde adak olarak namaz kılarlar veya oruç tutarlar.     
Menkıbeler: 1-) Yedi yıl çocuğu olmayan kadının burayı ziyaretinden sonra çocuğu olduğu rivayet edilir.

Niyaz Baba Türbesi / AMASYA

Niyaz Baba Türbesi / AMASYA 

–Gümüşhacıköy –Gümüş Beldesi –İmirler Köyü

Türbenin Yeri: Niyaz Baba Türbesi Amasya İli Gümüşhacıköy İlçesi Gümüş Beldesine 17km uzaklıktaki İnegöl Dağındadır. İnegöl Dağı İmirler Köyü sınırlarındadır.
Niyaz Baba Türbesi
İnegöl Dağları
Niyaz Baba Kimdir: Ahmet Halil Niyaz Baba olara da anılan Niyazi Baba Alevi zümresindendir. Buraya yakın konumdaki yaylacılar Niyaz Baba’nın Horasan’dan gelen bir veli olduğu ve bölgedeki yaylada çobanlık yaptığını söylemektedirler. Merzifon’da medfun olan Piri Baba ve Çorum’da medfun olan Koyun Baba’yla kardeş oldukları söylenmektedir. Burada yapılan kazıda ele geçen balta ve kılıcın Niyaz Baba’ya ait olduğu söylenmektedir. Eserler Amasya Müzesinde sergilenmektedir. Ayrıca Niyaz Baba’nın Babai İsyanı (1240) sırasında doğduğu söylenmektedir. Olaylar esnasında Eliya Hatun tarafından kaçırılan küçük Niyaz, Rıza-i SadıkBaba tarafından mezarının bulunduğu bölgeye getirilir. Rıza-i Sadık Baba Niyaz Babayı Astroloji, Eczacılık ve gizli ilimler konusunda yetiştirir. İlmi Eretna Beyliği tarafından duyulmuş ve taktir edilmiştir. 2004 yılından beri İmirler Köyü Niyaz Baba Dayanışma ve Kalkındırma Derneği tarafından temmuz ayında şenlikler düzenlenmektedir.    
Deliktaş
Türbenin Durumu: Türbe betonarmeden iki odalı olarak inşa edilmiştir. Odalardan birinde Niyaz Baba’nın sandukası vardır. Diğer odaysa namaz kılmak içindir. Türbenin yakınında bir delik taş bulunmaktadır. Buraya gelen ziyaretçiler delik taşın içinden geçmektedir. Türbedar türbede kalmaktadır.

Ziyaret Nedeni: Türbe özellikle yağmur duası ve değişik dilekler için ziyaret edilmektedir. Köylüler yağmur duası için yanlarına bir kurban alarak sabah erkenden türbeyi ziyaret ederler. Türbe yanındaki kaya yanında kurban kesilir, köyün büyüğü “dede” önderliğinde dualar edilir. Kesilen kurbanın kanından bir kısım yanlarında götürülerek tarlalara serpilir.
Yine özellikle Hıdrellez günü toplu ziyaretler yapılmaktadır. Türbe ziyaretine gelenler etraftaki ağaçları, sandukayı öperler. Tokat ili ve çevresinden gelenler türbeye sürünerek girerler ve etrafında üç kez dönerler. Çorum ilinden gelenler ise türbe etrafını yedi kez dönerler.
Genellikle büyük dilekler için kurban adağında bulunulur. Türbe önündeki kayaya bez ve iplerin bağlanması ise sağlıkla ilgili dilekler içindir. 

Menkıbeler: 1-) Niyaz Baba Merzifon’da ayakkabıcılık yapan kardeşi Piri Baba’nın ziyaretine gider. Bir mendilin içine de süt koyar. Kardeşini ziyaret edince mendili duvar asar. O arada dükkanı ziyarete gelen bir bayan müşterinin topuğuna bakınca, mendil içindeki süt akmaya ve keramet bozulmaya başlar. Bunun üzerine kardeşi Piri Baba “Niyaz! Dağın başında ermek kolay, gel de ak topuklara, ak gerdana bakıp da görmeden erenlerden ol” demiş. Bu durumdan çok utanan Niyaz Baba “Bana ne ak topuktan, ak gerdandan. Bana İnegöl dağlarında otlayan ak koyunlar, ak kuzular gerek” diyerek yola koyulmuş.
2-) Niyaz Baba’nın zaman zaman ziyaret ettiği bir köydeki vatandaşlar Niyaz Baba’ya oyun oynayınca, Baba kızar ve bir beddua okur. Bu bedduadan sonra köylüler fakirleşir.

Kızılot Türbesi..terme

Kızılot Türbesi..terme


Terme İlçesinin 10 km güneyindeki Kocaman Beldesi Merkez Mahallesi Tekke altı mevkiindeki Köymezarlığı içerisinde bulunmaktadır.
TARİHÇE: Halk arasında “Kızılot Türbesi” şeklinde anılan türbenin, kitabesi bulunmamaktadır. Türbe 2005 yılındayeniden inşa edilmiş olup Kubatoğlu Cüneyt Beyin kol askeri olduğu söylenmektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; yarı kagir şekilde yeniden inşa edilmiştir.Türbenin Çatısı atermit ile kaplanmış, iç ve dışı sıvalı olup ahşap kaplama yapılmış sanduka ahşaptan olup, zemin halı kaplamadır.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından Türbe olarak nitelendirilen ve korunan Kızılot türbesi hakkında pek çok rivayet anlatılmaktadır. Köyde bir gün fırtına çıkar mezarlık içerisinde bulunan ağaçlar yıkılır köylülerden bazıları yıkılanağaçları almak isterler almak isteyen kişiler rüyasında siyah sakallı ve yanında çocuk olan bir zat onlara ağaçları bırakın dediği anlatılmaktadır. Genellikle Türbe hasta olan kişiler tarafından şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir.




Ser Çoban Türbesi / AMASYA –Merkez –Karasenir Mahallesi

Ser Çoban Türbesi / AMASYA –Merkez –Karasenir Mahallesi

Türbenin Yeri: Ser Çoban Türbesi, Amasya İli merkez ilçesi Karasenir Mahallesine yakın bir tepenin üzerindedir.
Ser Çoban Türbesi
Ser Çoban Kimdir: Ser Baş anlamındadır. Dolayısıyla Baş Çoban anlamında olan Ser Çoban geçimini çobanlıkla sağlayan evliyalarımızdandır. Sade yaşamıyla, sessizliğiyle tanınmaktadır. Kardeşi İğneci Baba’dır. Gerçek adı İbrahim Tebrizi Bahaddin Mevlana olup İran’ın Tebriz kentinden bölgeye gelmiştir. Eğitimini Tebriz’de Şeyh Taceddin Ebu Hamid Abdurrahman et Tebrizi’den almıştır. Moğol despot Kongortay’ın zulümlerinden kaçarak Karasenir Köyüne gelip yerleşmiş ve burada çobanlık yapmaya başlamış.

Türbenin Durumu: Türbe bir tepenin üzerindedir. Betonarmeden sade olarak inşa edilmiştir. Türbenin haricinde adak kurban yerleri ve pişirme yerleri bulunmaktadır. Ser Çoban’ın mezarının üzeri açıkmış. Hicaz Komutanı Karasenirli Mirliva Hasan Paşa tarafından 1878/79 yıllarında ahşaptan yapılan türbe 2001 yılında günümüzdeki haliyle betonarmeye dönüşmüştür.     

Ziyaret Nedeni: Türbe özellikle hayır duası için ziyaret edilmektedir. Ser Çoban vefat edince koyunları birer ağaç olup türbesinin etrafına dizilmiş. Bu yüzden türbe etrafından ağaç kesilmez. Ser Çoban Amasya merkezine yakın olması sebebiyle ve türbenin etrafının mesire yeri olarak kullanılmasıyla yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Türbe her türlü hastalık ve dilek için ziyaret edilmektedir. Ziyarete gelen Sünniler özellikle Cuma günü gelip namaz kılıp, kuran okurlar. Diğer kesimler haftanın her günü gelip türbenin etrafında yedi kez dönerler, mum adağında bulunurlar, türbeyi değişik yerlerinden öperler. Çocuksuz kadınların dilekleri türbedar ile birlikte yapılır. Adaklar genellikle kurban adağıdır.

Menkıbeler: 1-) Ser Çoban kardeşi İğneci Baba’ya ziyarete gelir. Yanında bir mendil içine koyduğu sütü getirir. Dükkana girince elindeki mendilini askıya asar. İçeri giren bir bayan müşterinin topuğuna bakınca askıdaki mendilden süt akmaya başlar. Müşteri gidince İğneci Baba durumdan utanan kardeşine seslenir: “Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta.”    
2-) Ser Çoban koyunlarını otlatırken başkasının bahçesine koyunu girerse üç gün sütünden içmez, köylülere bedavaya verirmiş.
3-) Ser Çoban bölgeden geçen bir komutan ve binlerce askerini azıcık yemeğiyle doyurmuş ve bir kez daha keramet göstermiştir.
4-) Ser Çoban’a misafir gelecektir. Onları layıkıyla ağırlamak için bir koyun kesmek ister. Bir koyunu gözüne kestirir ama koyun erenden köşe bucak kaçar. Bu durumu gören köylüler Ser Çoban’ın çok kızacağını düşünürler. Ama Ser Çoban koyunu yakalayınca ona şöyle seslenir: “Seni yordum mübarek. Gel seni gözlerinden öpeyim.” Sonra koyunu kesmek için kuytu bir yere götürür, fakat etrafını bir sürü yabani hayvan çevirir ve koyunu kesmesini söylerler. Bunu üzerine Ser Çoban aralarından bir karaca seçer ve onu keser.    
Kaynakça: Abdülhalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003 / Rahime Özdoğan –Amasya’da Adak Yerleri İle İlgili Halk Anlatıları -2006 / www.amasya05.net

Şeyh Cui Baba Türbesi / AMASYA –Merkez –Yuvacık Köyü

Şeyh Cui Baba Türbesi / AMASYA –Merkez –Yuvacık Köyü

Türbenin Yeri: Şeyh Cui Baba Türbesi, Amasya İli merkezinde Yuvacık Köyü cami yanındadır.
Şeyh Cui Suyu
Şeyh Cui Kimdir: Mehmet Cui gerçek adıdır. Şeyh Cui, Şeyh Mehmed Cui Dede olarak da anılmaktadır. Halk tarafından saygı duyulan Mevlevi şeyhidir. Amasya’da Şadgeldi Paşa zamanında (Osmanlı’nın Amasya’daki ilk zamanları) ünlenmiş, Amasya Mevlevihane’sinde şeyhlik yapmıştır. 1414 yılında kendi köyüne çekilerek burada Mevlevihane’sini, Tekke’sini ve Mektebini oluşturmuştur. Köy uzun yıllar Şeyhcui Köyü olarak anılmıştır. Günümüzde resmi olarak Yuvacık Köyü olmasına rağmen halk halen Cıcui, Şeyhcui Köyü olarak anmaktadır.    

Türbenin Durumu: Türbe cami yanındadır. Durumu hakkında bilgimiz yoktur. Cami yanında Şeyh Cui’nin yaptırdığı çeşme bugün dahi varlığını sürdürmektedir.

Ziyaret Nedeni: Türbe yöre halkı tarafından hayır duası için ziyaret edilmektedir.

Kaynakça: Abdülhalim Durma –Evliyalar Şehri Amasya -2003 / www.seyhcui.tr.gg

Geyik Koşan türbesi


Geyik Koşan Türbesi

hüseyin dede ..samsun. alaçam


 hüseyin dede ..samsun. alaçam



Alaçam’a 15 km güneyinde bulunan Tepe Bölmesi Köyü’ne 1 km mesafede Alaçam – Durağan anayolunun kıyı kenarında bulunmaktadır.
TARİHÇE: Halk arasında “Hüseyin Dede” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; orijinali ahşap iken 1971 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilmiştir. Çatısı Atermit ile kaplanmış, iç ve dışı sıva üstü boyadır. Türbeye ait sanduka ise betondandır.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Hüseyin Dede hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Mahallinden edinilen bilgilere göre Hüseyin Dede’nin aslı Peygamber efendimizin soyundan olan Evliyaoğulları’na dayanmaktadır. Hüseyin Dede 3 kardeşi ile birlikte Orta Asya’dan gelerek Ağrı’nın Doğubeyazıt bölgesine yerleşmiş ardından Erzurum, Trabzon, Ordu üzerinden Alaçam’a kadar gelmiştir. Alaçam’da Tep Bölmesi Köyü mevkiine gelen 3 kardeşin her biri ok atarak gidecekleri yönü tespit etmişlerdir. Hüseyin Dede’nin oku Tepe Bölmesi mevkiine düştüğünden buraya yerleşmiştir. Hüseyin Dede’nin yakın zamana kadar köye ait Könezli Mahallesi’nde bulunan evinin durduğu da belirtilmektedir. Köyde Hüseyin Dede’ye ait olduğu ileri sürülen birçoksoy bulunmaktadır. Hüseyin baba ile anlatılan rivayetler arasında Dağdan odunları geyiklerin sırtında getirdiği, yine geyiklere buğdayını taşıttığı ve tarlaları sürdürdüğü gibi Türkiye’ye özgü birçok anonim hikâyeler anlatılmaktadır.Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir
Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası – Ahsen Vakfı ( Allah onlardan razı olsun)

Horasanlı Ahmed Ceylani

Horasanlı Ahmed Ceylani


 Kavak’ın 8 kilometre Kuzeydoğusunda yer alan Tekke Köyü’ne ait Tekke Köyü Camisi’nin arkasında bulunmaktadır. Köy ismini Horasanlı Ahmet Ceylani’nin Tekkesinden almıştır
TARİHÇE: Halk arasında “Horasanlı Ahmet Ceylani” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Türbe; Karadeniz’e özgü ahşap yapı tarzında iken son yıllarda yıkılarak dört tarafı dikdörtgen şeklinde doğal taşlarla çevrilmiştir. Türbenin içindeki mezar ise betonarme üzeri mermer ile kaplanmıştır. Türbe içerisinde ağaçlar bulunmaktadır.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Horasanlı Ahmet Ceylani Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Ahmet Ceylani Nakşibendi şeyhi olup İslamiyet’e hizmet etmek için geldiği Erzurum Horasan ilçesine nispetle anılmaktadır. Köyde ahşaptan yaptığı cami ve tekkesi günümüze ulaşmamış, ancak köyünismi Tekke Köy olarak kalmıştır. Türbesi halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlariçinde şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir. Hasta olarak genellikle felçli hastalar türbeyi ziyaret etmekte veAllah’tan (c.c) şifa ummaktadır.

Gül Abdal Er Rufai

Gül Abdal Er Rufai





Lâdik’in 12 km kadar doğusunda yer alan Hamit Köyü’nün Tekke Altı Mahallesi’nde köy mezarlığı içerisinde bulunmaktadır
TARİHÇE: Halk arasında “Gülabdal Er-Rufai” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında kesin bilgi edinilememektedir. Ancak rivayetlere göre Seyfi Dede ve Karaabdal ile kardeş olduğu söylenmektedir. Selçuklu kumandanlarından olduğu rivayet edilen Gülabdal’ın 1180’li yıllarda şehit düştüğüve türbenin bu tarihlerde yapıldığı ileri sürülmektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Orijinali Karadeniz’e özgü ahşap olan Türbe; son yıllarda yeniden yapılmıştır. Türbe kubbeyle örtülü bir gövde ile L şeklinde betonarme olarak inşaa edilmiştir. Gövdenin her yüzünde birer pencere açılmıştır.Türbe girişinde hol ve mescit bulunmakta, mescidin arka tarafında ise kabir bulunmaktadır. Kabir ahşap sandukalıdır. Duvarlar ve kubbe ayet işlemelerle süslüdür. Binanın dışı doğal taş ile örülüdür.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Seyfi Dede Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Rivayetlere göre Seyfi Dede ve Kar aabdal ile kardeştir. Rivayete göre Gül abdal Er Rufai ve kardeşleri Selçuklu kumandanlarından ve âlimlerindendir. Gül abdal 1180’li yıllarda şehit düştüğü de bir başka rivayettir. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak, hasta olanlar içinde Allah’ın (c.c) izni ile şifa bulmak umuduyla ziyaret edilmektedir.
Abdal Mehmed Türbesi
ABDAL TÜRBESİ
Abdal Cami’nin karşısında bulunan türbe 1450 yılında Sultan 2. Murad tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı türbenin üstü, sekizgen bir kasnağa oturan, dıştan kurşunla kaplı kubbe ile örtülü olup türbeye beşik tonozlu kapalı bir eyvandan girilir. Türbede Abdal Mehmed’e ait bir sanduka bulunmaktadır. Abdal Mehmed, baş müridi Başçı İbrahim Efendi ile yakın dostluk kurmuş, onun duası ile zengin olmuştur. Zengin olunca türbesinin karşısındaki Abdal Camii’ni yaptırmıştır. Evliya Çelebi, Abdal Türbesi’ni yoldan geçenlerin dinlenip ibadet ettikleri güzel bir bina olarak tarif eder.

Yusuf-ı Hemedani..türkmenistan

Yusuf-ı Hemedani..türkmenistan





Evliyânın büyüklerinden. İsmi, Yûsuf bin Yâkûb Hemedânî olup, künyesi Ebû Yâkûb’dur. İmâm-ı A’zam hazretlerinin neslindendir. İnsanları Hakk'a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin sekizincisidir. 1048 (H.440) senesinde Hemedan’da doğdu. 1140 (H.535) de Herat’tan Merv’e giderken yolda vefât etti.

On sekiz yaşında Bağdat’a gelip, fıkıh ilmini Ebû İshâk-i Şîrâzî’den öğrendi. Yaşı küçük olmasına rağmen, Ebû İshâk kendisine husûsî ihtimâm gösterirdi. Bunun ve diğer fıkıh âlimlerinin derslerine devâm etmekle, Hanefî mezhebinde fıkıh ve münâzara âlimi oldu. İsfehan ve Semerkand’da, zamanın meşhûr hadîs âlimlerinden hadîs ilmini öğrendi. Tasavvufu Ebû Ali Fârmedî hazretlerinden öğrenip, onun sohbetinde yetişerek kemâle ulaştı. Abdullah-i Cüveynî, Hasan Simnânî ve birçok büyük zât ile görüşüp, sohbet etti. Kendilerinden ilim öğrendi. Yaya olarak otuz yedi hac yaptı. Kur’ân-ı kerîmi sayısız hatmetti. Gece namazlarında her rekatte bir cüz okurdu. Tefsir, hadîs, kelâm ve fıkıh ilminden yedi yüz cüz ezberindeydi. İki yüz on üç mürşîd-i kâmilden istifâde etti. Yedi bin kâfirin îmâna gelmesine sebeb oldu. Hızır aleyhisselâm ile çok sohbet etti.

Altmış yıldan fazla, insanlara doğru yolu göstermekle meşgûl oldu. Yüzlerce talebe ondan ders aldı. Abdullah-i Berkî, Hasan-ı Endâkî, Ahmed Yesevî ve Abdülhâlık-ı Goncdüvânî gibi büyük velîler yetiştirdi. Bunlardan Ahmed Yesevî, Türkistan tarafına göç edip, insanları irşâd ederek büyük hizmetler yaptı. Yûsuf-i Hemedânî, bütün dostlarına, talebesi Abdülhâlık-ı Goncdüvânî’ye tâbi olmalarını söyledi. Kendisinden sonra, bu talebesi insanlara doğru yolu gösterdi.

Yûsuf-ı Hemedânî, önce Merv şehrinde bir müddet kalıp Herat’a gitti ve uzun zaman kaldı. Sonra, tekrar Merv’e gelip bir müddet daha kaldıktan sonra Herat’a döndü. Herat’tan Merv’e yolculuğu sırasında vefât etti. Kabri Merv şehrinde olup, ziyâret edilmektedir.

Yûsuf-i Hemedânî, İmâm-ı A'zama pekçok bağlıydı. Irak, Horasan, Mâverâünnehr bölgelerinin muhtelif şehirlerinde bulunarak, halka saâdet yolunu anlatmak ile meşgûl olmuştur. İlmi, fazîleti ve kerâmetleriyle İslâm dünyâsında tanınıp, çok sevilmiştir.

Hakîkî İslâm âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden olan Yûsuf-i Hemedânî orta boylu, buğday benizli, kumral sakallı, zayıf bir zât idi. Eline ne geçerse muhtaçlara verir, kimseden bir şey istemezdi. Herkese karşı çok iltifât eder, yumuşak ve merhametli davranırdı. Yolda yürürken bile Kur’ân-ı kerîm okumakla meşgûldü. Hoş-dû denilen yerden, câmiye gelinceye kadar bir hatim okur, mescid kapısından, Hasan Endâkî ve Ahmed-i Yesevî hânesine varıncaya kadar Bekara sûresini okurdu. Geri dönerken Âl-i İmrân sûresini bitirirdi. Arada bir yüzünü Hemedân’a çevirir ve çok ağlardı. Selmân-ı Fârisî hazretlerinin âsâsı ile sarığı kendisindeydi. Her ay başında, Semerkand âlimlerini çağırarak onlarla sohbet ederdi. Bir taraftan köylülere ve yanına gelen herkese doğru din bilgilerini öğretmeye çalışır, insanlarla uğraşmaktan, onları yetiştirmek için çalışmaktan hiç sıkılmazdı. Diğer taraftan, ağrılara ve yaralara ilâç yaparak herkesin derdine devâ bulmaya çalışırdı. Böylece, maddî ve mânevî hastalıkların tabîbi, mütehassısı olduğunu isbât ederdi.

Talebelerine ve kendisini sevenlere dâimâ Peygamber efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın yolunda gitmelerini tavsiye ederdi. Kalbi, bütün mahlûkât için derin bir sevgi ile doluydu. Gayr-i müslimlerin evlerine giderek, onlara İslâmiyeti anlatırdı. Her şeye sabır ve tahammül eder, herkese karşı muhabbet gösterirdi. Altın ve gümüş eşyâ kullanılmasına müsâde etmez, fakirlere zenginlerden daha fazla îtibâr ederdi. Zühd sâhibi idi. Dünyâya ehemmiyet ve kıymet vermezdi. Odasında hasır, keçe, ibrik, iki yastık ve bir tencereden başka bir şey bulunmazdı. Talebelerine, dört büyük halîfenin menkıbe ve fazîletlerinden bahseder, onlar gibi ahlâklanmalarını nasîhat ederdi.

Bir gün, Hemedân’dan bir kadın, ağlayarak Yûsuf-i Hemedânî’nin huzûruna geldi ve dedi ki: “Oğlumu Bizanslılar esir etmişler.” Kadına; “Sabredin” buyurdu. Kadın; “Sabredecek hâlim kalmadı.” dedi. Bunun üzerine Yûsuf-i Hemedânî hazretleri; “Yâ Rabbî, bu kadının oğlunu esirlikten kurtar. Üzüntüsünü neşeye çevir!” diye duâ etti. Kadın dönünce oğlunu evde buldu. Hayret etti. Oğluna; “Anlat evlâdım! Buraya nasıl geldin?” dedi. Oğlu; “Biraz evvel İstanbul’daydım. Ayaklarım bağlı olup, başımda muhâfız vardı. Âniden bir kimse geldi. Beni kaptığı gibi, bir anda buraya getirdi.” dedi.

Yûsuf-i Hemedânî’ye, İslâm âlimlerinin ve kıymetli rehberlerin azalıp yok olduğu zaman ne yapmak lâzım? denildiğinde; “O zaman, her gün o büyüklerin yazdığı kitaplardan bir miktar okuyunuz.” buyurdu.

Sayısız kerâmetlerin ve fazîletlerin kendisinde toplandığı veliyyi kâmil bir zât idi. Kerâmetlerinin en büyüklerinden birisi; Allahü teâlâyı tanımak yolunda çok yüksek derece ve makamlar sâhibi olan, Abdülhâlık-ı Goncdüvânî gibi büyük bir velîyi yetiştirmesidir.

Yûsuf-i Hemedânî hakkında uygunsuz şeyler söyleyip, onu kötüleyen bir kimse vardı. Bu durum Yûsuf-i Hemedânî hazretlerine intikâl edince, üzüldü ve yakında cezâsını görür buyurdu. Birkaç gün içinde o kimse, eşkıyâlar tarafından öldürüldü.

Bir defâ Yûsuf-i Hemedânî insanlara vâz ederken iki kimse gelip, “Sus! Yanlış şeyler söylüyorsun” dediler. “Asıl siz susunuz. Size diri denmez!” buyurdu. O anda, o iki kişi orada ölüverdiler.

Necîbüddîn Şîrâzî isimli bir zât şöyle anlatıyor: Bir zamanlar velîlerin sözlerinden birkaç parça elime geçmişti. Mütâlaa ettim. Bana gâyet hoş geldi. Bu sözü araştırdım. Kimin sözüdür, bundan başka eserleri var mıdır, bu zâtı bulayım da, önüne diz çökeyim dedim. Bir gece rüyâda, heybetli, vekarlı, ak sakallı, pek nûrânî bir zâtın evimize girdiğini gördüm. Hemen abdesthâneye gitti. Abdest alacaktı. Beyaz bir kaftan giymişti. Kaftanın üzerinde iri hatla, altın suyu ile, Âyet-el-kürsî baştan ayağa kadar yazılmıştı. Ben onun arkasından gittim. Kaftanı çıkarıp bana verdi. Bu kaftanın altında ondan daha göz kamaştırıcı bir yeşil kaftan daha vardı. Bunda da, önceki gibi aynı hatla, altın yazıyla Âyet-el-kürsî yazılmıştı. Onu da bana verdi. “Ben abdest alıncaya kadar bunları tut!” buyurdu. Abdest aldı ve; “Bu iki kaftandan hangisini istersen sana vereyim.” buyurdu. Hangisini verirseniz, bence sevgilidir dedim. Yeşil kaftanı bana giydirdi. Beyazı da kendisi giydi. Sonra: “Beni bilir misin? Ben, o okuduğun parçaların müsannifiyim. Sen onu arzuluyordun... Ben Ebû Yâkûb Yûsuf-i Hemedânî'yim. Ona, yâni o okuduğun yazılara Zînet-ül-Hayât adını verdim. Ayrıca Menâzil-üs-Sâlikîn ve Menâzil-üs-Sâyirîn gibi sevilen eserlerim de vardır.” buyurdu. Uyanınca çok sevindim. Ona olan muhabbetim çok arttı.

İbn-i Hacer-i Mekkî hazretlerinin Fetâvâ-i Hadîsiyye isimli eserinde anlatıldığına göre, Ebû Saîd Abdullah, İbn-üs-Sakkâ ve Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî ilim öğrenmek için Bağdat’a geldiler. Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri o zaman çok gençti. Hâce Yûsuf-i Hemedânî hazretlerinin, Nizâmiyye Medresesinde vâz ettiğini duymuşlardı. Bunlar, onu ziyâret etmeye karar verdiler. İbn-üs-Sakkâ; “Ona bir soru soracağım ki cevâbını veremeyecek.” dedi. Ebû Saîd Abdullah; “Ben de bir soru soracağım. Bakalım cevap verebilecek mi?” dedi. Küçük yaşına rağmen büyük bir edeb timsâli olan Abdülkâdir-i Geylânî de “Allah korusun. Ben nasıl soru sorarım. Sâdece huzûrunda beklerim, onu görmekle şereflenir, bereketlenirim” dedi. Nihâyet Yûsuf-i Hemedânî hazretlerinin bulunduğu yere vardılar. O anda orada yoktu. Bir saat kadar sonra geldi. İbn-üs-Sakkâ’ya dönerek; “Yazıklar olsun sana, ey İbn-üs-Sakkâ! Demek bana, cevâbını bilemeyeceğim suâl soracaksın ha! Senin sormak istediğin suâl şudur. Cevâbı da şöyledir. Ben görüyorum ki, senden küfür kokusu geliyor.” buyurdu. Sonra Ebû Saîd Abdullah’a dönerek; “Sen de bana bir suâl soracaksın ve bakacaksın ki, ben o suâlin cevâbını nasıl vereceğim. Senin sormaya niyet ettiğin suâl şudur ve cevâbı da şöyledir. Fakat sen de edebe riâyet etmediğin için, ömrün hüzün ile geçecek.” buyurdu. Sonra Abdülkâdir-i Geylânî’ye döndü. Ona yaklaştı ve; “Ey Abdülkâdir! Bu edebinin güzelliği ile, Allahü teâlâyı ve Resûlünü râzı ettin. Ben senin Bağdat’ta bir kürsîde oturduğunu, çok yüksek bilgiler anlattığını ve; “Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir.” dediğini sanki görüyor gibiyim ve ben, yine senin vaktindeki bütün evliyâyı, senin onlara olan yüksekliğin karşısında boyunlarını eğmiş hâlde olduklarını görüyor gibiyim.” buyurdu ve sonra gözden kayboldu. Kendisini bir daha göremediler.

Aradan uzun seneler geçti. Hakîkaten Abdülkâdir-i Geylânî yetişti. Zamânında bulunan evliyânın en üstünü, baş tâcı oldu. Öyle yüksek derece ve makamlara kavuştu ki, insanlardan ve yüksek zâtlardan herkes gelerek, mübârek sohbetlerinden istifâde ederlerdi. Bir gün yüksek bir kürsîde oturuyor vâz ediyordu. Buyurdu ki: “Benim ayağım, bütün evliyânın boyunları üzerindedir.” Zamânında bulunan bütün evliyâ, onun kendilerinden çok yüksek olduğunu bilirler ve üstünlüğü karşısında boyunları eğri olurdu. Bunlar meydana çıktıkça, Hâce Yûsuf-i Hemedânî hazretlerinin senelerce önce kerâmet olarak haber verdiği hâller anlaşılıyordu.

İbn-üs-Sakkâ’ya gelince, o Yûsuf-i Hemedânî ile aralarında geçen o hâdiseden sonra, şer'î ilimlerle meşgûl oldu. Çok güzel konuşurdu. Şöhreti zamânın sultânına ulaştı. O da bunu elçi olarak Bizans’a gönderdi. Hıristiyanlar buna çok alâka gösterdiler. Nihâyet, onların yalanlarına aldanarak hıristiyan oldu. Bu hâdiseyi anlatan zât diyor ki: “Bir gün onu gördüm. Hastaydı. Ölmek üzereydi. Ben yüzünü kıbleye döndürdüm. O başka tarafa çevirdi. Tekrar kıbleye döndürdüm. O tekrar başka tarafa çevirdi ve böylece öldü.”

Ebû Saîd Abdullah da diyor ki: “Ben Şam’a geldim. Bâzı vazifelerde bulundum. Çeşitli sıkıntılar ile hayâtım geçti. Yûsuf-i Hemedânî hazretlerinin, her üçümüz hakkında da söylediği aynen meydana geldi.”

El-Meşrevü’r-Revî kitâbının sâhibi olan Cemâleddîn Muhammed bin Ebî Bekr el-Hadramî eş-Şafiî buyuruyor ki: “Bu menkıbe, rivâyet edenlerin çokluğu sebebiyle lafızları değişik olsa bile, mânâ yönünden tevâtür hâlini almış bir menkıbedir. Allahü teâlânın evliyâsını inkâr etmeye cüret edenler, neûzü billâh, İbn-üs-Sakkâ’nın durumuna düşmekten çok korkmalıdır. İlminin ve amelinin çok olmasına rağmen, İbn-üs-Sakkâ’nın, sonunda böyle sonsuz bir felâkete düşmesinin sebebinin, evliyâ hakkında edebsizlik yapması olduğu Behcet-ül-Musannife’de Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin menkıbeleri anlatılırken zikredilmektedir.

1) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı); s.1164
2) El-A’lâm; c.8, s.220
3) Şezerât üz-Zeheb; c.4, s.110
4) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.289
5) Tabakât-ül-Kübrâ; c.1, s.135
6) Hadâik-ul-Verdiyye; s.106
7) Reşahât (Arabî); s.14
8) Reşahât (Osmanlıca); s.17
9) Kalâid-ül-Cevâhir; s.110
10) Hadîkat-ül-Evliyâ; s.14
11) İrgâm-ül-Merîd; s.48
12) Behcet-üs-Seniyye; s.11
13) Rehber Ansiklopedisi; c.18, s.232
14) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.7, s.367
15) Makâmât-ı Yûsuf Hemedânî; Süleymâniye Kütüphânesi, İbrâhim Efendi Kısmı, No: 430