KARIŞIK

6 Mart 2016 Pazar

Elvan Seydi Hazretleri


Elvan Seydi Hazretleri




Elvan Seyyid Hazretlerinin ismi:
Elvan: Arapça levn isminin çoguludur. Renkler, çesitler anlamına gelir.
Levn: Arapça isimdir. Renk, boya anlamındadir. ikinci anlamı da nevi, çesittir.
Seyyid: Arapça isimdir.Birinci anlami bey, ağa, ileri gelen, baş, başkandır.ikinci anlamı ise Hz. Muhammedin torunu Hz. Hasan soyundan olan kimselere verilen isimdir.
Elvan Seyyid Hazretlerinin Dedesi: Elvan Seyyid Hazretlerinin dedesi Aliyülbükadir.Aliyülbüka Hazretleri Türkistanlıdır. 12. yüzyilda buradan Hicaza gelmiştir.Burada hac görevini yaptıktan sonra Sama, gitmiş oradan da Urfaya geçerek, muuhaddisin den (1). Abdüllatifin verdigi bilgiye göre uzun yillar buradaki Halilürrahmanda (2). kapıcılık yapmıştır. O günkü Anadoluyu Müslümanlastırmak politikasının bir parçası olarak buradan da Kastamonunun Tosya çevresine gelmiştir.Aliyülbükanin Tosya bölgesinde şöhret kazanan bir zat oldugu kendisinin Yer kuyu köyü civarına yerleştiği; annesi Hatice hanımında Ahlat köyü civarındaki Gürlek tepede medfun bulundugu tespit edilmiştir.(3).Aliyülbüka Türkistandaki alimlerden ders alarak yetismis ve bulundugu Sam, Urfa, Tosya çevresinde Islamiyetin yayilmasi için çalismis, arzu edenleri tenvir ve irsat etmistir.(4).

Son zamanlarda ele geçen ve Orta kazasinin Elmalik kasabasi esrafindan Himmetogllarindan Yusuf oglu Hasan Dogan adindaki kisi tarafindan kopyasi alinan bir secereye göre Aliyülbükanin sülalesinin Hz.Aliye mensubiyeti kaydedilmekte ise de yukaridaki tespitlere göre bu bilginin dogrulugu mümkün degildir.Böyle bir iddianin bizce iki sebebi vardir. Birincisi, Aliyülbükanin uzun müddet Hicazda kalmasi ve Halilürrahmanda kapicilik yapmasi sebebiyle Hz.Peygamberimize ve Hz.Aliye mensubiyetini ileri sürmüs olmasidir. Ikinci sebebi ise, Aliyülbüka Hazretlerinin Hz.Peygamberin su hadis-i serifinin tesirlerinde kalarak bu mensubiyeti ileri sürdügü tahmin olunabilir.Bu hadis-i serifte;bir kimse, kendisini bana yakin görürse ve mensubiyetine iddia ederse , ayni zamanda Hz.Aliyi severse , beni sevmis olur,böylece talim edesiniz.demistir.Aliyülbüka Hazretlerinin bu hadis-i serif uyarinca baba ve dedelerinin isimlerini Hz.Aliye baglamak suretiyle mevkiini daha yüksek göstermis olmak ve hadis-i serifi serefine nail olmak düsüncesiyle böyle hareket ettigi büyük bir ihtimal dahilindedir. Nitekim, konumuz olan ve Aliyülbükanin torunu bulunan Elvan Seyyid Hazretleri ayin zihniyet ve düsünce ile isminin sonuna Seyyid unvanini getirmistir ki, Seyyid kelimesinin sözlük anlaminin Hz.Muhammed in torunu Hz. Hasanin soyundan olan kimselere verilen isim oldugunu yazimiz giris bölümünde belirtmistik.

Elvan Seyyid Hazretlerinin Babasi: Elvan Seyyid Hazretlerinin babasi Haci Murad-i Velidir .Haci Murad-i Veli,yukarida tanitmaya çalistigimiz Aliyülbüka Hazretlerinin ogludur. 1117 yilinda dogmustur.

Haci Murad-i Veli, müçtehidinden imami Yusufa göre; Necmeddin Mahmud-u isfahaniden, Seyh Bedrettin Mahmuddan ve babasi Aliyülbüka Hazretlerinden dersler alarak yetismistir.1187 yilinda Çankirinin Eldiven ilçesine bagli Seydi köyüne yerlesmistir. Bu yörede Islamiyeti yaymaya çalisan alim ve fazil bir zattir. 1207yilinda burada vefat emis olup burada medfundur. Haci Murad-i Velinin Seydi köyündeki türbesi,civar halki tarafindan halen ziyaret edilmektedir.
Haci Murad-i Velinin Abdulgaffar,Pir Ali Çelebi, Elvan Seyyid isimli üç oglu vardir.Bunlar da babalarinin yolunu takip ederek Çankiri ve havalisin deki halki tenvir ederek Islamiyetin yayilmasi için çalismislardir.Elvan Seyyid,Orta kazasin Elmalik kasabasinda medfundur.Civar halki tarafindan bu gün dahi türbesi ziyaret edilmektedir.Abdulgaffar Çelebi,Seydi köyünde;babasi Haci Murad-i Veli Hazretlerİnin hemen yaninda medfundur.Pir Ali Çelebinin ise Eski Pazar kazasinin Sadeyaka köyü Sihlar mahallesinde bir tekke kurdugu ve oradan irsatta bulundugu daha sonra Ankaranin Çubuk kazasinin Selek(Sele) köyüne giderek orada vefat ettigi, türbesinin burada bulundugu bilinmektedir.(4).
Elvan Seyyid Hazretleri: Elvan Seyyid Hz.,Haci Murad-i Velinin üç oglunda biridir.Babasinin ikamet ettigi Seydi köyünden ne zaman ayrilip Elmalik kasabasina geldigi bilinmemektedir.Tarihi bilgilerimize göre;lü yillardan itibaren Çankiri ve Kastamonu bölgesinin Anadolu Selçuklu Emiri Hüsameddin Çoban Bey tarafindan fethedilmeye baslandigini biliyoruz.Bu tarihlerde fethedildigi kuvvetle muhtemel olan Elmalik civarinin Türklesmesini ve Islamlasmasini saglamak için Elvan Seyyid Hz.inin buraya yerlestigi ve tekkesini kurdugu sanilmaktadir.
Elmalik ta bugün ki Eski camii olarak bilinen caminin civarinda Salihler, alimler, fakir ve düskünler için bir zaviye, zaviyenin yaninda bir mescit ve hayvanlar için bir ahir yaptirmistir.Elvan Seyyid Hz.nin bu çalismalarini duyan Çobanogullari Beylerinden biri olan Mehmet Bey oglu Mahmut Bey, kendi mülk topragi olan Elmalik topragini Elvan Seyyid Vakfina bagislayarak bir vakfiye hazirlatmistir.Hicri 698, Miladi 1298 tarihinde yazilan ve Elmalik Seyyid-i bin-i Musallih Seyidi Vakfiyesi adini alan bu vakfiye halen Vakiflar Genel Müdürlügü Arsivin deki 1766 numarali defterin 396 nolu sayfasinda kayitli bulunmaktadir.

Bu vakfiyeden anlasildigina göre Elvan Seyyid Hz.1298 tarihinden çok önce Elmalik kasabasina gelmis ve zaviyesini açmistir.1298 tarihinden 19.yüzyilin sonlarina kadar Elvan Seyyid soyundan gelenler sözü edilen zaviyenin Seyhligini yürütmüslerdir.

Doç Dr. Ethem Cebecioglu,Türkiye Diyanet Vakfi Dünyamizi Aydinlatanlar Dizisinin ikinci kitabi olan Haci Bayram Veli isimli kitabinin 36.sayfasinda Elvan Seyyid Hz.hakkinda çok yeni ve çok önemli bir bilgi veriyor.Sayin Cebecioglu nun bu tespitini buraya aynen aliyorum.Haci Bayram Veli Hz.nin her, fani beser gibi evlendigini çoluk çocuga karistigini görüyoruz.Daha önce bahsettigimiz kardeslerinden Abdal Murad a Abdal Murad-i Veli denilmektedir.Bu muhterem zat, agabeyi Haci Bayram Veli kadar meshur olmasa da onun gibi bir Allahin erenidir. Bu zatin mezarinin nerde oldugunu bilmiyoruz ama, oglu Elvan Seyyid Hz.nin Elmalik köyünde medfun bulundugunu, soyunun günümüze kadar geldigini biliyoruz.Safiyüddin, ortanca kardesi olup mezari,nerede yerlestigi ve soyunun devam edip etmedigi konusunda herhangi bir malumata sahip degiliz.

Sayin Cebecioglu nun verdigi bu bilgilere göre;Elvan Seyyid Hz.nin babasi Abdal Murad-i Veli yani bizim yukarida tespit ettigimiz Haci Murad-i Velidir. Haci Murad-i Veli de Haci Bayram Velinin en küçük kardesidir. Buna göre Elvan Seyyid Hz. Haci Bayram Velinin küçük kardesi Haci Murad-i Velinin oglu yani Haci Bayram Velinin yegenidir.
Buradan hareketle Haci Bayram Veli Safiyüddin ve Haci Murad-i Velinin babasi da yukarida belirttigimiz Elvan Seyyid Hz.nin dedesi bölümünde tanittigimiz Aliyülbüka Hazretleridir.
Sayin Cebecioglu,Elvan Seyyid Hz. nin babasi olan Haci Murad-i Velinin mezarinin nerede oldugunu bildigimizi belirtiyor ise bu dogru degildir.Çünkü Haci Murad-i Veli Hz.mezarinin Eldiven kazasinin Seydi köyünde oldugunu yukarida Elvan Seyyid Hz.nin babasi bölümünde belirtmistik.Ve bundan tereddüt de yoktur.
19. yüzyilin sonlarinda Elvan Seyyid zaviyesinin yavas yavas dagilmaya basladigin, vakfa ait arazilerin bölge halki tarafindan kendi üzerlerine kayit edildigini 1988baslayan tapulama çalismalariyla Elvan Seyyid Vakfinin tamamen ortadan kalktigini görüyoruz.

Elvan Seyyid Hz.nin ne zaman öldügü tam olarak bilinmemekle birlikte yukarda adi geçen vakfiye tarihinin 1298 olmasindan hareket ederek 14. yüzyilin ilk yarisi içinde vefat ettigi tahmin edilmektedir. Elvan Seyyid Hz.nin türbesi, diger Anadolu erenlerinin çogunda görüldügü gibi zaviyesinin ve camisinin bulundugu yerde degil;belki bir halk adami olarak yasamis olmasinin ifadesi bugünkü kasaba mezarliginin tam orta yerindedir. Bu türbe,1970li yillara kadar tas duvarli,ahsap çatili,oluklu kiremit döseli,tahminen 5x5 ebadinda eski tip bir yapi idi.Türbenin içinde tam orta yerinde merhumun tahta sandukasi bulunurdu.sandukanin bas tarafinda oymali bir mezar tasi mevcuttu. Sandukanin üzerinde de asirlardir kullanilmaktan ötürü cilali bir mermere benzeyen Sivama Tasi vardir.Türbenin bir kösesinde de çatalli bir geyik boynuzu bulunurdu.Bu boynuza dilek bezlerinin baglandigini,sivama tasi ile de türbeye ziyarete gelenlerin vücutlarinin sivandigini hatirliyorum.

Elvan Seyyid Hz.nin bu eski yapi türbesi 1970 yilinda kasabamizin eski Belediye Baskanlarindan merhum Hasan AKDEMIR in baskani bulundugu bir dernek tarafindan yaptirilarak bu günkü betonarme,altigen yapi insa edilmistir.Yeni türbe de sandukanin yeri hiç degistirilmemis olup yalniz ahsap sanduka yerine mermer kabir yapilmistir .Eski sandukanin basindaki oymali mezar yine yerinde muhafaza edilmistir. Yukarida sözünü ettigimiz sivama tasi da halen eski islevini devam ettirmektedir.

Elvan Seyyid Hz.nin türbesi bu günde yogun bir ziyaretçi trafigine sahiptir.Bu ziyaretçilin ziyaretlerini huzur içinde yapabilmeleri ve adaklarini kesip pisirebilmelerini saglamak amaciyla türbenin yanina bir pilavlik ve diger ihtiyaçlarini karsilayabilecekleri bölümler yine betonarme olarak yapilmistir.

Belediyemiz imkanlari ölçüsünde, türbenin bakim ve onarim hizmetleri sürdürülmektedir.

Çünkü Elvan Seyyid Hz. 7 yüzyildir yöremizde manevi bir lider olarak yasatilmistir.Bölgemizin her türlü sikintisinda manevi bir siginak ve dayanak ve olmustur.Nun manevi vesilesi ile birlik, dirlik, düzenlik, esenlik ve huzur içinde yasanilmistir.Bundan sonrada Elvan Seyyid Hz.nin manevi liderliginde bu topraklarda hosgörü, birlik,ve kardeslik duygulari içinde daha nice yillar yasayacağız.

Gedikhasanlı Şakir Efendi Türbesi - Yozgat

Gedikhasanlı Şakir Efendi Türbesi - Yozgat




Mehmet Şakir SUNTAY(Gedikhasanlı Şakir Efendi) aslen Kayseri’nin Cami-i Kebir mahallesinden olup Yozgat’ın Gedikhasanlı Köyü’ne yerleşmiş aileye mensuptur. Kayseri de Cücezadeler makamıyla tanınan bu aileden olan Ali Efendi’nin ortanca oğludur. 1853’de Yozgat’da doğar. Tahsiline ilk olarak doğduğu köyde başlayıp daha sonra Osmanpaşa Medresesi’ni bitirir. Bilahare Kayseri’ ye giderek orada tanınmış ulemadan müritzade Ali Efendi’den ve diğerlerin den icazetname alır ve Yozgat’a döner. 

Mehmed Şakir Efendi Yozgat’da Demirli Medrese’de hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet döneminde Müderrislik yapar. Okuduğu Osmanpaşa Medresesi’nde bir süre müderreslik yaptıktan sonra medreselerin kapatılmasıyla köyüne çekilerek İmam-Hatiplik yapar ve halkı irşada devam eder. 

Ulema kiramından sayılan bu zat Yozgat ve Osmanpaşa'da ömrü boyunca sayısız öğ-renci yetiştirmiştir. Başta Nakşî Şeyhi Şeyhzade Ahmet Efendi olmak üzere, Müftü Hulusi Akyol gibi zatı muhteremler Şakir Hoca Efendinin rahle-i tedrisatında yetişmiş. Talebeleri olma şerefine nail olmuşlardır. 

Din ilimlerinde, Arapça, Hadis ve özellikle Kur’an ilimlerinde, Tefsir’de vukufiyeti olan Şakir Efendi’nin ruus (doktora) imtianı vererek dersiam olduğu; kendisini müstahıkkın-i ilmiye maaşı tahsis edildiği halde devletten bu maaşı kabul etmediği, çevresinde meseleyi yakinen bilenler tarafından ifade edilmektedir; fakat bu konuda resmi bir belgeye rastlanmamıştır. 

Mehmet Şakir Efendi vücutça sıhhatli olmasına rağmen ömrünün son yıllarında iki gözünü birden kaybeder. Kendisi Nakşibendî Tarikatına mensup kâmil bir mürşittir. Kerametleri ve menkıbeleri halk arasında dilden dile dolaşan Mehmet Şakir Efendi 1937 yılında Gedikhasanlı köyünde vefat eder ve köy kabristanlığına defnedilir. Mezarı sevenleri tarafından ziyaretgâh olarak yaptırılmış olup günümüzde de ziyaret edilmektedir. 

Mehmed Şakir Efendi hakkında anlatılan birçok “hikâye ve keramet” vardır. 

Bunlardan bir kaç tanesi şöyledir: 

- Milli mücadele sırasında, Şakir Efendi’ye yapılan ziyaretler, harbin gidişatı, zafere dair bir müjde alabilme ve mânen biraz olsun rahatlama derdi ile geçer. 

Şakir Efendi onlara, maneviyatlarını sarsmamalarını, zaferin yakın olduğunu, küffarın geldikleri gibi defolup gideceğini müjdeler. 

Gene böyle bir ziyaret, Sakarya Muharebesi zamanına denk gelir. 

Millet hayli sıkıntılıdır. Şakir Efendi’nin sohbetini dinlemektedirler. Fakat Şakir Efendi, o güne kadar görülmemiş bir telaş içindedir. Mübarek zatın bu hâli gözden kaçmayacak kadar aşikârdır. 

Şakir Efendi sohbetin bir anında bir anda ayağa kalkar, kıbleye döner ve ezan okur. Tekbir getirmeye başlar. Biraz ferahlar ve:”Elhamdülillah, küffar bozuldu.” deyip müjdeyi verir. 
Hoca Efendi’deki herkesin şahit olduğu sıkıntılı hal ise artık yerini neşe’ye bırakır. 

Orada bulunanlar, tabii ki vaziyeti her yerde anlatır. Zuhuratın günü ve saati not edilir. Cepheden gelen zafer haberi, vaziyetin Şakir Efendi’nin dediği gibi olduğunu gösterir. 

****** ****** ****** ****** ****** ****** 

- Bir gün yakın yerde iki kişi, tırnak kesilen bıçakla bir şey kesilip, yenip yenmeyeceği hususunda iddiaya girmişler. Bu iddialarını neticeye bağlamak için Şakir Efendi' ye konuyu danışmak üzere Gedikhasanlı Köyü'nün yolunu tutmuşlar. Arkadaş olan başka birisi de "siz konuyu sorun, ben de Hoca Efendinin balını yeyim" demiş. Bu üç kişi Hoca Efendi' nin evine girdiklerinde ne görsünler! Hoca oturmuş bıçakla tırnak kesiyor. Gelen misafirlere "hoş geldiniz" dedikten sonra, kalkar dolaptan bir elma alır ve soyarak bir dilim kendisi yer. Geri kalanı misafirlerine ikram eder. Biraz sonra hanımına seslenerek: "Misafirlerimize yemek hazırla, sofrada mutlaka bal da bulunsun" der. Misafirler bu âlim insanın kalp açıklığıyla yaptığı davranış karşısında şaşırırlar. Karınlarını doyurduktan sonra, gerisin geri, hayret ve heyecan içinde köylerine dönerler. 

Tasgun Dede Turbesi

Tasgun Dede Turbesi..konya


Tasgun Dede Turbesi, Konya ili, Altınekin İlçesine bağlı Dedeler Kasabasında, mezarlık alanı içinde bulunmaktadır. Taşkun Dede Türbesi olarak bilinen yapının bir diğer adı da 
Taşgun Baba Türbesidir. Türbede Horasanlı Şeyh-i Kebir (Büyük Şeyh) Taşgun Baba Hazretleri, babaları Şeyh Dediği Bey ve bir yakınları yatmaktadır. Türbenin giriş kapısı üzerinde yer alan alınlık içerisinde Arapça yazılmış inşa kitabesi bulunmaktadır. H. 935/M. 1528-1529 yılında, bölgede Osmanlı egemenliğinin hüküm sürdüğü bir dönemde yapılmıştır. 

Kulak (Emir Arslan Doğmuş)

 Kulak (Emir Arslan Doğmuş) Kümbeti, Niksar, Tokat



Tokat ili Niksar ilçesi, Melik Gazi Mezarlığında bulunan bu kümbetin yapım tarihi bilinmemekle beraber kitabesinden Arslan Doğmuş tarafından yaptırıldığı öğrenilmektedir. Mimarı bilinmemektedir. Türbenin kufi yazılı kitabesinde;
“Büyük hacip Esedü’d-Tin Arslan Doğmuş bin Abdullah. Allah Ona rahmet etsin” yazılıdır.

Türbe, kesme taştan sekizgen planlıdır. Bu plan düzeni iç ve dışarıda aynen uygulanmıştır. Kümbet içten tromplu kubbe, dıştan da büyük olasılıkla piramidal bir külah ile örtülü idi. Türbenin üst örtüsü yıkılmış ve günümüze gelememiştir. Türbenin giriş kapısı dışındaki cephelerine yuvarlak kemerli birer pencere yerleştirilmiştir. Kümbetin en üst noktasında bir silme çepeçevre dolaşmaktadır. Ancak, kubbe eteğinde bununla ilgili çok az bir taş örgü günümüze ulaşabilmiştir. Türbenin güneybatı duvarında yarım daire şeklinde mihrap nişi bulunmaktadır.

Türbe içerisindeki iki sanduka günümüze gelememiştir. Alt kısmında bir de mumyalığı bulunmaktadır. Günümüzde harap bir durumdadır.

Sehran Baba (Evliya) Türbesi, Artova, Tokat

Sehran Baba (Evliya) Türbesi, Artova, Tokat



Artova’nın Bayırlı köyünde bulunmaktadır. Köyün tarihinde Sehran Baba’nın büyük bir yeri olmakla beraber nereden geldiği ve geçmişi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Genellikle yürüyemeyen çocukların götürüldüğü bir ziyaret yeridir. Yürüyemeyen çocukları burada kollarından tutarak sallarlar ve salladıktan sonra yürüyeceğine inanırlar. Hastaları olanlar tarafından da ziyaret edilmekte ve adaklar adanmaktadır. Dilekleri kabul olanlar getirdikleri kurbanları burada keserek köy halkı ile beraber yerler. Daha ziyade erkek çocukları olmayan aileler tarafından ziyaret edilmekte ve ziyaretten sonra erkek çocukları olursa ismini Sehran koydukları bilinmektedir. Bu evliyadan dolayı köyde hemen hemen her beş aileden birinin erkek çocuğunun ismi Sehran’dır. Serhan Baba’nın bulunduğu yer etraftaki köy ve arazilere kuş bakışı bakılan hakim bir tepe üzerindedir.

TOPÇU BABA VE GELENEKSEL KURBANI. topçu baba türbesi..

TOTOPÇU BABA VE GELENEKSEL  KURBANI.
topçu baba türbesi..





Trakya’da  tarikat  kökenli  kabilelerin günümüze kadar  süregelmiş  geleneksel  kurbanları  vardır.Bazıları halk  arasında  93  harbi  diye  bilinen  Osmanlı -Rus savaşı sonrası yaşanan  dağınıklık  ortamında unutulmuş,bazıları halen yapılmıya çalışılıyor.Bu gün sadece Amuca Kabilesinin iki,Ali  Koçluların bir,Seyyit Ali Sultana  bağlı Kızıldeli Bektaşilerince  de iki geleneksel kurban yapılmak- tadır.Daha evvel halk  arasında ki adıyla Yağmur Baba, kayıtlardaki  adıyla Otman Baba  kurbanı anlatmıya  çalıştığımız  şekli  ile  Malkoçlar köyümüzde yapılmakta imiş.Bu gün  sadece  Malkoçlar  köyünde adına kurban  kesilip muhabbet  açılmaktadır.Yapılan  kurban  geleneklerimize  tarikat ehlilerin  yanı  sıra sünni vatandaşlarımızda katılmaktadır.Bu durum  Trakya  insanın hoş görüsünü yansıtmaktadır.TOPÇU BABA kurbanı  Kırklarelinin Kofçaz ilçesinin Topçular  köyünde  yapılmaktadır.Kurban  günü adaklar kesilmekte ,çerağlar  uyarılmakta,dilekler dilenmekte, niyazlar  edilmekte, ve bütün gün Kur’anı Kerim okunmaktadır. Topçu Baba geleneksel  kurbanlar  içinde en çok  ziyaretçi  gelen  ve bilinenidir.Öyleki  aynı  günde  bazı  yıllar  yüze yakın  kurbanın  kesildiği  olur. Bu geleneksel kurbanımız  haziran  ayının belirlenen  bir Pazartesi  günü yapılmaktadır. Tüm  tarikat  kökenli  köylere  telefon  ve mektupla  haber verilmekte,  bunu da  yapılan  köyün  muhtarlığı  organize edilmektedir. Sabahın  erken  saatlerinden  itibaren  adağı olanlar ,ziyarete  gelenler  burayı doldur- maktadır.  Geleneklerimizde boş elle  gidilmez inancıyla herkes  kurban götürmiye çalışır.Kurban kesemiyecek  durumda  olan bir  horoz götürür.
Ayrıca  yanlarında  kurufasulye,pirinç,hoşaflık ahlat,erik gibi şeylerle  birlikte  bir miktarda  toz şeker getirirler. Bunu  getirecek  diye  kimseye  bir kaide  yoktur. Çünkü kurbanlar  piştiğinde(Tığlandığında) her  gelen  misafire Kurufasulye, pilav, hoşav ve helva  verilir.Benim de  çorbada  tuzum  olsun  misali  getirilir.Gelen  misafirlere  bu yapılanlar  verilir. Hiç  bir  misafir  yerinden  kalkmadan getirecekleri  bekler,bir  kargaşalık  olmasın  diye misafirlerin olduğu yerde  beklemeleri  istenir.Herkese yetecek  kadar kap kacakTopçular ,Ahmetler, ve Tatlıpınar köylerinden, köylerin iş birliği  ile  toplanır.Gelenlere  hizmetide bu üç  köyün halkı  yapmaktadır.Bu üç  köyümüzün  fedakar  insanı  bu geleneğimizi yüz  yıllardır  sürdürmiye çalışmaktadır.Kadını erkeği sabahın  gün  doğumu  ile hizmet  etmek  için gelirler. Aslında  Ahmetler  köyünden  ayrılan  kişiler, Topçular köyünü ; 1700 yıllarına doğru  Topçulardan  ayrılanların Tatlıpınar köyünü  kurduğu  bilinmektedir. Bu üç  köyümüzde AMUCA  KABİLESİ nin  mensubudur.Kazanlar  dolusu  kurbanlar pişirilir.Belli miktar  harici  çiğ  olarak  dağıtılır.Bu üç köyün kurbancıları kurbanları  keser,bunlara diğer köylerden gelen  kurbancılarımızda yardımcı  olmaktadır.Topçu Baba, Topçular  köyünün  yakınında bir  tepe üzerindedir.Topçu Baba’nın  üzerinde ki  yapının  ne zaman yapıldığı  bilinmemektedir.Sevenleri  ona  yeni  bir bina yapmak  istemelerinden  sonra  rüyasında  bazı kişilere  türbesinde  ki binanın yıkılmamasını  istediği  söylenmektedir.Topçu Baba’nın  bu günkü  türbesinin  ne zaman  yapıldığı bilinmemektedir.Türbenin üzerindeki  binanın  yapılışını yöre halkı ve Amuca kabilesi  mensupları  anlatmaktadır. Topçu Baba  bu günkü  türbenin olduğu  yerde  üzerinde herhangi bir  bina  yapılmadığı  zamanda  önce  Tatlı pınarda bir kişiye üzerine bina yapması  için  göründüğü söylenmektedir.Bu kişi ile  Topçular köyünden bir kişiye de aynı zamanda  göründüğü söylenmektedir.Bir başka  anlatıma göre ise ilk önce göründüğü  kişi  bunu  o zamanın şartlarına göre yapamıyacağından pek önemsememiş.Aradan biraz  zaman geçince  yeniden  görünce ilk bina  yani  bu günkü  türbe yapılıyor.Bu  yapının  ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.En azından  bir  300 veya 400 yıllık olduğuda söylenmektedir.Topçu Baba  rüyasında  üç kişiye  aynı anda  göründüğü ve  yine  bu kişilere  üç  kişinin  adlarını söylediği anlatılmaktadır.Bu üç  kişinin  bazı  kişilerce iki kişi olarakta  anlatıldığı  görülmektedir.Biz  akla  en yakın olanı anlatmıya çalışacağız.:
Topçu Baba erenler,  rüyasında Ahmetler,Topçular ve Tatlıpınar  köyünden üç kişiye birbirlerinin de  adlarını vererek  “Siz benim  türbemi yapacaksınız.Biriniz keresteyi,biriniz  duvar  ustalığını yani inşatımı yapacaksınız ,diğerinede sen de  kerpicimi keseceksin”  diyor.Bu üç kişi rüyadaki  emir  üzerine birbirlerini  bulmak  için  yola çıkıyorlar. Bu üç  köyümüzde biribirlerine  yakın  oluşu  nedeni buluşmaları da yine  Topçu Baba yatırı  yanında oluyor.Tesadüf mü, erenlerin  hikmeti mi bilinmez .Bu üç kişi selam sabahtan sonra aradıkları diğer kişileri bulmak için yola çıktıklarını anlatınca  esas mesele ortaya çıkıyor. Erenlerin dileğine aşk ile bağlanarak yapıyı yapıyorlar .Hala o kişilerin yaptığı bina  ayaktadır.
Bina  yapı  olarak  kerpiçten  yapılmıştır.Çatısı  yapıldığı  zamanın  yapı  tekniğine  göre  hiç  çivisiz  ağaç  kamalar  ile yapılmıştır.Dış görünüşü  ile iç  görünşü  çok farklıdır.  Çatısının  üzerinde  ağaçların  bir  tekinde  dahi  çürüme
yoktur.  Türbenin  temizliğini  Topçular  köyünden  bir kadın yapmakta imiş. Türbeye  bırakılan eşyalar  belli bir düzeye gelince köy  halkı  kızlarına  eşit  miktarda dağıtılmakta  imiş.Bu gün türbenin  100.m. ilerisinde  doğu kısmında yere,  yer kiremitliklere  raslanılması  Topçu Baba tekkesininde daha  evvel burada olduğunu  göstermektedir.Köy halkı  bu iddamızı doğrulamaktadır. Topçular  köyü halkı  tarafından  yapılan  kurban tığlama yerleri ,kesim  yerleri, halkın  tuvalet ihtiyacını karşılayacak yerler ,çeşmeler yapılmıştır.Bir kurban geleneğine İstanbuldan  katılan  Kamber Karagöz  burada bir kalb  krizi sonucu ölmüştür. Onun anısına yakınları ona vefat ettiği yerde  bir nazarlama yapmışlar. Burada  kesilen kurbanların derileri açık arttırma usulü  ile  satılmaktadır.  Geliri  ile  gelecek  yıl yapılacak  kurbana  harcanmak  için ayrılmaktadır. Bir  çok  yatırımızın  yanı başında  veya  yakınında  su  kaynağı  veya  çeşme mutlaka  bulunmaktadır. Topçu  Babanın  yatırının  alt yanında  bir kaynak bulunmak- tadır. Bu su Topçular  köyüne  içme  suyu  olarak  alınmış tır.Kurban  zamanı  halkın  ihtiyacını  karşılıyacak  şekilde  yatırdan 300 m. aşağıdaki  çeşmeye   ve tuvaletlere  verilmiştir.  Bu  suyun  çıkış  hikayesi  şu  şekilde  anlatılmaktadır: Kesin  zamanı  bilinmiyen bir  dönem de,Topçu Baba’nın tekkesi civarına  bir  gurup  asker  gelip  konaklamışlar.Bu civardaki köylerimiz  o zamanın  önemli  askeri  yollar üzerinde  imiş.Sınıra  yakın  olması  ve  askeri  açıdan  önemli  görülmesi  nedeni  ile  bu günde  önemini  korumaktadır.Bu yöremiz  kara   ikliminin etkisinde  olduğundan yazları  çok  sıcak olmaktadır. Gelen askerlerin böyle bir  zamanda  buraya  uğraması  nedeni ile  susuzluktan insanı-hayvanı kırılmakta imiş. O zaman TOPÇU BABA  bu günkü pınarın  olduğu  yere  gelip  taşa dirseği  ile   vurarak su çıkarıyor.Bu günde bu taşın dibinden su çıkmaktadır.Tüm  askerler  ve hayvanlar  bu  sudan kana  kana  içmişler.
Topçu Baba’nın  adı  ile  anılan korusu  ise  yatırın  hemen  dibindedir. Bu  koru-dan  sadece  ona  kesilen  kurban veya yapılan  muhabbetlerde  pişirilecek  kur- banlara ve  gerektiğinde  köyün  ortak bir  ihtiyacı  dışında  odun  kesilmez.  Çünkü  bunu  deneyenlerin  başına  gelmiyen kalmamış bazıları hayatları  ile  ödemiştir.
TOPÇU BABA’nın kesin  olarak burayı  ne zaman  yurt  edindiği  bilinme- mektedir. Trakya ya gelen  ilk  öncü  Dervişlerinden  olduğu  sanılıyor.Horasan  Erenlerinden  imiş.  Adından anlaşılacağı gibi Osmanlı ordusunda Topçu  subayı  olduğu  söylenmektedir.Adı  yakın zamana  kadar bilinmemekte  imiş.  İkinci  dünya  savaşı sırasında  Keramettin Paşa  isimli  bir  Türk  Subayının  rüyasına  giriyor.O zaman  tekkenin  kapısı  kilitli  imiş.Ziyaret  etmek  istiyenler  engelleniyormuş. Keramettin  Paşa ya adının ŞEYH MAHMUT olduğunu, kapısı- nın  kilitli olduğundan “ gelenim  gidenim  yok  kilidi aç da gelenim gidenim  olsun”  diyor. Paşa  gelip  açtırıyor.O günden  beri kapısına  kilit  vurulmamıştır. Topçu Babanın karşısında  MERCAN BABA vardır. Bu evliyanın  türbesi yakın zamanda yeni  den yapılmıştır.  Topçu Baba ya  gelenler mutlaka burayıda ziyaret ederler.TOPÇU BABA’dan  Çöke’deki Muhittin Abdal’a belli zamanlarda bir ateş topunun  gittiği söylenmektedir.Halk  arasında Mercan’ın da Ateş topu anlamına geldiği söylenmektedir. Böyle  bir  anı gören  ve hala 1998 yılında  sağ olan  Devletliağaç köyümüzden Ali Ergül istediğimiz  üzerine torunu(Kızının) Hüseyin Çakır ‘a şu  şekilde anlatmıştır.Şunu burada  hemen düzelmek  istiyoruz.Biz  bu yazımızı  Nefes  dergisinde yayımlarken  bu  olayın Topçu Baba ile Mercan Baba  arasında  geçtiğini yazmıştık.  Kendisi ile Kılavuzlu köyünde görüştüğümde, torununun bu olayı yazarken  olayı yanlış  not tutuğunu, aslının  bu yazımızdaki şekli ile olduğunu söylemişti. Bu hatayı da bu vesile  ile düzeltmiş oluyoruz.Olayı  düzelterek doğru  olarak  yazıyoruz.
Devletliağaç  köyünden ,Topçular  köyüne samanlık  yapmak  için ağaç  almıya  gitmiştik. Yatsı  ezanı  vakti idi.uğultu  ile gürültüile  şimşek  çakmasına  benzer  bir  ışık topunun  TOPÇU BABA dan Muhittin Abdal’a  doğru  gittiğini  gördük. Çok  korkmuştuk, eve  kaçtık.Evdeki  ihtiyarlara  bunu  anlatınca “Korkmayın  bunlar  böyle  alış  veriş  yapıyorlar “ dediler. Bu ihtiyarların  biri de  Poslu dede  diye  anılan kişi  idi.Yanımda benimle  beraber  ahiretliğim  Şakir Ahmet vardı.
Bu anlatılana  benzer  pek  çok  olaya  köy  sakinleride  şahit olmuşlar.Mercan Babanın  hemen  yanında  kayalardan  yapılmış bir  bir kenarında da delikten  geçme  yapılmış  bir  kayalar kütlesi  bulunmaktadır.Bunun  resmini  Kırklareli
araştırmacırından  Nazif  Karaçam’a gösterince eski  mezar  yapılarından Dolmen- lerden  olabilir  demişti.  Her  yıl  yapılan  geleneksel  TOPÇU BABA kurbanı nedeni bilinmiyen  sebepten  dolayı  1973  yılında yapılamamıştır.Bazı söylentilere  göre  bir  takım  kişilerin “ Biz  buna  niye  kurban  kesiyoruz”  diye  söylenildiği de bazı  köylerde  anlatmıya  çalışacağımız  olaydan  sonra  yayılmıştır. Genelde  beklenmiyen bu tür  olaylardan  sonra  inancı  zayıf  kişilerin  ortaya  attığı hikayeler  olur.Bu olay sonrası laf  olsun  diye  karalamak için  çıkarıldığını  sanıyoruz.Her yıl  haziran  ayında  yapılan  geleneksel  Topçu Baba  kurbanı yapılmıyor.Çok  geçmeden  30 mayıs 1973  günü Topçular  ile Tatlıpınar  arasında  bir  kamyon  kazası  oluyor.Topçular   köyünden 17,Tatlıpınar  köyünden 11 kişi  vefat ediyor. Kamyonda kurtulanlar  arasında  Deveçatağı  köyünden adı  Çetin olan Emin ağa lakablı  kişi ile Kapaklı  köyünden Nail  Sürer varmış.Bu kişiler hala 1998 yılı başında sağdır.Bu gün  hala o  kazanın olmasına o yıl Topçu baba kurbanın yapılmaması  neden  oldu diye inanılır.Bu o yöre inanalarının ortak görüşüdür.Ayrıca sayıları  az da olsa şoför  hatasına bağlı-
yanlar vardır.  Kazanın  olduğu  yer keskin  virajlı bir yerdir.Topçular yöresine  gidildiğinde Topçu baba  ile  anlatılan  bir  olayı duyarsınız.Bunlardan  birini  ilginç  bulduğumuz  için  yazıyoruz.
1914 yılında Topçu Baba’nın  türbesinin  yakınına  bir gurup asker  gelip  konak-lıyor. Atlarını da yatırın  yakınına  çekiyorlar.Köy  halkı  gelenlere  korkularından  bir  şey  diyemiyor.  Sadece  köy  halkından Uçan  Dede  adında bir zat bu  duruma dayanamayıp  eline  bastonunu  alıp  varıyor   tekkenin  olduğu yere.Köy  ile  Topçu Baba  arası  fazla uzak  değildir.Askerlere  bir  şey  demiyor,Beni ku- mandanınıza   götürün diyor.Kumandanı  görür  görmez  “Bu ne rezillik,bu ne  kepazelik burası  yüce  bir  zatın  yattığı  yerdir.Burasını  nasıl at pislikleri  ile batırırsınız, atlarınızı  buradan çekin, burayı batırmayın  “ diye  bağırıyor. Kumandan bu gibi şeylere  inanmadığını   o topçu  subayı  ise bende  Osmanlı subayıyım  diye hakeret  edici  laflar  söylüyor. Dede  üzülmekle  beraber  bakıyor ki  dinleyen  yok  “Günah  benden  gitti  sizi  uyarmak  istedim,ama  siz  anlanmak  istemediniz  ,deyip  evine dönüyor. Aradan  fazla  bir zaman  geçmi-yor ki  korkunç  bir  fırtına çıkıyor.Her  taraf tozduman  oluyor.Göz  gözü  gör-müyor. Tüm  atlar  kazıklarından  boşanıp  her bir yere dağılıyor. Öyleki  rüz-garın dinmesinden  sonra  atların  çok  uzak  köylere  kadar  dağıldığını söyle-niyor.  Atıp tutan; Osmanlı  subayıyım  diye  övünen  paşanın ayak ları suya  eri-yor, yaptığı  hatayı  düzeltmek  için başlıyor köyde dedeyi  arayıp  ne  yapacağını sormaya. Bu sefer atları tekkeden  çok  uzaklara bağlıyorlar.
Yazımızın başında TOPÇU BABA’nın  kurbanının pazartesi  yapıldığını  belirt-miştik.Bu kurbanı  haftanın başka  bir  gününe  almak  isteyen kişiyi yıldırım   çarptığı söyleniyor.Topçular  köyü halkı  Topçu Baba’nın  tekkesinin yanına mezarlıklarını  kurmuşlar. Topçu Baba’nın  yaşadığı  yıllarda  yürüyerek  iki  defa Hac ‘a gittiği  söylenmektedir.Oradan  Mısırdaki  bir Bektaşi  halife babasından   icazet  alarak  Mürşit (Baba) olmuş.Topçular  köyü yöresinde  gelip  irşata  başla-mış. Mısır’ da  4 adet Kaygusuz Abdal adına  dergah  kurulmuş.Bunlardan birinden, icazet almış olabilir.Bir  harpte  yaralandıktan sonra  Topçular köyü  üzerindeki  tepeye yerleşmiş.Vefatından  sonra tekkesinin  yanına  defnedilmiş. Pınarhisara  bağlı  Erenler  köyünde  eski  adı ile  Tekke  köyündeki  Binbiroklu  Ahmet Baba  ile kardeş olduğu  söylenmektedir.Trakyadaki  yatırların  bir  çoğunun  bir kardeşi veya bir kaç  kardeşi olduğu söyle nir.Bunların birbirlerini  ziyaret ettikleri  anlatılır.Bu tür olayın Tekirdağ’ın Kırkepenekli köyündeki  Murtaza baba’nın kardeşi  olduğu söylenen  Kayı köyü yanındaki Çoban babaya ziyarete geldiğini  yakın zamanda bir  kamyoncu bizzat  şahit olarak anlattığı  söylenmektedir.Topçu Baba’nın Bulgaristan’ının Alvanar köyünde bir nazarlaması  bulunduğu  söyleniyor.Bunu 1989  yılında gelen Ali Koç’lu  tarikatı  mensupları söylemektedirler.Bu köy  halen Ali Koç Babanın  müritlerinin  köyüdür.Topçu Babanın  sağlığında ud çaldığı  ,Bektaşi  Babalığı  yaptığı söyleniyor.
Korusu çok  iyi  korunduğu  için  (Topçu Baba  tarafından) ulu  büyük  ağaçlarla  doludur. Ziyarete  gidenler  yakmak  için gelenlere  kalan  odunları  istifliyerek  bırakmışlar. Bunları  almak  isteyen  Çinegene  vatandaşlarımız  bunları  kimsenin  olmadığı  bir  zamanda  almışlar.Bu  odunları  arabalarından  aldıkları  yere  bırakıncaya  kadar  başlarına  gelmedik kalmamış. Atları  kendilerine  hücum  etmiş.Odunları bıraktıklarında ise  hiç bir şey olmamışçasına  yola koyulmuşlar.Topçu  Baba’nın  baltası  ile  ağaçlara  çentik  attığı  (Balta ile  işaret yapması) bunlarında  hala  durduğu söylenmektedir.
O gün  etraf  köylerden  kurbana  gelemiyenler  aralarında  para toplar  kurban  tığlarlar.Topçu Baba ya  yazılmış  iki  adet nefes’e  rasladık.Tekirdağ’ının  Kıla-vuzlu Köyü Abdal   Ahmet Baba  dergahı ilk  postnişi  Halife Cafer Tuncay baba  tarafından yazılan nefes ile Topçular  köyünden  Şerif Bodur’un  nefeslerini yazıyoruz. Topçu Baba kurbanı  gecesi bu  nefesler muhabbetlerde söylenmek- tedir.Her iki  nefes te  hece  vezini  ile  yazılmıştır.Evliyaların  Türklerin  haklı  davalarına  katıldığı  zaman  zaman meydana  gelen  olaylar  ile  görülmüştür. Gül Baba ile  Topçu Baba 1918 yılında  Çanakkale  harbine  katılmak  için  giderken Tatlıpınar da bir kadına  görünüyor.  Hatta Gül baba ile Topçu Baba kendi  ara-larında Ahmetlerden gelin gitme bir kadının  gelinine gözüktüklerinde, “Bizim Hanife’nin  gelini” diyorlar.Ardından annesinin  evde olup  olmadığını soruyor-lar. Evde hoş geldiniz  deyip  buyur  evde diyor.O an biz diyorlar Gül Baba ile Topçu Babayız  Çanankkale harbine  gidiyoruz  diyorlar.O an gelin  bahçede  bir şeyler sulamakta  imiş.  Annem çok ihtiyar  bunları  ağarlıyamaz gidip yardım edeyim diyor.Eve  gidince  olanları  kaynansına bir bir anlatıyor.Kaynanası kimsenin gelmediğini  söylüyor.Köy içine  bakıyorlar gelinden başka  onları gören  olmamış.Topçu Baba   ve Gül Baba nın  geline  göründüğü  yer Tatlı pınar  ile Topçular arasına bir  bahçe  imiş.

Ziyaret  eyledim  TOPÇU BABA’yı
Gördüm  aşikarı    TOPÇU BABA’yı
Türbesinin   al  yeşil  sancağı
Gördüm  aşikarı   TOPÇU BABA’yı

Seyrangah  yeridir  canlar  gelirler
Kurbanlar tığlanıp özür  dilerler
Birlik  olup  hep  bir  dilden  öterler
Gördüm aşikarı     TOPÇU BABA’yı

Topçular  köyünde  şahın  makamı
Anda  zuhur  olur  Şahın  nişanı
Canı  dilden  sev  oniki İmamı
Gördüm  aşikarı  TOPÇU BABA’yı

Hastalar  gelir  derman  bulurlar
Şad  olur  gönüller  iman  bulurlar
CAFER BABA’ derki dolu  olurular
Gördüm  aşikarı  TOPÇU BABA’yı.
Al yeşil  sancağı  almış  eline
Vardır  nişanesşi  TOPÇU BABA’nın

Rum’a geçtiğini halka  duyurmuş
Topçular köyünde  dergahını  kurmuş
Rum’a geçtiğini  halka  duyurmuş
Topçular köyünde  dergahını  kurmuş
Kazanlar  kaynatıp  canlar doyurmuş
Vardır  nişanesi  Topçu Babanın

Makamı  bilinir  ezelden  beri
Bu belde de yatar  kırklardan beri
Aslını  sorarsan Horasan eri
Vardır  nişanesi  Topçu Babanın

Erenler  yolunda halk ile Hak olan
Diline  getirmez  zerrece yalan
Bir elinde Kur’an  göğsünde iman
Vardır  nişanesi  Topçu Babanın

K.eramet  hırkası  giymiş ezeli
Bir yudum su ile eylemiş  belli
derde  derman  etmiş  dilleri
Vardır  nişanesi topçu Babanın

Çevresi gülüşten bağ  olur  gider
Erirde yürekler yağ  olur gider
Hastalar  gelir sağ  olur  gider
Vardır  nişanesi Topçu Babanın

Ey ŞERİF bu hale şaşanlar  çoktur
Yalan  gıybet üzre  koşanlar  çoktur
Aşkın ocağında pişirenler  çoktur
Vardır  nişanesi Topçu Babanın.

Bu nefes Nazif Karaçam’ın   arşivinden alınarak  yazılmıştır.
Devletin  bu tür  geleneklere yapıcı  bir  tutum  ile yaklaşarak  yardım  elini  uzatmasını  bekliyoruz.
Kaynak kişi.Şerif bodur.Kırklareeli/Topçular.1932. İlkokul.
Ali Vural.Kırklareli/Topçular.1935.İlkokul.*
Ali Ergül.Kırklareli/.Devletliağaç.1917. İlkokul.
Ahmet Uçan.Tekirdağ Kılavuzlu.  1963.İlkokul.
Hüseyin Çakır.Devletliağaç.1954.İlkokul.
Zekeriya Kurtulmuş.Kırklareli Folklor  araştırmacısı  ile Ahmetler köyünde  yapılan  derlemelerden alıntı yapılmıştır.
Habib Özkaynak.1929.Kırklareli/Deveçatağı,İlkokul.
Muzaffer Sevgili 1929.Kırklareli/Deveçatağı.İlkokul.

Bu yazımız  Nefes dergisinin 1996 yılında 30 .cu sayısında  yayımlanmıştı. Yeni bazı ilaveler özüne sadık kalınarak derlenmiştir.
.0pt'>Habib Özkaynak.1929.Kırklareli/Deveçatağı,İlkokul.
Muzaffer Sevgili 1929.Kırklareli/Deveçatağı.İlkokul.

Bu yazımız  Nefes dergisinin 1996 yılında 30 .cu sayısında  yayımlanmıştı. Yeni bazı ilaveler özüne sadık kalınarak derlenmiştir. 

AVDAN BABA

AVDAN BABA



On birinci yüzyılda yaşayıp Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında rol oynayan mücâhid velîlerden. Doğum ve ölüm târihleri bilinmemektedir.
1071 Malazgirt Meydan Muhârebesinden sonra Oğuzların o târihe kadar Anadolu'ya yapmış oldukları akınlar ondan sonra yerleşme şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. Anadolu'ya gelen Türkmenler, bozkır kültürü ile yetişmiş olduklarından, daha ziyâde kendilerinin yaşadıkları şartlara elverişli toprak arayarak dağlık bölgeleri bırakıp ovalara yerleşiyorlardı. Başlangıçta Kızılırmak kaynaklarından Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovası, Türklerin yerleşme yeri oldu. Akabinde bu fetihler Ege bölgesini de içerisine aldı.
Yirmi dört Oğuz boyuna mensup insan kümeleri, Anadolu'nun dört bir yanını yeni köy ve kasabalarla süsledi. Yıllarca zulüm altında ezilmiş olan Anadolu'nun yerli halkı, İslâmiyetin güzel ahlâkı ile bezenmiş bu yeni misâfirlerine karşı öyle pek sert davranmadı. Onlara yalnız halkı soyan ve menfaatlerine halel gelen derebeyleri ile, bunlara bağlı adamlar karşı çıkıyorlardı.
Rivâyete göre Denizli bölgesine gelen bu Türkmen cemâatlerinden biri de Avaraslar idi. Avaras Obasının başında asıl adı Ali olan ve Avdan Baba denilen mücâhid bir zât bulunuyordu. Avdan Baba, obanın savaşta lideri, dînî konularda da rehberi idi. Herkes bilemediği mevzûu ondan sorup öğrenirdi.
Avdan Baba, Denizli'nin Tavas ilçesi yakınlarına geldiğinde kalabalık bir hıristiyan birliğine rastladı. Oymağına bir kez daha cihâdın öneminden bahsetti. Sonunda savaşta ölürse buraya defnedilmesini ve sebât edip geri çekilmemelerini, nihâî zaferin kendilerinin olacağını bildirdi. Oymağı, bu konuşmayı ağlayarak dinledi. Çünkü bu sözler onun şehîd olacağını belirtiyordu. Gerçekten Avdan Baba bu çarpışma sırasında şehîd düştü. Ancak müslümanların sebat ve gayretiyle zafer kazanıldı.
Avdan Baba'nın şehîd düştüğü yere derhâl bir türbe ile bir zâviye yapıldı ve burada bir köy vücuda geldi. Nitekim kurulan bu köy de Avdan adını aldı. Bugün türbesini ziyâret edenler, Avdan Baba'nın rûhunu vesîle ederek cenâb-ı Hakk'a duâ etmekte ve nice arzularına nâil olmaktadırlar.
Bir gün türbenin bahçesinde yer alan ağaçların tutuşması ile büyük bir yangın çıktı. Avdan Baba'nın türbesinin de yangından kurtulmasına imkân yok gibiydi. Köylüler büyük bir üzüntü ile yangını seyrederken diğer tarafdan da kerâmetini görsek diye ümitli bir bekleyiş içerisindeydiler. Tam bu sırada ters yönden esen bir rüzgâr yangını türbeden uzaklaştırdı ve yangın zarar vermedi.

KIRK ATLI, BİR GARİP OLAY VE ÜVEYİKLİ’DE BİR TÜRBE

KIRK ATLI, BİR GARİP OLAY VE ÜVEYİKLİ’DE BİR TÜRBEKdz. Ereğli Ormanlı Beldesi




İşte, aldığımız bilgilerden derlediğimiz öykü;
“Köyden bir gün 40 atlı geçer…
Köy üzerinden yolculukları esnasında dinlenmek, mola vermek üzere bir yerde konaklarlar…
Kiraz, dut vb meyve ağaçlarının bulunduğu bir mekânda…
O arada köylüler durumu fark eder…
Bakarlar ki, temiz yüzlü-düzgün tipli insanlar, bunlar…
Sanki “evliya’lıklarını-hacı’lıklarını- hoca’lıklarını” test etmek istercesine, şu adamları bir tanıyalım metodu uygulamaya niyetlenirler… 
Bir köylü, atlı gruptan şöyle bir talepte bulunur;
“Bizim bir cenazemiz var, namazını siz kıldırabilir misiniz”…?
Atlı gruptan biri, “olur, tabi ki kıldırırız” demiş…
Köylü, hazırladıkları tabut gibi bir şeyin içine köyden canlı bir insanı, ölü diyerek koymuşlar ve namazı kılınmak üzere evliya-hocanın önüne getirmişler…
Hoca namaza duracağı ve niyet edileceği esnada köylüye sormuş:
“Canlı diye mi, Meyit-Ölü diye mi niyet edeceğiz”…
Kalp gözüyle mi, her nasılsa anlamış yani hissetmiş durumu hoca…
Köylü: “Meyyit için Hocaam” demiş…
Neyse…
“Allah için namaza, Resulullah için Salavata, Meyyit için duaya-namaza, uyun hazır olan İmama” diye bir niyet edilmiş ve cenaze namazına durulmuş…
Defin işlemlerinden önce- tabutun içine konan köylüye- bir bakalım istenmiş…
Fakat, o evliya gibi adamın “Meyyit için” diye niyetinden olsa gerek, canlı olan kişi, ölü olarak bulunmuş…
Ve bugün Üveyikli Köyünde bulunan Türbenin de o şahsa ait olduğu zannediliyor…