KARIŞIK

23 Kasım 2016 Çarşamba

Ebdal Murad Hazretleri..BURSA


Bursa velîlerinden. İsmi Murâd olup Horasan’da doğdu. Bursa’nın fethinden önce Buhârâ’dan Bursa’ya gelen hak âşığı adı verilen kırk abdaldan biridir. Doğum ve vefât târihi kesin bilinmemektedir. Bursa’nın fethinden sonra vefât etti. Ebdâl Murâd’ın kabri, Bursa’nın dağ yamacında Alacahırka semtinin yukarısında, hâkim bir tepe üzerindedir.
Ebdal Murâd, Orhan Gâzinin Bursa’yı fethinde yanında bulunan mücâhidlerden idi. Yanında dâimâ bir tahta kılıç bulundurur, bu nasıl kılıç deyip alay edenlere; “Siz onun ne kadar keskin olduğunu bilmezsiniz” derdi.
Ebdal Murâd fetih esnâsında Bursa kalesini gözetleme vazîfesi yaptı. “Hıdmet-ül-Mülûk nısf-üs-sülûk” (Devlet başkanlarına hizmet tarîkat yolculuğunun yarısıdır) sözü gereğince fetihde Sultan Orhan Gâziye maddî ve mânevî yardımlarda bulundu. Dört arşın uzunluğundaki tahta kılıç ile şaşılacak kahramanlıklar gösterdi. Tahta kılıcını kocaman bir kaya parçasına vurmasıyla kayayı ikiye ayırması düşmanı dehşete düşürdü.
Harp bitip Bursa feth olunduktan sonra Ebdal Murâd’ın, Keşiş Dağı eteklerindeki tekkesine çekildiği ve Orhan Gâzinin tekkeye binden fazla bakır kapkacak verdiği rivâyet edilmektedir.
Eskiden bu tekkede esnafa peştemal kuşatılır ve çeşitli eğlenceler yapılır, sonra da Ebdal Murâd’ın türbesine gidilerek duâ edilir ve; “Destini destime vergil destikeremdir. Allah bir dedik, pervâne geldik, yönümüz dergâha döndük. Gün kubbe altında, yeşil seccâde üzerinde, erenler meydanında, sizler huzurunda peştemal kuşanıp bir murâd almaya geldik.” denirdi. Sonra tekbirler getirilir. Velîlere rahmet okunurdu. Kalfalar, çıraklar esnâfın en yaşlısının ve ustasının elini öperlerdi. İhtiyâr usta da; “Allah mübârek etsin oğlum, sanatına doğru ol.” diyerek duâ ederdi.
KAYNAKLAR
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi; s. 34
2) Tâc-üt-Tevârih; c.5, s.11
3) Güldeste-i Riyâz-ı İrfân; s.212
4) Âşıkpaşazâde Târihi; s. 200

SERÇOBAN EVLİYASI ...AMASYA





Şeyh Safiyüddin Mahmut’un, hal vehareketlerindeki sadeliği ile tanınan ve çobanlık ile geçimini sağlayan birkardeşi vardır. Zamanla Amasya’nın bir mahallesi haline gelmiş olan KarasenirKöyüne yerleşen Serçoban, bir gün ayakkabıcılık yapan ağabeyi İğneci Baba’yıziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendilineçıkılayıp hediye olarak getirmiştir. Amacı, bu sütün mendilden sızmadığınıgöstermektir. Serçoban mendilini kunduracı dükkanının duvarındaki bir çiviyeasar. Bu sırada İğneci Baba dükkanında bir bayanın ayak ölçüsünü almaktadır.Serçoban, bayanın topuklarını görererek, “ne kadar da güzel” diye aklındangeçirdiğinde, çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar.
İğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezerama, hiç birşey belli etmez. Bayan ayak ölçüsünü verip dükkandan ayrılınca,İğnecibaba, kardeşi Serçoban’a, “Kerametdağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta”,der.
Bu menkıbenin aynısı, Merzifon’da medfun bulunan Piri Babaile kardeşi Çoban Baba hakkında da anlatılır.
Serçoban, bir gün dağda sürüleriniotlatırken kaçan bir oğlağı yakalamak ister. Serçoban kovalar, oğlak kaçar.İyice yorulan Serçoban, "Seni yakaladığımda keseceğim", der. Sonundayakaladığı oğlağı sözünü yerine getirmek için tam kesmek üzere iken, onunmahzun ve etkileyici bakışları ile karşılaşır ve duygulanır. “ Beni de çokyordun mübarek ”, der ve yakaladığı oğlağı serbest bırakır.
Serçoban öldüğünde, sürüdeki hayvanlarınher biri ağaca dönüşür ve bir orman oluşur. Mezarının bulunduğu mevki kendi adıile anılır ve adak ve mesire yeri olarak ziyaret edilir. Yöre insanı oradakiağaçları kesmenin kendilerine kötülük getireceğine inanır.
Serçoban, bu yönüyle Amasya’dan çok dauzakta olmayan Çorum-Osmancık’taki Koyun Baba menkıbesini hatırlatır. ”BabaHazretleri Osmancık’ta Adatepe eteklerinde koyun güdermiş. Bir gün sürüden birkoyun kaçar. Baba Hazretleri de peşinden koşar, fakat bir türlü tutamaz. Koyunönde, Baba peşinde Adatepeyi dokuz defa dolaşırlar. Sonunda ikisinin de kuvvetitükenir, yorgun düşerler. Baba, “Ya mübarek! Ben yoruldum amma beni de EyüpAleyhisselam sabrına nail ettin”, diyerek koyunu kucaklayıp gözlerinden öper.Menkıbevi kişiliğinin dışında, Serçoban’ın, kardeşi kabul edilen İğneciBaba’dan yaklaşık 150 yıl önce yaşamış ilim erbabı bir zat olduğu da anlatılır.Öğrenimini Tebriz’de Hz. Hüseyin soyundan gelen Şeyh Taceddin vasıtasıylatamamlayan İbrahim çıkmış olduğu yolculuğun sonunda gün gelir Amasya’yayerleşir. Burada hocalık yaparak halk ve devlet adamları nezdinde itibar görür.Anadolu Moğol valisinin gözünden düşerek Karasenir Köyü civarına çekilir veburada çobanlıkla geçimini sağlar. Gazan Han döneminde tekrar eski itibarınakavuşur. Türbesi 1878’de Karasenirli Hasan Paşa tarafından yaptırılırsa da2001’de Amasya Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi ile birlikte yenilenir.
-Evliyalar Şehri Amasya'dan-

Kıroğlu Evliyası

SAMSUN





Havza’nın 9 km Güney Doğusunda bulunan Kıroğlu Köyü’nde gölet yanında bulunmaktadır.

TARİHÇE: Halk arasında “Kıroğlu Evliyası” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı doğal taşlarla çevrilmiştir.Türbenin içindeki mezar ise mermer kaplanmıştır. Türbe içerisinde 4 adet pelit ağacı bulunmaktadır.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Kıroğlu Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir.Ayrıca adak adayanlar adaklarını türbede kesmektedirler.
Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası