KARIŞIK

3 Ekim 2016 Pazartesi

 Geyikkoşan Baba Türbesi
Samsun Alaçam 










Efsaneye göre Arap Ordusu Komutanı Ebu Eyüb el-Ensari hazretleri ordusunun Alaçam’dan geçerken Geyik Koşan mevkiinde ölen Geyik Baba ismindeki komutan adına halkın inşa ettirdiği bir türbedir. Etrafı mesire yeri olarak düzenlenmiştir. 



Ana Geyik Efsanesi 
"Halk inançlarımızda Geyik ile ilgili birçok efsane vardır. Anadolu'da Geyik Baba, Geyikli Baba gibi ulu zatların efsanelerinde, geyiğe binilerek savaşa gidilir, geyiklere kereste taşıtılarak cami yaptırılır. Geyikler öksüz bebeklere süt verirler Bursa-Kestel'deki Geyikli Baba, Samsun-Alaçam'daki Geyik Koşan, Safranbolu Göverendeki Geyik Baba bunlardan bazılarıdır." 


Alaçam Geyik Koşan Dede Efsanesi 

Geyikkoşan mevkii sık ve büyük ağaçlarla dolu bir ormandır. Bu ormanın orta yerinde ikamet eden bir Dede ve küçük bir tarlası vardır. Çevredekilerden habersizce eğittiği iki geyiğiyle tarlasını gizliden gizliye sürmektedir. Altın boyunduruk ve altın sabanıyla yine bir gün tarlada çift sürerken birkaç kişi tarafından görülürler. Yabancılardan ürken geyikler kontrolden çıkar ve dağa kaçarlar. Bu dağ bugün Kışlakonak Köyü (Gelemet) başlarında bulunan “Meydancık” dağıdır. Altından yapılmış Boyunduruk ve sabanın halen bu dağda bir yerlerde olduğuna inanılır.” Anlatan: Sefer KOŞAR, Akbulut köyü / Alaçam 

ŞEYH BEG (Şahbey) samsun

ŞEYH BEG (Şahbey)  samsun




Samsun İli Ondokuzmayıs (Engiz/Ballıca) İlçesi’ne 4 kilometre uzaklıktaki Yörükler Beldesi’nde, Kızılırmak Deltası, Kuş Cennetinin kıyısındadır. 



Orta Asya’dan (Türkmenistan) Anadolu’ya ve yöreye göç eden Türkmenlerden ve Anadolu Evliyasından bir kimsedir. Halk arasında “Şah Beg” adı zamanla kısaltılarak “Şeyh Beg / Şah Bey / Şıh Bek” şeklinde söylenir olmuştur. 


Bazı rivayetlere göre; Şeyh Beg Hazretleri, Samsun İlkadım ilçesinde bulunan İsa Baba, Kılıçdede, ve Seyyid Kutbiddin ile Tekkeköy ilçesinde bulunan Şey Zeynuddin Hazretlerinin kardeş oldukları; bir başka rivayette ise Şeyh Beg’in Çöpdede, Hasandede, Hızırilyas, Lodros, İkizdede ve Yellidede isminde 6 kardeşinin bulunduğu belirtilmektedir. 



Yakın Zamandaki Bir Kerameti 
Günlerden bir gün, İstanbul’dan Hopa’ya yük getiren bir gemi, Karadeniz Ereğlisi açıklarında fırtınaya tutulur. Çok şiddetli bir fırtınadır. Gemi ha battı ha batacak! Mürettebat ve kaptan panik ve telaş içinde büyük bir korkuya kapılmış durumda iken Cenab-ı Allah’a sıdk ile dua ederlerken pir-i fâni, nur yüzlü, aksakallı, yaşlı bir zat ortaya çıkar. Allah’ın izniyle, tehlikenin geçeceğini, telaşa kapılmalarına gerek olmadığını söyleyerek hem onları teskin eder, hem de onlarla birlikte duada bulunur. Bir süre sonra fırtına geçer, gemi salimen yoluna devam eder. 

Bu arada gemi kaptanı, kendilerine yardımcı olan yaşlı adama; 
-“Baba, senin adın ne? Sana kim derler? Evin, yurdun neresi?” diye sorar. 

İhtiyar; 
—Benim evim, Samsun –Bafra Yolu üzerinde, Engiz denilen bir yer var. Oradan Balıkgöllerine giderken Boğaz üzerinde köprü ve mezarlık var. Mezarlıktaki yaşlı dut ağacının hemen yanındaki ev benim evim. Biz 7 kardeşiz” der ve ortalıktan kaybolur. 

Bilâhare kaptan, bu olaydan sonra rüyasında kendilerine yardım eden muhterem zatı görür ve o zat kaptandan kendisini ziyaret etmesini ister. Bunun üzerine kaptan Samsun’a geldiğinde gemisini limana demirler ve bu muhterem zatı ziyaret için karayoluyla Engiz’e oradan da şimdiki Yörükler beldesindeki kendisine tarif edilen dut ağacını bulur. Fakat yanında ev falan yoktur. Sadece tek bir mezar vardır. O zaman anlar ki, Şehbeg Dede ulu bir zattır. Orda hemen kendi kendine bir karar verir. Mevcut mezar üstüne bugünkü binayı (Türbeyi) yaptırır.
 
KAYNAK: Ali KAYIKÇI, Samsun’un Manevi Mimarları, Gürses Gazetesi Yayınları, 2.Baskı, Samsun 2008, Sayfa:277 

Seyyid Ahmed-i Kebir Er-Rifai Hazretleri türbesi samsun

Seyyid Ahmed-i Kebir Er-Rifai Hazretleri türbesi
samsun


 


Lâdik Bugün Samsun'un Bir İlçesidir. 
Evliya Çelebi Seyahatnâmesinin Cilt:2, Sayfa 202-205 arası Lâdik'le ilgili olan bölümünde "Osmanlı ülkesinde üç Lâdik şehri vardır. Birincisi Konya Lâdik'idir ki büyük bir şehir iken celâli ve paşalar zulmünden dolayı hala bir kasabacık halinde kalmıştır. İkincisi Van vilayetindeki "Kör Lâdik" sancağıdır. Üçüncüsü de bu Amasya Lâdik'idir. Burası Allah'a vakfolmakla harap olmamıştır." 

"Türk kültür ve medeniyeti incelendiği zaman, kasabaların tarihlerinde dervişlerin önemli rolleri olduğu görülmektedir. Şehirleşmeler ve iskân sahaları hep büyük zatlar etrafında vücut bulmuş, gelişmiştir. Aynı zamanda bir ekol kurmuşlar; isimleri ve efsaneleri asırlardan beri kulaktan kulağa birazda değişerek günümüze ulaşmıştır. 

Bunları derlemek ve gelecek nesillere bozulmadan, tahrif etmeden ve ulaştırmak bir Türk olarak hepimizin aslî görevlerinden biridir. Ancak bunları derlerken birazda ayıklamak, doğruları bulmak, okuyucuyu yanlış yollara sevk etmemek gerekir. Tarihe sadık olarak yorumu okuyucuya bırakmakta ayrı bir prensiptir."(Sadi BAYRAM) 


 


Seyyid Ahmed-i Kebir Er-Rifai Hazretleri Kimdir? 
Seyyid Ahmed-i Kebir Er-Rifai Hazretleri, 1118 senesinde Basra şehrinde dünyaya gelmiş olup babası Seyyid Ali bin Yahya'dır. Seyyid Ahmed-i Kebir yedi yaşında iken babası vefat etmiştir. Dayısı Mensur Betaihi, Seyyid Ahmed'i büyük bir ihtimamla büyüterek, meşhur hocalardan ders aldırmış, iyi bir ilim tahsil ettirmiştir. Beni Rufae kabilesine mensup olduğu için Rıfaî diye anılmıştır. 

Yedi yaşında Kuran-ı Kerim'i ezberleyen Seyyid Ahmed' e hocası Abdülmelik Harnuti şu vasiyetini bildirdi: 

"Ya Ahmed! Başkalarına iltifat edip gezen, hedefine varamaz ve hakikate kavuşamaz. Şüpheden kurtulamayanın, dünyevi düşüncesinin, nefsi arzularının peşinde olanın; felâha, hidayete kavuşması düşünülemez. Bir kimse, kendi kusurunu, noksanını bilmiyorsa, onun bütün zamanı da noksan geçer." 

Bunları hemen ezberleyen ve bir yıl bu usullere riayet eden Seyyid Ahmed, bir yıl sonra hocasını ziyarete gidip, nasihatleri istediğinde hocası: 

"Hakiki âlimleri, evliyayı tanıyamamak çok kötüdür. Tabibin hasta olması ne fena, akıllı kimsenin cahil kalması ne kötüdür" demiştir. 

Ladik'te bulunan türbesi kapısı üzerindeki I. Abdülhâmid Devrindeki yenilenen kitâbesine göre Irak'ta bulunan Seyyid Ahmed'in oğlu, Seyyid Ahmed Geylâni'nin neslinden olduğu anlaşılmaktadır.