KARIŞIK

17 Ocak 2016 Pazar

ABAPÛŞ-İ VELÎ TÜRBESİ

ABAPÛŞ-İ VELÎ
Anadolu evliyâsından. İsmi Bâli Mehmed Çelebi olup, Bâlî Sultan olarak da bilinir. Germiyan şehzâdelerinden Hızır Paşanın oğludur. Dedesi Süleymân Şah, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin oğlu Sultan Veled'in kızı Mutahhara Sultan ile evli olduğundan, soyu Mevlânâ hazretlerine ulaşır. Babası ona, saltanat elbisesi yerine tarîkat abası giydiği için "Abapûş-i Velî" lakabını vermiştir.
Abapûş-i Velî, küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kısa zamanda ilim tahsîlini tamamladı. Ahlâk ve edeb nümûnesi idi. Küçük yaşta Mevleviyye tarîkatı büyüklerinin mânevî bakışlarına kavuştu. İnsanlara doğru yolu göstermek üzere icâzet, diploma aldı.
Devrinin büyük âlimleri ve devlet ileri gelenlerinin çoğu onun sohbetlerini tâkib ederlerdi. Tîmûr Han Afyon taraflarına geldiğinde, onun bölgesine girmedi ve bâzı ihsânlarda bulunmak isteyince; "Bizim abamız, elbisemizi terk ve ihtiyaçsızlık elbisesidir" deyip kabûl etmedi. Tîmûr Han Abapûşî hakkında; "Böyle zatlar boş değildir. Allahü teâlâdan başkasından ne korkarlar, ne bir şey beklerler. Şahların gönüllerinde onların heybeti, korkusu yer etmiştir." dedi.
Abapûş-i Velî ömrünün sonlarını babasından kalan dergâhında yalnız geçirdi. Devamlı ibâdetle meşgûl olurdu. Talebeleri ve sevenleri huzuruna gidip ders ve sohbetlerini dinler, ondan istifâde ederlerdi. Çeşitli zamanlarda insanlar arasına çıkıp, onlara Allahü teâlânın emir ve yasaklarını anlatır, herkesi iyiliğe teşvik ederdi.
Vefâtından önce kendi evine geçen Abapûş-i Velî, üç gün sonra 1485 (H.890) senesinde vefât etti. Afyonkarahisar Mevlevî Dergâhının bahçesine defnedildi. Definden sonra bâzı hâller görüldü. Talebeleri bunları hocalarının kerâmeti olarak kabûl ettiler. Bu sırada sâdece görünüşe bakarak konuşanlardan birisi bu hâllerin, talebeler tarafından uydurulduğunu, bunların aslının olmayacağı gibi sözler söyledi. Ayrıca kabre inkâr gözü ile baktığı anda, Allahü teâlânın gazâbına uğrayarak gözleri görmez oldu, dili tutuldu. Baştan ayağa kadar bütün vücûdu titremeye başladı. Bu hâle yakalandığının üçüncü günü kötü bir vaziyette öldü. Allahü teâlânın evliyâsı hakkında uygunsuz konuşmanın, onu inkâr etmenin cezâsını hemen gördü.

SARI ANA TÜRBESİ





SARI ANA:
Kanuni, Rodos'u almak üzere Marmaris'e geldiğinde, harp
dolayısıyla halkın yokluk içinde yaşadığını görür. Ordusunu nasıl
doyuracağını düşünürken, "Sarı Ana" diye tanınan ve yalnız yaşayan
bir kadın ona yardım etmek ister. Sahip olduğu tek ineğini sağarak
hükümdarın bütün ordusunu doyurur. Bunu gören Kanuni onun ermiş
olduğunu anlar ve "Rodos'u alıp alamayacağını" sorar, Sarı Ana da
"Askerlerinin konakladıkları yerden hiçbir meyve almadıkları
takdirde fethi n nasip olacağını" söyler. Sabahın ilk ışıkları ortalığı
aydınlatırken Kanuni askerlerine "ağaçlardan birşey alıp
almadıklarını" sorup "hayır" cevabını alınca, Rodos'a geçer ve orayı
alır. Başka bir rivayete göre de Sarı Ana Kanunrnin sorusuna -hiçbir
şart ileri sürmeden "Rodos'u alabileceksin" diye karşılık verir

AKŞEHİR’DE BİR EREN: ŞEYH EYYÜB (YAĞLI DEDE)

AKŞEHİR’DE BİR EREN: ŞEYH EYYÜB (YAĞLI DEDE)


Kizılca Mahallesi, Mektep Sokakta etrafı duvarlarla çevrili bir türbede yatan Şeyh Eyyüp kendini iyi yetiştirmiş bir ulu kişidir.
Sandukasındaki tarihe göre 759 (1358) tarihinde vefat etmiştir. Halk arasında “Dede” olarak çağırıldığı için epey yaşlı iken ölmüştür. Buna göre 13. Yüzyılın son çeyreğinde doğduğu söylenebilir. İ. H. Konyalı’ya göre, babasının adı Hasan Çelebi, dedesinin ki ise Eyyüp’tür
Şeyh Eyyüp küçük yaştan itibaren kendini yetiştirmişti. Özellikle geceleri devamlı ibadet eder, kitap okurdu. Bu nedenle evinin kandilleri sabaha kadar yanardı. Bunun için en çok kandil yağına ihtiyaç duyardı. Kandilleri için devamlı yağ istediği ve aldığı için halk arasında adı “Yağlı Dede”ye çıkmıştı. Şeyh Eyyüp, vakıf kayıtlarında “Kazaz Şeyh” olarak yazılmıştır. Buna göre o aynı zamanda bir ipek dokuyucusu idi. Özellikle ipek havlular yapıyordu.
Şeyh Eyyüp alçak gönüllü bir insandı. Halkın ona yakıştırdığı unvanları kabul etmezdi. Bir rivayete göre:
“Yağlı Dede (Şeyh Eyyüp) Hazretleri’nin yaşadığı dönemlerde Akşehir’de büyük bir kuraklık oldu. Geceleri sabaha kadar evinde kandillerin yandığını görenler ve Şeyh Eyyüb’ün ibadet ettiğine inanan bir kısım halk;
“-Bu mübarek zat olsa gerek, bu zata gidelim yağmur duası etsin” dediler.
Bunun üzerine Akşehir’in ileri gelenleri dua için kapısını çaldılar. Şeyh Eyyüp hazretleri de;
“-Bende evliyalık yok” diyerek kendisini gizledi.  Daha sonra bir testi haşhaş yağı aldı. Mahallelerde
“-Yağ, yağ” diye bağırarak gezmeye başladı. Daha yağ bitmeden Nuh tufanı gibi bir yağmur yağmaya başladı. O kadar çok yağdı ki yine aynı kişiler bu sefer Şeyh Eyyüp Hazretlerine;
“-Bu seferde Allah’a dua et de yağan yağmur dursun” dediler. O  da tekrar;
“-Bende evliyalık yok” diyerek onları geri çevirdi.
 Sonra sırtına bir çuval leblebi alıp mahallelerde çocuklara;
“-Yağma yağma” diye ücretsiz leblebiyi dağıtmaya başladı. Leblebi bitmeden yağmur kesildi.”
Dr Muharrem Bayar eserinde Şeyh Eyyüp’ün Nakşibendî halifesi olduğunu belirtir. Ancak kaynağını belirtmez. Şeyh Eyyüp’ün evi bu günkü türbenin yakınında idi. O devirde evin bulunduğu bu mahalle Tercüman Mahallesi idi. Tercüman Mahallesi 1800’lu yılların başında Kileci ve Kızılca mahallelerine katılmıştır.
            Şeyh Eyyüp evinin hemen yakınına bir zaviye yani küçük bir tekke yaptırmıştı. Bu zaviyenin ayakta kalması için bir zaviye vakfı kurmuştu. Kurduğu bu vakfa evini, ağaçlıklı bahçesini, ipek dokumaların satıldığı dükkânını ve Hıdırlık’taki bağ ve meyve bahçesini bırakmıştı.
            Yıllarını okuyarak geçirdiği için Şair Haki, Akşehir Medhiyesi’nde:
“Veliler içre “Gevher İmre” mahaldir olsa yekdane,
Erenler içre “Şeyh Eyyüp” yaraşır olsa merdane,
Ziyaret eylersen “Hızr”ı hayat erer o dem cane” derken Şeyh Eyyüp için “mertçe söylemek gerekirse o kendini iyi yetiştirmiş bir erendir” şeklinde belirtiyor.

Şeyh Eyyüp,  Akşehir Hamitoğulları Beyliği yönetimindeyken 1358 Eylül ayında ebedi âleme göçmüştür.

SEYDİ YUNUS.TÜRBESİ.akşehir

AKŞEHİR’DE EVLİYALARIN EN BÜYÜKLERİNDEN BİRİ: SEYDİ YUNUS


Seydi Yunus, Akşehir Meydan Mahallesi’nde türbesi bulunan ve “kutbu’l-kutub” olarak nitelendirilen büyük bir evliya idi.
Akşehir’deki türbesindeki kitabeye göre H.820/M.1417 yılında vefat etmiştir. Bu tarihe göre Seydi Yunus, 14. yüzyılın ikinci yarısı ile 15. yüzyılın başlarında Akşehir’de yaşamıştır. Bu devirde Akşehir adeta bir tenis topu gibi bir Karaman oğullarının eline geçmekte, bir Osmanlı devletine geçmekte idi.
Seydi Yunus’un hayati hakkında ne yazık ki yeterli bilgi yoktur. Onun hayatı hakkında bilgi veren üç kaynak vardır. Birisi türbesindeki kitabedir. Bu kitabeye göre  Seydi Yunus, Peygamberimizin soyundan gelmektedir.  “Mefhari’s-saadat es-Seyyid” tamlaması peygamber soyundan gelenlerin iftihar edecekleri bir efendi olduğunu belirtiyor. Ayrıca bu sıfatlar Nakşibendîler tarafından kullanılmaktadır. Bu da Seydi Yunus’un Nakşibendî olduğunu gösteriyor. Nitekim bazı kaynaklar onun Nakşibendî halifesi olduğuna yer verir.
 Bir diğer kaynakta Şair Haki’nin “Akşehir Medhiyesi”dir. Burada:
O Seyyid Yunus’u görsen gezer sancağı şahane
Eğer şah u eğer bende otağın kurdu meydane
O nesl-i ism-i ahsen kim oturmuştur emirane
 “O Seyyid Yunus ki şahane sancağın altında gezmektedir. O’nu gören şahlar, kullar hemen yanına gelip, çadırlarını kurar, O’nun gölgesinde, himayesinde otururlar.
O’nun güzel ismi gönüllere yer etmiştir. Nesli bu şöhreti devam ettirmektedir.
Seydi Yunus ile ilgili diğer bir kaynakta vakıf defterleridir. Bu kayıtların bazılarında Seydi Yunus’un adı Şeyh Yunus olarak yer almıştır. Çok zengin bir vakfı vardır. Bu vakıf Akşehir merkezindeki Seydi Yunus Zaviyesi için kurulmuştu. Vakıf Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey(1361-1398) zamanında kurulmuştur.
Seydi Yunus Zaviyesi’ne devam eden genç, orta yaşlı, ihtiyar her zümreden insan, gerekli dini ilimleri okuyarak ve yaşayarak öğrenirdi. Ayrıca,  Zaviye’ye bir yolcu geldiği zaman, eşya ve hayvanları yerleştirildikten sonra hamama sokulur, güzelce yıkanır, sonra bir odaya alınıp, yiyecek ve içecek ikrâm edilirdi. Akşam namazından sonra zaviyede Kur'ân-ı Kerim okunur ve gece teheccüd namazına kalkılır idi.
Vakıf kayıtlarına göre; Seydi Yunus’un Akşehir Meydan Mahallesi’ne Çakıllar köyünden gelmesi muhtemeldir. Nitekim onun evlatları Çakıllar ve Bisse(Çamlı) Köyü’ne geri dönmüşlerdir.
Seydi Yunus’un kurmuş olduğu Seydi Yunus Zaviye Vakfı’na Çakıllar ve Bisse(Çamlı) köylerini vererek en büyük bağışı yapan Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey’dir. Ancak onun torunu olan Karamanoğlu İbrahim Bey, Seydi Yunus’un oğullarının Osmanlılarla birlikte İstanbul’un fethine katılması nedeniyle onları cezalandırmak için vakfedilen bazı yerlere el koyarak tımara vermiştir.
Çelebi Mehmet zamanında 1414 tarihinde Akşehir yönetimi Osmanlılara geçti. Bu tarihten üç yıl sonra Seydi Yunus, Akşehir’de vefat etti. Naaşı Meydan Mahallesinde bulunan zaviyesinin yanındaki türbeye konuldu. Bazı kaynaklar Kanuni zamanında(1520-1566) Akşehir Çakıllar köyünde yaşayan Şeyh Abdullah Efendi’nin oğlu olduğunu belirtirler. Ancak bu tarihi gerçeklere aykırıdır. Olsa olsa torunun torunudur.


Alamadan Dede Türbesi - (Tire)


Alamadan Dede Türbesi - (Tire)

İzmir ili Tire ilçesi, 4 Eylül Mahallesi Alamadan Sokakta küçük bir bahçe içerisinde bulunan bu türbenin kitabesi bulunmadığından kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Halk arasında Alamadan Türbesi olarak tanınmakta olup, Alamadan sözcüğünün ne anlama geldiği de
anlaşılamamıştır. Bu sözcüğün Alemeddin veya Alâeddin isimlerinden bozulmuş olduğu da düşünülmektedir.

Türbe moloz taştan, 6.95x735 m. ölçüsünde kare planlı bir yapı olup, üzeri sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuş dilimli, pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin girişi doğu cephesinde olup, dikdörtgen ve düz atkılı bir kapıdan içeriye girilmektedir. Bu kapının atkı ve
söveleri antik çağa ait bir yapıdan buraya getirilmiş mermerlerdir. Türbenin içerisi 5.05x5.45 m. ölçüsünde olup, tamamen sıvanmış, kuzey, güney ve batı kenarlarındaki üç pencere ile aydınlatılmıştır.

Türbe içerisinde kime ait olduğu bilinmeyen iki mezar bulunmaktadır. Bu mezarlara başka yerlerden getirilmiş baş ve ayakucu taşları dikilmiştir











Leblebici Dede Türbesi – ( Menemen )







  Leblebici Dede Türbesi – ( Menemen )

İzmir ili, Menemen ilçesi, Kâzım Paşa Mahallesi, Paspan sokaktadır. Halkın Leblebici Dede veya, Yeşil Türbe adını verdiği yol kenarında tek mezar yerinden ibaret bu yatır da Hıdır Dede gibi rağbet görmektedir. Ancak burada Hıdır Dede’den farklı olarak adaklar adandıktan ve dualar edildikten sonra leblebi dağıtıldığı söylenir. 



Ece Sultan Türbesi - ( Selçuk )

Ece Sultan Türbesi - ( Selçuk )

Selçuk’a 12 km. mesafede bulunan Sultaniye köyünde Ece Sultan türbesi bulunmaktadır.
Eğimli ve yüksek bir arazide bulunan mezarlığın içinde kare planlı düz çatılı kesme taştan yapılı türbedir. Ece sultanın Bektaşi erenlerden olduğu söylenmektedir. Yanında yatan kişinin bir bayan olduğu fakat Ece Sultanın hanımı olup olmadığı bilinmediği köyde yaşayanlar tarafından söylenmiştir.