KARIŞIK

5 Şubat 2024 Pazartesi

 MECNUN DEDE TÜRBESİ,

BABADAĞ İLÇESİ, HİSAR KÖYÜ







Asıl adının Şeyh Hüsameddin olduğu anlaşılan Mecnun Dede Türbesi, Babadağ ilçesinin Hisar köyünde, Attuta Antik kentinin harabeleri içerisindedir. Yedilerden olduğuna inanılmaktadır.
Mecnun Dede Türbesi’nde hâlen savaş baltası, gürzü, gürz askılığı, sancakları, bayrağı, alemi ve sancak direği bulunmaktadır dense de türbeye bizim ziyaretimizde sancak ve diğerlerinin çalındığı fark edilmiştir. Fakat yazar Şükrü Tekin Kaptan, Gönül Sultanları Denizli’de Türbeler ve Yatırlar adındaki eserinde, Mecnun Dede’nin kullandığı iki sancağı, savaş baltası, gürzü, gürz askısı, el feneri, tespihi, bayrak direği ve alemi bulunmaktadır. Türbede sergilenen sancaklardan mavi renkli olanın üzerinde dört satırlık bir yazı; kırmızı renkli sancak üzerinde de üç satırdan oluşan bir yazı bulunmaktadır, demiş ve Türkçe okunuşu şöyle yer vermiştir.
Mavi Sancakta:
1-Maşalllah,
2-Bismillâhirrahmanirrahim,
3- Elhamdü’lillâhi Rabbil âlemin,
4-Lâ ilâhe illâllah Muhammedün resul Allah,
5-Ya Pir-i Hüsameddin Şeyh assâ fi Kuddûsi sirrihu, Sene (Hicri) 1397 (Miladi 1881).
Kırmızı Sancakta:
1-Ey Muhammed muhakkak biz sana apaçık zafer sağladık,
2- Allah katında bir yardım ve yakın bir zafer vardır,
3- Ey Muhammed hayırla müjdele.
Alemde yazılı olan “Pir Hüsameddin Şeyh” ifadesinden anlaşılacağı üzere Mecnun Dede’nin bir Bektâşî Derviş olduğu anlaşılmakta ve halk arasında da Hacı Bektâş Velî dervişi olduğu ifade edilmektedir. Yani Mecnun Dede savaştan sonra da halkına tekke vasıtasıyla hizmet etmeye devam eden tarikat ehli bir aziz olduğu görülmektedir.
Mecnun Dede’nin; Babadağ ilçesi, Demirli köyündeki Değnekli Baba; Babadağ ilçesi, Kıranyeri köyündeki Okçu Halil Baba; Babadağ ilçesi, İncirli köydeki Hıdırellez Dede; Sarayköy ilçesi, Kumluca köyündeki Karaca Ahmet Sultan gibi yörede bulunan türbelerde yatan azizlerin, Kıranyeri köyünün Kırılanyer Mevkisi’nde, Bizans savaşçıları ile Selçuklu kuvvetleri arasında, XIII. yüzyılın başlarında yapılan muharebelerde şehit olan gazi dervişlerden olduğu söylenmektedir. Türbede var olduğunu söylenen sancak, alem, savaş baltası, gürz ve bayrak direğinden anlaşılacağı üzerine Mecnun Dede, sancak sahibi bir komutan olmalıdır.
Türbesi Denizli Ovası’na hakim bir konumdadır. Türbenin olduğu yerde bir tekkenin de olduğu söylenmektedir. Anlaşılıyor ki, tekkenin olduğu yer Türklerin Denizli topraklarını fetih ederken bir ribat yani ileri karakol görevi ifa etmiş olmalıdır. Fetihten sonra da tekkeye dönüştürülmüştür. Halk arasındaki anlatıma göre; girdiği savaşlarda kendinden geçercesine kılıç salladığı ve büyük bir istekle savaştığı için kendisine “Mecnun Dede” denildiği söylenmektedir.
Yine Kadir Pektaş, Denizli’de Türk Varlığının Kadim Tarihi İlbadı Mezarlığı-1 adındaki eserde, İlbadı Mezarlığı kazılarında ele geçen bir çeşme kitabesinde, “Nazirdir bu su âb-ı hayâtın / İcân bundan ebed görmez cefâlar / Bunu Mecnun Baba ihya edüp ki / Hüseyin aşkına bulsun hemân / İki def’a Pertev geldi söyledi / Bu su vâkıflara olsun şifâlar / Sahibü’l-hayrât / Ve’l-hasenât Emir Sultân” yazdığını, ifade etmektedir.
Miladi 1874-1875 tarih düşülen çeşme kitabesinde adı geçen çeşmeyi ihya eden Mecnun Baba’nın bizim Mecnun Dede olma olasılığı yüksektir. Kitabedeki “Hüseyin aşkına bulsun heman” mısrasındaki “Hüseyin”, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’nın Kerbela Çöllerinde, Emevi Halifesi Yezit tarafından şehit edilen sevgili torunu Hazreti Hüseyin olduğu açıktır. Mecnun Baba’ya ithafen yazılmıştır. Çeşmeyi yeniden yaptıran Emir Sultan’ın da Buldan Yenicekent beldesinde türbesi olduğu söylenen Emir Sultan olması muhtemeldir. Hülasa Denizli’de Mecnun Dede veya Mecnun Baba olarak da bilinen Şeyh Hüsameddin Dede adında bir Bektâşî şeyhi olmalıdır.

https://www.facebook.com/ibrahim.afatoglu?locale=tr_TR

ibrahim afatoğlu teşekkürler
alıntıdır

 MUSTAFA BABA TÜRBESİ,

TAVAS İLÇESİ, TEKKEKÖY MUSTAFA BABA MEZARLIĞI








Mustafa Baba Türbesi; Tavas ilçesi, Tekkeköyü’de kendi adı ile müsemma Mustafa Baba Mezarlığı içindedir. Kim olduğu ve ne zaman yaşadığı konusunda kaynaklara yansımış bir bilgi yoktur. Alevi – Bektâşî geleneğinden olduğu ve bu toprakların Türkler tarafından iskânı sırasında mücadele eden gazi dervişlerden biri olduğu söylenmektedir.
Türbe; 5 x 5 metre ölçülerinde kare planlı, beton kubbe yapılı, üstü teneke levha örtülü, taş yapılı, iç ve dış duvarları sıvalı, tek odalı, sergili, süslemesi olmayan, önemli bir mimari özelliği de olmayan basit, bakımlı ve temiz bir yapıdır. İçeride, Mustafa Baba’ya ait olduğu söylenen, doğu-batı doğrultusunda bir sanduka bulunmaktadır. Türbede, eski tarihlere ait büyük bir geyik boynuzu asılı olduğu görülmektedir. Geyik, Türk inanışlarında kutsal hayvanlardan olduğu, koruyucu özelliğine inanıldığı için türbe duvarında büyük bir geyik boynuzu asılıdır. Bahçesinde hayır yemekleri için gerekli olan mutfak eşyalarının depolandığı bir hizmet binası yapılmıştır. Günümüzde türbedarlığını Cafer Sadık Allın yapmaktadır.
Türbenin ön tarafında 800 yıllık olduğu söylen çınar ağaçları bulunmaktadır. Yöre halkı bu çınar ağaçlarını Mustafa Baba’nın koruduğuna ve onların kutsal ağaçlar olduğuna inanmaktadırlar. Mustafa Baba’nın sağlığında, bir keramet göstermek amacıyla elindeki kuru asayı yere dikmesi ve diktiği asanın yeşermesi neticesinde oluştuğu söylenmektedir. Diğer bir rivayete göre Sarı İsmail Sultan’ın Sulucakakahöyük’ten (Hacıbektaş) atarak Tavas’ta bir kilisenin damına düşen asasının buraya dikilmesi sonucu yeşeren çınar ağacı olduğu söylenmektedir. Bu yüzden bu çınar kutsal sayılmaktadır. Eski zamanlarda bu tarihi çınar ağacının Tekkeköy tarafına bakan dallardan birisi kırılıp yere düşerse o köyden bir kişi; Akyar köyü tarafından bir dal kırılıp yere düşerse Akyar köyünden birisinin öldüğü iddia edilmektedir
Rivayet odur ki; Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu (1925) gereğince Tavas kazasındaki yetkili memur gelmiş, dönemin türbedarı Şerif Ali Dede ile görüşmüş ve türbenin yıkılmasını istemiştir. Türbedar Şerif Ali Dede “Oğlum, bırak türbeyi yıkmayı, üzerinden bir taş düşse, bu kocamış halimle o taşı yerine koymaya gücüm yetse, onu yerine koymaya çalışırım” diye karşılık vermiş. Köy halkının da galeyana gelmesinden çekinen yetkili, yıkamayacağını anlamış, kapısını mühürlemiş ve türbeye giriş çıkışı yasaklamış. Atına binmiş ama atın huysuzluk yapmasından yere düşmüş. Tekrar binmiş, yine düşmüş. Bu birkaç defa tekrarlanmış. Bu arada da türbenin mührü ve kilidi de açılmış. Duruma sinirlenen yetkili, atına kamçı yapmak için, türbenin bahçesinde bulunan kutsal çınar ağacından bir dal koparmış. Ağacın dalını kopardığını gören Şerif Ali Dede “Sen bu ağacın dalını taşıyamazsın, sana ağır gelir, oğul!” diye seslenmiş. Yetkili memur, Şerif Ali Dede’nin sözüne aldırış etmeden yoluna devam etmiş. Ama 300 metre kadar sonra at, ağaç dalının ağırlığından yürüyemez hale gelmiş. Duruma bir anlam veremeyen yetkili geri dönmüş, kopardığı dalı ağacın dibine bırakmış ancak o şekilde Tavas’a gidebilmiştir. Dairesine geldiğinde attan inememiş, ancak arkadaşlarının yardımıyla inebilmiştir. Bu olaydan hemen sonra hastalanmış ve uzunca bir süre koma halinde hastanede yatmıştır. Kendine geldiğinde türbeye geri gelmiş, Mustafa Baba’ın huzurunda dua etmiş, Şerif Ali Dede’den özür dilemiş, türbede bir adak kesmiştir. Daha sonraki yıllarda da türbenin ihtiyaçlarının karşılanması konusunda da maddi yardımlarda bulunmuştur.
Mustafa Baba’nın biraz asabi olduğuna ve kendisini rahatsız edenleri cezalandırdığına inanılmaktadır. Bu konu ile ilgili de şu örneği vermektedirler: 1965’li yıllarda, doğu illerimizden buradaki maden ocağında çalışmak için gelen işçiler Mustafa Baba’nın türbesinin olduğu yere gelip yerleşmişler. Köy halkı onları buradan başka bir yere gitmeleri konusunda uyarmışlar ama onlar bunu dikkate almamışlar. Bu insanlar geceleri çıkıp etrafı kirletiyorlarmış. Bir gece, işçilerden birisi türbenin olduğu yere yakın bir yere çiş yaparken türbe tarafından heybetli bir boğa, bağırarak gelmiş ve adamı oradan uzaklaştırmış. Bunun üzerine işçiler o gece hemen orayı terk etmişlerdir.



https://www.facebook.com/ibrahim.afatoglu?locale=tr_TR

çok teşekkürler..ibrahim afatoğlu hocam