KARIŞIK

25 Ağustos 2016 Perşembe

HZ.SUBE TÜRBESI

AYVANSARAY .istanbul


Hz.Şu’be Hazretleri Türbesi;  İstanbul Suriçi Ayvansaray Şişhane Caddesi üzerinde bulunan açık bir türbedir. İstanbul sahabelerinden daha birisinin türbesi İstanbul Belediyesi tarafından restore edilmiş. Belediyenin koyduğu kitabede Hz.Şabe olarak yazılmış. Türbenin üstü açık. Türbenin ortasında bulunan bir ağaç maalesef konmuş mezar taşını kırmış. Hazreti Şube’nin kimliği ile ilgili pek bir bilgi bulunmuyor. Sadece kitabede bir dörtlük bulunuyor.
Yolun sarpmış sarpa,sa’be,
Bi-hakkın Zemzem-i Kabe.
Aman ya Hazret-iŞu’be
Seaate ir gör bizi.
Bu mezarlar arasında Fatih Sultan Mehmet’in Avcıbaşısı Mehmet Efendi’nin de mezarı bulunuyor. Bundan dolayı bu mahalenin ismi Avcıbey olarak geçiyor.

EBU EYYÜP EL ENSARI TÜRBESI

                                            istanbul.eyüp

Ebu Eyyüp el Ensari Türbesi; İstanbul Surdışı Eyüp semtinde, Eyüp Sultan Camii avlusu, 47. ada, 13. parselde yer almaktadır. Eyyüp Sultan’nın, asıl adı Halit bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari’dir. Medine’nin yerlilerine ensar denilmesi nedeniyle “Ensari” adını almıştır. Sahabe-i Kiram’dan büyük bir zattır. Hazrec kabilesinin Neccaroğulları kolundandır. Hz. Peygamber Efendimize, dedesi Abdülmuttalib Efendi’nin annesi tarafından akrabadır. Hicret’ten iki sene kadar evvel hanımı Ümmü Eyyub ile birlikte müslüman oldu ve Ensardan İslamiyet’i ilk kabul edenler arasında yer aldı. İkinci Akabe Biatı’nda bulundu (622). Hz. Peygamber Efendimiz ile birlikte bütün savaşlara katıldı. Kendisi Hicret’ten sonra Hz. Peygamber Efendimiz’i  evinde yedi ay misafir ettiği için “Mihmandar-ı Nebî” ünvanıyla da anılır. Ebu Eyyub el-Ensari’nin evini karargah edinen Hz. Peygamber ilk İslam Devleti’ni burada kurdu. Resul-i Ekrem Efendimiz’in yanından hiç ayrılmaz, O’nun muhafızlığını yapardı. Bu sayede “Alemdar-ı Resul” payesini kazanmıştır. Mutlaka her müslümanın Allah yolunda cihad etmesi gerektiğini işaret ederek “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız” (el-Bakara, 2/195) ayetini doğru anlayarak buradaki tehlikenin cihat etmek değil müslümanların sadece kendi dünyalıkları ile meşgul olması olarak açıklardı. Cihat şuuruyla dopdolu bu kıymetli sahabe, İslam Ordusu’yla birlikte, doksan küsur yaşındaki hasta bedenine aldırmadan, binlerce kilometre zorlu yolculuktan sonra İstanbul surlarının dibine kadar gelerek İslâmiyet’i yaymak için savaşmıştır. 669 senesinde vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine, yaşlı bedeni genç ve yüksek maneviyatıyla birlikte sanki o kutlu komutanı (Fatih Sultan Mehmet) beklercesine surlara yakın bir yere defnedilmiştir. Ebu Eyyüp el-Ensari haksızlıklara tahammül edemez, doğru bildiğini söylemekten çekinmezdi. Hz. Peygamber’in yanından hiç ayrılmadığı halde son derece titiz olması ve ömrünün cihat meydanlarında geçmesinden dolayı ancak yüz elli hadis rivayet etmiştir.
1453 senesinde Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u feth etmesinden sonra, Akşemsettin Hazretleri’ne, Eyyüp Sultan Hazretleri’nin kabrini bulmasını istemiştir. Akşemsettin Hazretleri de keşf ve kerametiyle, gece bir ışık topunun indiği alanı, kabrin yeri olarak göstermiştir. Gösterilen yer kazılmış ve “Ebu Eyyüp’un kabri burası” yazan mezartaşı bulunmuştur. 1458 yılında, kabrinin üzerine bir türbe inşa edilmiştir. Cami ile türbe arasında kalan iç avludaki tarihi çınar ağacını Fatih Sultan Mehmet Han, Eyyüp Sultan’ın cenazesinin gasl edildiği yerin üzerine kendi eliyle dikmiştir. Eyyüp Camii ise daha sonra (1459) inşa edilmiştir. Manevi değeri yüksek olan bu yer bütün insanların ilgi odağı olmuştur. Özellikle Osmanlı Padişahları tahta ilk çıktıklarında bu türbenin içinde kılıç kuşanarak vazifelerine başlarlardı. Burada yapılan duaların çevrilmediğine inanan insanlar burasını sıkça ziyaret ederek manevî hazza ulaşmaya çalışmaktadırlar. Pek çok müslüman öldükten sonra da buraya gömülmek ve buraya inen nurdan faydalanmak arzusundadır.
Türbe, Sultan I. Ahmet devrinde, Sultan III. Selim devrinde 1798 yılında ve Sultan II. Mahmut döneminde 1819 senesinde onarım görmüştür. Lale Devri’nde de esaslı bir onarımdan geçirilmiş ve günümüzdeki halini almıştır. Türbe, sekizgen planlı, kubbeli bir yapıdır. Kesme küfeki taşından inşa edilmiştir. Kubbe sağır ve kasnaksızdır. Üst duvarlar ve kubbe Geç devirde, Sultan III. Selim devrindeki onarımda yapılmıştır. Türbeye Hacet penceresi yanından girilir ve sol taraftan çıkılır. Giriş kapısında, Sultan III. Ahmet devrinde konulmuş, mermer bir kitabe vardır. Asıl türbe kısmı, Sultan I. Ahmet’in inşa ettirdiği ziyaret bölümünün içinde yer alır. Sultan I. Ahmet, ziyaret bölümünün yanına, bir sebil yaptırmıştır. Daha sonra bu sebile Darüssaade Ağası Mustafa Ağa gömülmüştür. Türbenin her cephesinde altlı üstlü birer pencere vardır. Türbe süsleme bakımından zengindir. İçi ve dışı 16-17. yüzyılın en güzel çinilerinden oluşmuş panolarla süslenmiştir. Türbenin ziyaret salonunda Peygamber Efendimiz’in ayak izinin bulunduğu pano yer almaktadır. Bu panoyu Sultan III. Osman hediye etmiştir. Eyyüp Sultan Hazretleri’nin yattığı kısmın duvarları, çinilerle kaplıdır. Bir ayet kuşağı türbeyi dolanır. Sandukayı çeviren gümüş şebekenin uzun kenarında, ortada yer alan parçada, iç içe iki yuvarlak madalyon, Sülüs hatlı“Besmele” ve “Fatiha Suresi” yazılıdır. Sandukanın ayakucu tarafında bir kuyu yer almaktadır. Bu kuyuya“Kısmet Kuyusu” denilmektedir. Sandukanın üstünde Sülüs hat ile yazılıp, simle işlenmiş puşide yer alır. Puşidenin üstündeki yazıların büyük kısmı devrin ünlü hattatı Mustafa Rakım Efendi’ye, bir kısmı da Sultan II. Mahmut’a aittir.
Türbeki gümüş şebeke Sultan III. Selim’in hediyesidir. Dua edilen salonda yer alan ve Kutsal Emanetler’den olan Hz. Peygamber Efendimiz’in ayak izini Sultan III. Osman koydurmuştur. Hacet penceresi ve sebil kısım Sultan I. Ahmet’in hediyesidir. Sedef parmaklığı Sultan I. Abdülhamit bizzat kendi boş vakitlerinde imal edip türbeye hediye etmiştir. Sandukanın üzerindeki puşide Sultan II. Mahmut’un hediyesidir. Ayrıca türbeye pek çok tanınmış kişi çok kıymetli eserler hediye etmiştir. Bu eserlerin bir kısmı Topkapı Sarayı ve Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndedir. Türbede, Eyyüp Sultan Hazretleri tek başına yatmaktadır. Ayrıca, cami iç avlusundan, dua salonuna girerken hemen sağda Nişancı Ahmet Paşa’nın mezarı bulunur. Fatih Sultan Mehmet Han ve Sultan II. Beyazıt Veli devrinde Baş Deftardarlık ve Lalalık görevi yapmıştır. 1500 yılında vefat etmiştir. Türbe ziyarete açıktır. Bugün bakımlı ve iyi durumda olup, sadece çini onarımı gerekmektedir. İstanbul’un en fazla ziyaret edilen türbesidir.
MERKEZ EFENDİ TÜRBESİ..istanbul .topkapı

Merkez Efendi Türbesi; İstanbul, Zeytinburnu'nun Topkapı semti, Merkez Efendi mahallesinde, Merkez Efendi Camii bahçesinde yer alır. Türbe günümüzde İstanbul Türbeler Müdürlüğü’nün yönetiminde olup, ziyarete açıktır. Merkez Efendi, 1463 yılında Denizli’de doğmuştur. Asıl adı Musa Muslihittin olan Merkez Efendi, ilköğrenimini Manisa'da tamamlamış, daha sonra İstanbul’a gelerek Hızır Velüyittin Efendi ve Mevlana Ahmet Paşa’dan dersler almıştır. Müderrislik için Bursa, Karaman ve Amasya’ya gitmiştir ve bu dönemde “Halveti Tarikati” icazetini almıştır. Sonrasında İstanbul’a döndüğünde Etyemez Tekkesine devam eden Merkez Efendi, “Sümbül Efendi” lakaplı Şeyh Yusuf Sinanettin Efendi’nin öğrencisi olmuş, döneminin ileri gelen sufilerinden ve hekimlerinden olmuştur. Mesir macunu Merkez Efendi'nin icadıdır.
1514 yılında Merkez Efendi, mensubu olduğu Halvetilik tarikatın halvet geleneğine uygun olarak bir tekke kurmak için Merkezefendi Mahalllesine Mevlanakapı surları dışındaki bu tenha yere yerleşmiştir. Yavuz Sultan Selim’in kızı “Şah Sultan”, Merkez Efendi'nin 1551 yılında ölümünden sonra tarikat külliyesi niteliğindeki bu yere 1552-1572 tarihleri arasında cami ve tevhithane ilave ettirmiştir. Türbe 1837’de Sultan II. Mahmut tarafından yeniden inşa edilmiştir. Merkez Efendi Türbesi, cami, türbe, çilehane, şadırvan, mutfak, derviş hücreleri, hünkâr köşkü ve hamamdan oluşan bir külliye içinde yer almaktayken, bu yapıların bazıları günümüze kadar gelememiştir. Günümüzde türbenin yakınında Abdülbaki Paşa Kütüphanesi, hamam, Merkez Efendi Camii ve Merkezefendi Mezarlığı bulunmaktadır.
Türbenin giriş bölümündeki ahşap tavanlı bölümdeki parmaklıkla çevrili tarafta Şeyh Hüseyin Efendi, Şeyh Ahmet Mesut, Mustafa Efendi, Nurullah Efendi, Hatice Hanım, Sıdıka Hanım, Fatma Hatun, Şeyh Mehmet Nurettin yatmaktadır. Bağdadi kubbeli bölmede ise Merkez Efendi'nin sandukası bulunmaktadır. Önünde Hattat Aziz Efendi'nin bir levhası vardır. Türbe dış duvarında ve içerdeki duvarda bulunan Türkçe kitabelerde, Merkez Efendi'nin Kanuni Sultan Süleyman ile harbe gitmiş gazi, hekim, din ve tasavvuf alimi olduğu yazmaktadır. Bugünkü türbe Sultan II. Mahmut'un yenilediği halindedir. Türbenin ilk yapıldığı durumu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Sultan II. Mahmut’un yaptırdığı türbe iki dikdörtgen bölüm halindedir. Bunlardan birinde Sultan II. Mahmut’un sandukası, diğerinde de dergâh şeyhlerinin ve ailelerinin sandukaları bulunmaktadır. Sonraki yıllarda asıl türbe kısmının kuzeydeki duvarı yıkılmış ve her iki bölüm birleştirilmiştir. Türbeleri birleştiren duvar yıkıldıktan sonra buraya iki sütunun taşıdığı üç kemerli bir ara bölüm eklenmiştir.
Türbe moloz taş ve tuğladan yapılmış olup, ampir özellikler göstermektedir. Kare planlı 7.50 x7.50 m. ölçüsündedir. Türbenin batı cephesi mermer kaplıdır. Asıl türbenin üzeri ise içten bağdadi sıvalı, dıştan da kurşunlu bir kubbe ile örtülüdür. 1836 yılında ilave edilen ek bölüm kırma çatılıdır. Türbenin batı cephesinde çıkıntılı kilit taşları olan yuvarlak üç pencere bulunmaktadır. Merkez Efendi’ye ait olan türbenin duvarları kubbe eteğine kadar XIX. yüzyıl Avrupa çinileri ile kaplanmıştır. Kubbe içerisinde ise yıldızlı bir bezeme görülmektedir. Kubbe içerisindeki yazı “Hattat M.Şevket Vahteti”’nin eseridir. Merkez Efendi’nin sandukası ahşap parmaklıklar içerisine alınmış olup XVIII. yüzyıl üslubunda sedef ve bağa kakmalıdır. Sandukanın önünde de Hattat Aziz Efendi’nin yazdığı Osmanlıca bir levha bulunmaktadır.