KARIŞIK

10 Mayıs 2016 Salı

Kaygusuz Abdal Türbesi beypazarı..ankara


Kaygusuz Abdal Türbesi
beypazarı..ankara
 


 

                  Kaygusuz Abdal Türbesi

Ankara ili Beypazarı ilçesi KABACA köyündedir. Türbede Kaygusuz Abdal ve müridlerinden 10 yatır vardır. Kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmeyen türbe kubbelidir. Türbede çok sayıda örtü vardır. Türbe; şifa, saygı ve hayır için ziyaret edilmektedir. Kesin olmamakla birlikte Kaygusuz Abdal'ın Alaiye (Alanya) Beyinin oğlu olduğu Abdal Musa Dergahı'nda eğitim aldığı Horasan Evliyaları'ndan olduğu ifade edilmektedir. Bazı kayıtlara göre, 1168 tarihinde Kabaca Köyü civarında hakkın rahmetine kavuşmuştur. YAPIMI : Yapını dış cephelerinde derz ıslahı yapılmış ve piramidal çatısı bordo renkli oluklu çinko levhalarla kaplanmıştır. Yakın tarihte kuzey cephesine bitişik bir ön giriş mahalli inşa edilmiştir. İç Mekânda duvar yüzeylerindeki alçı sıvanın yenilendiği ve 1998 tarihinde kalem işi tezyinatla bezendiği, onarımlar esnasında sandukaların elden geçirildiği ve yüzeylerin sıvanarak, beyaz renkte badana yapıldığı, Kaygusuz Abdal'ın Yaşamı : Kaygusuz Abdal'in asil adi Alâeddin Gaybî'dir. Padisah II. Murat (1421-1451) döneminde ve 1341-1444 yillari arasinda yasadigi babasinin Hüsameddin Mahmud oldugu söyleniyor. Dogdugu öldügü yer ve yil kesin olarak bilinmiyor. Menkibeye göre yasami söyle: Gaybî Alaiye (Alanya) Beyi'nin oglu imis. Iyi bir ögrenim görmüs. Bir gün yaraladigi bir geyigi kovalarken Abdal Musa'nin Elmali'daki dergahina varmis. Dervislerden geyigi sormus. Abdal Musa koltugunun altina saplanan oku göstererek "Ogul attigin ok bu mudur?" diye sormus. Sasirip üzülen Gaybî onun ayaklarina kapanmis tekkesine kul olup Kaygusuz adini almis. Kirk yil orada hizmet etmis. Bektasiligin ululari arasina girmis. 1424-1430 yillarinda Rumeli'yi dolasmis. Edirne Yanbolu Filibe ve Manastir'da bulunmus. Daha sonra Hacca gitmis. Misir'a gönderilerek kurdugu tekkeye seyh olmus. Ünü Islam dünyasina yayilmis. Ölünce Mukattam daginda bir magaraya gömülmüs... Abdal Musa gibi halifesi Kaygusuz Abdal da Bektasi edebiyatinin kurucularindan sayilir. Yunus Emre'nin açtigi yolda yürümüstür. Hem aruz hem de heceyle yazmistir. Tasavvuf felsefesine yaslanan siirlerinde ince bir alay görülür. Yobazlikla hem sofulugu nükteli bir anlatimla taslar. Tekerlemelerle beslenen temiz bir dili ve kivrak tatli özgün bir deyisi vardir. Birkaç siirinde Serâyi Miskin Serâyi Kul Kaygusuz ya da Miskin Kaygusuz mahlasini kullanmistir.
  
                          
                         
Asıl adı Gaybi'dir. Kaygusuz Abdal'ın hayatı hakkında ki bilgilerin çoğu Bektaşi menkıbelerine dayanır. Bu menkıbelerin en tanınmışı onun Abdal Musa'ya bağlanışını anlatan hikayedir: Alaiye (Alanya) beyinin oğlu Gaybi avlanırken attığı okla bir geyiği koltuğundan vurur. Yaralı geyik kaçar Gaybi arkasından koşar. Geyik Abdal Musa'nın tekkesine girer arkasından avcı da girer dervişlerden geyiği sorar. Dervişler görmediklerini söylerler. Çekişme başlar. Olaya Abdal Musa. karışır ve koltuğu altından kanlı oku çıkararak Gaybi'ye gösterir. Gaybi okunu tanır ve Musa'ya bağlanır. Alanya beyi oğlunu tekkeden kurtarmak ister ama Gaybi Musa'dan ayrılmaz. Bey Teke (Antalya) beyine başvurarak oğlunun kurtarılmasını ister. Teke beyinin gönderdiği ordu Musa'ya yenilir Gaybi tekkede kalır. Kırk yıl tekkede Abdal Musa 'ya hizmet ettikten sonra şeyhi tarafından Mısır'a gönderilen Kaygusuz Abdal orada bir tekke kurar. Bu tekke İslam dünyasında büyük bir ün kazanır ve hastalarla başı dara düşenlerin sığınağı olur. Kaygusuz Mısır'da ölür. Türbesi Kahire yakınlarında bulunan bir mağaradadır. Hece ve aruzla şiirler söyleyen Kaygusuz'un nesirle yazılmış eserleri de var. Aruzla yazılmış şiirleri divanında toplanmıştır. Hece ile yazdıklarına ise cönklerde ve şiir mecmualarında rastlanıyor. Nesir eserleri: Budala-name Mağlataname Cefriyye-i Kaygusuz ve Esrar-ı huruf adlarını taşıyan kitapçıklardır. Cefriyye gelecekte olup bitecek olayları anlatan bir fal kitabıdır. Öbürleri tasavvufla ilgili konuları işler. Şiirlerinin bir çoğunda Kaygusuz takma adını kullanan ozan bazı şiirlerinde Serayi adını da kullanır. Kaygusuz adını taşıyan başka şairlerin de bulunması eserlerinden bazılarının başka bir Kaygusuz'un olabileceği kuşkusunu doğuruyor. Kaygusuz Abdal Bektaşiler arasında büyük saygı ile anılır ve Bektaşi uluları arasına girer. Hemen bütün Bektaşi tekkelerinde bulunan ve Kaygusuz'a ait olduğu kabul edilen bir resimde bir yılan bir akrep ve bir arslan ayakları bine yatarak ona boyun eğmiş görünürmüş. XVIIL yüzyıl ressamlarından Levni'nin yaptığı güzel bir Kaygusuz minyatürü vardır. Kaygusuz bir eserinde 1397-98 yıllarında doğduğunu söylüyor. Eserlerinden de anlaşıldığına göre XV .yüzyılda yaşamış olan şair Anadolu ve Rumeli'nin birçok yerlerini gezmiş ve iyi bir öğrenim görmüştür. Özellikle hece ile yazdığı şiirlerde ve nesirlerinde güzel bir Türkçe kullanır. Kaygusuz'un tasavvufla ilgili şiirleri yanında tekerlemeleri şathiyeleri (alaylı iğneli ve simgeli şiirler) de önemli bir yer tutar. Yunus Emre yolunda yürüyen şair bu tür şiirlerinde ona daha çok yaklaşır. Ölüm yılı bilinmiyor. 
                                         
 
Kaygusuz AbdalII Kaygusuz Abdal'in gerçek kisiligiyle yasamiyla ilgili bilgiler yetersizdir birtakim söylencelerle karismistir. Bu söylenceler arasindan onun gercek yanini bulup çikarmak kolay degildir bu konuda en önemli kaynak elimizde bulunan bir "divan" da toplanan siirleridir. Kaynaklarda bu özgün ozanin Alaiye (Alanya) Beyi'nin oglu oldugu gerçek adinin Alaeddin Gaybi diye bilindigi 1341-1444 yillari arasinda yasadigi söylenir. Bu bilgilerin kesinligi açikligi sözkonusu degildir. Özellikle ölümünün 1444 yilinda olmasi kolay kolay onaylanabilecek bir sav degildir. Onun bir siirinden Abdal Musa'ya baglandigi onunla görüstügü onun önerisi üzerine Misir'a giderek orada bir Bektasi Tekkesi açtigi da söylentiler arasindadir. Bütün bu söylenti niteligi tasiyan bilgilerin aydinlattigi biricik gerçek böyle bir ozanin bulundugu 14. yüzyilda yasadigi birtakim etkinlikler gösterdigidir. Kimi kaynaklara göre Kaygusuz Abdal 14. yüzyil sonlarinda Misir'a gitmis bir süre Kerbela-Necef dolaylarinda gezmis hacca ugramis sonra oldugu Misir'a dönmüs orada bir magaraya gömülmüs bu nedenle ona "magarada gömülü" anlaminda "Abdullah Magaravi'' (magarada gömülü Tanri kulu) denmistir. Hac dönüsü Sam'a ugramis orada bir bahçeyi sulamada kullanilan büyük dolabi görmüs ondan esinlenerek "Dolabname'' adli siirini yazmis. Bunlarin hepsi ozana yakistirilan onu söylence ürünleriyle donatan dil ürünleridir gerçek yasaminin saptanmasinda etkin belge niteligi tasimaz. Yine kimi kaynaklara göre Misir'a gitmeden Filibe Yanbolu Manastir Edirne dolaylarinda bulunmus düsüncelerini yaymaya çalismistir. Yasami yeterince bilinmeyen Kaygusuz Abdal'in düsüncelerini adina düzenlenen "divan"inda toplanan siirlerinin incelenmesinden çikarmak anlamak kolaydir. O "abdallar" toplulugundandir bir siirinde söyledigi gibi saçini sakalini biyigini kaslarini kestirerek (car-darb) dolasirmis. Bu islem abdallik yoluna girmenin özelliklerinden biridir. Kaygusuz Abdal'in siirlerinden anlasildigina göre çok iyi bir ögrenim görmüs tasavvufu bütün ayrintilariyla ögrenmis özellikle Islam dini konusunda genis bilgi edinmistir. Onun Abdal Musa ile iliskisini anlatan özgün bir öykü vardir: Alaiye Beyi'nin oglu olan ozan avlanmayi çok severmis. Günün birinde ava çikinca bir geyikle karsilasmis yayini gerip geyigi oklamis. Sirtina ok saplanan geyik kaçmaya baslamis Alaeddin Gaybi de geyigin ardinca kosmus. Geyik sirtindaki okla Abdal Musa Tekkesi'ne siginmis. Tekke'ye geyigin ardinca giren ozan karsisinda duran Abdal Musa'dan içeri giren geyigin kendisine verilmesini istemis. Abdal Musa ise koltugunun altina saplanan oku çikarip göstererek "Ogul attigin ok bu mu?'' diyerek Kaygusuz'a gösterince ozan kendinden geçmis Abdal Musa'nin ayaklarina kapanarak ondan yardim dilemis böylece tekkeye girmis tarikata girmis. Bu duygulu sevecen öykünün dogrulugu yanlisligi tartisilmaz özünde ilkçag Anadolu dinlerinden gelen geyigin Hititler'ce tanrisal bir varlik oldugunu bildiren bir söylence vardir. Onun Bin batmandan olsa kazan Ustager degil mi düzen Hayranlik esince cana Bengilik de gereg olur dörtlügüne dayanilarak esrar içtigini söyleyenler vardir. 14. yüzyil Anadolu'sunda esrar içmek "abdallar" arasinda cok yaygin bir tutkuydu. Ancak Mevlana'nin kimi siirlerinden Sems-i Tebrizi'nin oldugu söylenen "Makalat" tan anlasildigina göre Mevleviler'de de esrar içimi yaygindi. Tasavvuf yolunu seçenlerin çogunun esrara düskünlügü bilinmeyen bir olay degildir. Bu tutkunun nereden kaynaklandigini bilemiyoruz ancak yaygin bir aliskanliga dönüstügü açiktir yorum gerektirmez. Urum Abdallari gelir dost deyu Egnimize aba hirka post deyu Hastalari gelür derman isteyu Saglar gelur sahim Abdal Musa'ya dörtlügüyle baslayan kosugundan inanca olarak Abdal Musa'ya kapilandigi ondan el aldigi anlasilmaktadir. Yukarda anlatilan geyik olayi da bu durumu kanitlar niteliktedir. Baska bir kosugunda bulunan Ergene'nin köprüsü Susuzluktan bunalmis Edirne minaresi Egilomis su içmege dörtlügüne dayanilarak Edirne yörelerini dolastigi sonucu çikarilmaktadir. Burada geçen "Edirne minaresi" nden anlasildigina göre o dönemde Edirne ilinde önemli camiler vardi üstelik bir akarsu kiyisindaydi. Kaygusuz Abdal adinin "Gaybi" oldugunu "Dolabname" adli uzun siirinde söyler: Alai Gaybi bundan tekke kilmaz Hak'in fazlidurur ancak dayagi Sabir seccadesin altina almis Tevekkülden kusanmistir kusagi Sözünü Kaygusuz arife söyle ne bilsün sükkeri dana buzagi Demek siirlerinde tapsirmasi olan "Kaygusuz" ile özel adi olan "Gaybi" yi birlikte kullanmistir. Onun "Sarayi" tapsirmasini kullandigi siirleri de vardir. Bu degisik adlari neden seçtigini bilmiyoruz. Ününün yasadigi çagda bile yayginligina karsin yasami konusunda yeterli bilginin bulunmayisini açiklamak kolay degildir. Kendisi de siirlerinde doyurucu bilgi vermiyor. Onunla ilgili kaynaklarda da güvenilir nitelikte bilgi yoktur. Siirlerinin incelenmesinden çok gezdigi çok kimse tanidigi anlasiliyor ancak bu da bir yorum olmaktan öteye geçemez. Bir yerde: Kelebek bugday ekmis Manisa ovasina derken Manisa ilini baska bir yerde de yine alayci güldürücü bir tutumla: Kertenkele derilmis Dile Kirim geçmege gibi dizeler söylemesine bakarak bu yöreleri gezdigi sonucunu da çikarabiliriz ama sonuç degismez yasaminin gerçegi yine karanlikta kalir. Burada arastiriciya düsen baslica görev bu ünlü ozanin ürünlerine dayanarak kisiligini dilini basari asamalarini düsüncelerini açiklamaktir. Kaygusuz Abdal'in birkaç siirinde kadindan birisinde açikça karisindan yakindigi görülür buna dayanarak iyi bir evlilik geçirmedigini söyleyecek durumda degiliz; alayci yerici güldürücü dili kimi konularda güvenilir bir yargiya varmayi engeller. Bektasilik'te Haci Bektas Veli'ye yorulan bir olaydan (Kadincik Ana'nin esi degil de can yoldasi oldugundan) onun evlenmedigi sonucunu çikarmak yalniz (mücerred) yasadigi yargisina varmak da pek tutarli degildir. ... Yine siirlerinde geçen yer adlarina yöre özelliklerine dayanarak onun yasami süresince çok yer gezdigini gezdigi yerlerin dogal konumlarini özelliklerini halkinin begenilerini yemeklerini giyim kusamlarini yansitan dizeler ilginçtir. Bu ozan siirlerinde adlari geçen yerleri gezmis görmüsse dogayi seven degisik bölge insanlarini tanimaktan onlarla iliski kurmaktan kivanç duyan bir gezgin niteligi tasir. Eski yazinimizda ozanlarla yazarlarla sanatçilarla düsünürlerle ilgili olaylari dogal ölçüler içinde anlatma gelenegi dogmamistir bu nedenle üzerinde çalisilmak istenen kisiyi açik gerçegiyle anlama olasiligi azdir. Bu konulari içeren "tezkire" adli yasamöyküleri yapitlarinda insanin ayagi topraga basmaz hep yükseklerde bosluklarda dolastirilir. Buna bir de "vilayetname" "menakibname" gibi söylence nitelikli yapitlar katarsak isin içinden çikilmaz gerçek olayin saptanmasi olanaksiz duruma gelir. Yazar yasamini anlatmak istedigi kisiyi oldugu gibi degil de düsledigi gibi anlatmayi sever yasanmamis bir olayi yasanmis göstermekten kendini alamaz. Kaygusuz Abdal'in durumu da az cok aynidir; yasanmis olayi yakalamak için elimizde güvenilir belge yoktur 
                            
YAPITI Divân Sarây-nâme Minber-nâme Dil-güsâ Gevher-nâme Budala-nâme Mesnevi Muglâta-nâme Esrâr-i Hurûf Vücûd-nâme Kaygusuz Abdal I Aşkile geldim cihana meskenim dağlar menem Terk edip cümle sıvayı mahremi tevhid menem Güş edince menaref esrarını mest olan ehkar menem Şöyle ikrar verdim ol dem Gaygusuz Abdal menem NEFES Beylerimiz elvan gülün üstüne Ağlar gelir şahım Abdal Musa'ya Urm abdalları postun eğnine Bağlar gelir şahım Abdal Musa'ya Urum abdalları gelir dost deyü Hırka giyer aba deyü post deyü Hastaları gelir derman isteyü Sağlar gelir bizim Abdal Musa'ya Hind'den bezirganlar gelir yayınur Aşık olan bu meydanda soyunur Pişer lokmaları açlar duyunur Toklar gelür pirim Abdal Musa'ya İkrarıdır koç yiğidin yuları Fakjhleri çeksem gelmez İleri Akpınar'ın yeşil güllü suları Çağlar gelir pirim Abdal Musa'ya Meydanında dare durmuş köçekler Çalınır koç kurbanlara bıçaklar Döğülür kudüm açılır sancaklar Erler gelir pirim Abdal Musa'ya Kılıç sallar Yezidlerin kasdına Ali Zülfikar'ın almış destine Tümen tümen genç Ali'nin üstüne Erler gelir şahım Abdal Musa'ya Her matem ayında kanlar dökülür Demine Hü deyü gülbank çekilir Uyandırıp Hak çırağı yakılır Erler gelir şahım Abdal Musa'ya Benim bir isteğim vardır Kerim'den Yezit bilmez erenlerin sırrından Kaygusuz'um cüda düştüm pirimden Erler gelir şahım Abdal Musa'ya