KARIŞIK

23 Kasım 2016 Çarşamba

Ebdal Murad Hazretleri..BURSA


Bursa velîlerinden. İsmi Murâd olup Horasan’da doğdu. Bursa’nın fethinden önce Buhârâ’dan Bursa’ya gelen hak âşığı adı verilen kırk abdaldan biridir. Doğum ve vefât târihi kesin bilinmemektedir. Bursa’nın fethinden sonra vefât etti. Ebdâl Murâd’ın kabri, Bursa’nın dağ yamacında Alacahırka semtinin yukarısında, hâkim bir tepe üzerindedir.
Ebdal Murâd, Orhan Gâzinin Bursa’yı fethinde yanında bulunan mücâhidlerden idi. Yanında dâimâ bir tahta kılıç bulundurur, bu nasıl kılıç deyip alay edenlere; “Siz onun ne kadar keskin olduğunu bilmezsiniz” derdi.
Ebdal Murâd fetih esnâsında Bursa kalesini gözetleme vazîfesi yaptı. “Hıdmet-ül-Mülûk nısf-üs-sülûk” (Devlet başkanlarına hizmet tarîkat yolculuğunun yarısıdır) sözü gereğince fetihde Sultan Orhan Gâziye maddî ve mânevî yardımlarda bulundu. Dört arşın uzunluğundaki tahta kılıç ile şaşılacak kahramanlıklar gösterdi. Tahta kılıcını kocaman bir kaya parçasına vurmasıyla kayayı ikiye ayırması düşmanı dehşete düşürdü.
Harp bitip Bursa feth olunduktan sonra Ebdal Murâd’ın, Keşiş Dağı eteklerindeki tekkesine çekildiği ve Orhan Gâzinin tekkeye binden fazla bakır kapkacak verdiği rivâyet edilmektedir.
Eskiden bu tekkede esnafa peştemal kuşatılır ve çeşitli eğlenceler yapılır, sonra da Ebdal Murâd’ın türbesine gidilerek duâ edilir ve; “Destini destime vergil destikeremdir. Allah bir dedik, pervâne geldik, yönümüz dergâha döndük. Gün kubbe altında, yeşil seccâde üzerinde, erenler meydanında, sizler huzurunda peştemal kuşanıp bir murâd almaya geldik.” denirdi. Sonra tekbirler getirilir. Velîlere rahmet okunurdu. Kalfalar, çıraklar esnâfın en yaşlısının ve ustasının elini öperlerdi. İhtiyâr usta da; “Allah mübârek etsin oğlum, sanatına doğru ol.” diyerek duâ ederdi.
KAYNAKLAR
1) Şakâyık-ı Nu’mâniyye Tercümesi; s. 34
2) Tâc-üt-Tevârih; c.5, s.11
3) Güldeste-i Riyâz-ı İrfân; s.212
4) Âşıkpaşazâde Târihi; s. 200

SERÇOBAN EVLİYASI ...AMASYA





Şeyh Safiyüddin Mahmut’un, hal vehareketlerindeki sadeliği ile tanınan ve çobanlık ile geçimini sağlayan birkardeşi vardır. Zamanla Amasya’nın bir mahallesi haline gelmiş olan KarasenirKöyüne yerleşen Serçoban, bir gün ayakkabıcılık yapan ağabeyi İğneci Baba’yıziyarete gelir. Beraberinde de koyunlarından sağdığı sütü bir mendilineçıkılayıp hediye olarak getirmiştir. Amacı, bu sütün mendilden sızmadığınıgöstermektir. Serçoban mendilini kunduracı dükkanının duvarındaki bir çiviyeasar. Bu sırada İğneci Baba dükkanında bir bayanın ayak ölçüsünü almaktadır.Serçoban, bayanın topuklarını görererek, “ne kadar da güzel” diye aklındangeçirdiğinde, çiviye asılan mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar.
İğneci Baba, kardeşinin niyetinde bozulmalar olduğunu sezerama, hiç birşey belli etmez. Bayan ayak ölçüsünü verip dükkandan ayrılınca,İğnecibaba, kardeşi Serçoban’a, “Kerametdağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta”,der.
Bu menkıbenin aynısı, Merzifon’da medfun bulunan Piri Babaile kardeşi Çoban Baba hakkında da anlatılır.
Serçoban, bir gün dağda sürüleriniotlatırken kaçan bir oğlağı yakalamak ister. Serçoban kovalar, oğlak kaçar.İyice yorulan Serçoban, "Seni yakaladığımda keseceğim", der. Sonundayakaladığı oğlağı sözünü yerine getirmek için tam kesmek üzere iken, onunmahzun ve etkileyici bakışları ile karşılaşır ve duygulanır. “ Beni de çokyordun mübarek ”, der ve yakaladığı oğlağı serbest bırakır.
Serçoban öldüğünde, sürüdeki hayvanlarınher biri ağaca dönüşür ve bir orman oluşur. Mezarının bulunduğu mevki kendi adıile anılır ve adak ve mesire yeri olarak ziyaret edilir. Yöre insanı oradakiağaçları kesmenin kendilerine kötülük getireceğine inanır.
Serçoban, bu yönüyle Amasya’dan çok dauzakta olmayan Çorum-Osmancık’taki Koyun Baba menkıbesini hatırlatır. ”BabaHazretleri Osmancık’ta Adatepe eteklerinde koyun güdermiş. Bir gün sürüden birkoyun kaçar. Baba Hazretleri de peşinden koşar, fakat bir türlü tutamaz. Koyunönde, Baba peşinde Adatepeyi dokuz defa dolaşırlar. Sonunda ikisinin de kuvvetitükenir, yorgun düşerler. Baba, “Ya mübarek! Ben yoruldum amma beni de EyüpAleyhisselam sabrına nail ettin”, diyerek koyunu kucaklayıp gözlerinden öper.Menkıbevi kişiliğinin dışında, Serçoban’ın, kardeşi kabul edilen İğneciBaba’dan yaklaşık 150 yıl önce yaşamış ilim erbabı bir zat olduğu da anlatılır.Öğrenimini Tebriz’de Hz. Hüseyin soyundan gelen Şeyh Taceddin vasıtasıylatamamlayan İbrahim çıkmış olduğu yolculuğun sonunda gün gelir Amasya’yayerleşir. Burada hocalık yaparak halk ve devlet adamları nezdinde itibar görür.Anadolu Moğol valisinin gözünden düşerek Karasenir Köyü civarına çekilir veburada çobanlıkla geçimini sağlar. Gazan Han döneminde tekrar eski itibarınakavuşur. Türbesi 1878’de Karasenirli Hasan Paşa tarafından yaptırılırsa da2001’de Amasya Belediyesi tarafından çevre düzenlemesi ile birlikte yenilenir.
-Evliyalar Şehri Amasya'dan-

Kıroğlu Evliyası

SAMSUN





Havza’nın 9 km Güney Doğusunda bulunan Kıroğlu Köyü’nde gölet yanında bulunmaktadır.

TARİHÇE: Halk arasında “Kıroğlu Evliyası” şeklinde anılan türbeye ait herhangi bir kitabe bulunmadığından türbenin tarihi hakkında bilgi edinilememektedir.
MİMARİ ÖZELLİKLERİ: Tarihi ve mimari özelliği olmamakla birlikte Türbe; dört tarafı doğal taşlarla çevrilmiştir.Türbenin içindeki mezar ise mermer kaplanmıştır. Türbe içerisinde 4 adet pelit ağacı bulunmaktadır.
RİVAYET: Yöre halkı tarafından evliya olarak nitelendirilen ve korunan Kıroğlu Türbesi hakkında çeşitli rivayetler anlatılmaktadır. Türbe halk tarafından Rıza-i İlahi için veli ziyaretinde bulunmak amacıyla ziyaret edilmektedir.Ayrıca adak adayanlar adaklarını türbede kesmektedirler.
Kaynak ; Samsun Evliyalar Atlası

2 Kasım 2016 Çarşamba

TEKKE DEDE TÜRBESİ..İZMİR




İzmir – Bergama İlçesine 20 km. mesafede bulunan Güneşli köyü yakınlarında
Karasi Bey Bizans’tan Bergama’yı alır. Kozak’a çekilen Bizans ordusu ile Mehmet’ül-İns Kumandasındaki Karasi Bey ordusu Güneşli Yaylasında çatışmaya girerler. Bu çatışmada hayatını kaybeden komutanın türbesi ve askerlerin mezarları burada bulunmaktadır. Güneşli’nin eski Adı Tekke, bu olaylailgili olarak konulmuştur. Fakat halk kendi yaşantısı içinde bir Tekkedere söylencesi üreterek bu mezarı Çoban Dede diye birine mal eder.
Anlatılır ki, Kozak’ta asıl yayla burasıdır.
Ağacı az, otlağı çok, yeri yüksek, kışı sert, yağışı karlı, yazın pınarları buzludur. Yörükler yayla obası olarak buraya geldiklerinde otlak, sulak diye bildikleri bu yer zamanla kurak, çorak oluverir. Kışın karı eksik mi düştü, yazın sıcağı baskın mı çıktı neyse, sıkıntı baş gösterir. İnsanlar düşünüp taşınmaya başlarlar. Hastalık yayılmaya, susuzluktan hayvanlar bayılmaya, ölenler sayılmaya başlayınca Çoban Dedeyi arayıp bulurlar, el aman deyip ayağına kapanırlar. Çoban Dede üç gün bekler, kulağını yere koyar, akşamüzeri güneşi arkasına alıp değneğini savurup atar. Değneğin düştüğü yere koşan yörükler gürül gürül akan bir suyun kaynadığını görünce bayram yaparlar. Dönüp dedeye teşekkür için geldiklerinde onu ölmüş görünce yasa bürünürler.
Bugün dedenin mezarı olduğu yer türbedir. Sarı Dede ismiyle de anılan Tekke Dede ilçeye 25 km. mesafedeki Zeytindağı beldesine iki km. mesafede bulunan bir tepededir. İki kubbeli sağlam bir yapı olup duvar ve kubbeleri gibi pencerelerin de demir parmaklıkları iyi bir işçilikle yapılmıştır. Türbede üç mezar bulunmaktadır. İlkbaharda özellikle dağ köylerinden ziyarete gelen halk burada kurban keser.
Kaynaklar ;
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
SARI SALTIK ZİYARETİ..hozat


Hozat-Ovacık yolu üzerinde, Derik köyü (Sarısaltık) yakınında, 2000 metre yükseklikte bir tepede, bir türbe içinde Sarı İsmail ve Sarı Sultan da denilen (Aynı yönde bk. Ali Kemali 1932: 192) Sarı Saltık yatmaktadir. Sarı Saltık Hakka yürüdüğünde yedi tabutta baş göstermiş. Sarı Saltık'ın Anadolu dışında da makamları bulunmaktadır. Eskiden Sarı Saltık ziyareti Dersim aşiretlerinin vicdanı durumundaydı. En büyük antlar onun başında içilir, aşiretler antlaşmalarını bu ziyaretin başında yaparlardı. Bu ziyaretin yakınında bulunan Karaca Köyü'nde bulunan seyitler Sarı Saltuk Ocagı dedeleridir.(44) Ancak eskiden göç etmiş ve Sivas, Erzincan gibi başka yerlere yerleşmiş bulunan Sarı Saltık Ocağı'na mensup dede aileleride bulunmaktadir. Gölpınarlı'ya göre Divrik Gürenlerli Köyü'nde de Sarı Saltuklu Dede aileleri vardır. (Gölpınarlı 1961: 45); Eskiden halk ağız ve göz hastalıkları için Sarı Saltık Dedelerine gelirlerdi.....Sarı Saltık'ın menkibevi yaşamına göre yedi tabutta baş gösterdiğine inanılır ve buna dayanarak da bir çok yerde makam ve türbelerinin olduğu söylenir. Bunların en tanınmışları Hozat'daki ziyaret ve Romanya Kaligra'da Babadağ'da bulunan Sarı Saltuk türbeleridir. Ayrıca son olarak Sivas Koyulhisar Bahçe Köyü Delmece yaylasında da bir Sarı Saltuk ziyareti bulunduğu söyleniyor.

Tekke Dede Türbesi..izmir








İzmir – Bergama İlçesine 20 km . mesafede bulunan Güneşli köyü yakınlarında

Karasi Bey Bizans’tan Bergama’yı alır. Kozak’a çekilen Bizans ordusu ile Mehmet’ül-İns Kumandasındaki Karasi Bey ordusu Güneşli Yaylasında çatışmaya girerler. Bu çatışmada hayatını kaybeden komutanın türbesi ve askerlerin mezarları burada bulunmaktadır. Güneşli’nin eski Adı Tekke, bu olaylailgili olarak konulmuştur. Fakat halk kendi yaşantısı içinde bir Tekkedere söylencesi üreterek bu mezarı Çoban Dede diye birine mal eder.
Anlatılır ki, Kozak’ta asıl yayla burasıdır.
Ağacı az, otlağı çok, yeri yüksek, kışı sert, yağışı karlı, yazın pınarları buzludur. Yörükler yayla obası olarak buraya geldiklerinde otlak, sulak diye bildikleri bu yer zamanla kurak, çorak oluverir. Kışın karı eksik mi düştü, yazın sıcağı baskın mı çıktı neyse, sıkıntı baş gösterir. İnsanlar düşünüp taşınmaya başlarlar. Hastalık yayılmaya, susuzluktan hayvanlar bayılmaya, ölenler sayılmaya başlayınca Çoban Dedeyi arayıp bulurlar, el aman deyip ayağına kapanırlar. Çoban Dede üç gün bekler, kulağını yere koyar, akşamüzeri güneşi arkasına alıp değneğini savurup atar. Değneğin düştüğü yere koşan yörükler gürül gürül akan bir suyun kaynadığını görünce bayram yaparlar. Dönüp dedeye teşekkür için geldiklerinde onu ölmüş görünce yasa bürünürler.
Bugün dedenin mezarı olduğu yer türbedir. Sarı Dede ismiyle de anılan Tekke Dede ilçeye 25 km. mesafedeki Zeytindağı beldesine iki km. mesafede bulunan bir tepededir. İki kubbeli sağlam bir yapı olup duvar ve kubbeleri gibi pencerelerin de demir parmaklıkları iyi bir işçilikle yapılmıştır. Türbede üç mezar bulunmaktadır. İlkbaharda özellikle dağ köylerinden ziyarete gelen halk burada kurban keser.
Kaynaklar ;
Abdulhalim Durma , İzmir Evliyaları ,
http://www.erolsasmaz.com

Sarı İsmail Sultan.. Kütahya Tavşanlı 






Yaşamı konusunda aydınlatıcı bilgiler bulunmamasına karşın Sarı İsmail, Bektaşi ve
 Alevi yazınında isminden en çok söz ettiren pirlerden birisidir. Anadolu’ya 13. yy.da
 gelmiş olduğu, Hacı Bektaş’a Karaca Ahmet’le birlikte geldiği kayıtlarda işlenmiştir.
 Hacı Bektaşı Veli’nin en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olarak bilinir. Hünkar
 ona en güvendiği işleri vermiştir. Hacı Bektaş Vilayetnamesi Sarı İsmail’i şöyle anlatıyor.

“Birgün Sarı İsmail Hünkar’ın huzuruna gelip el kavuşturdu. Hünkar şöyle dedi.
 Sarı İsmail, sizin için sucağız ılıttım, lütfedip gelseniz dedi. Hünkar, şimdi onun
vakti değil dedi, Konya’ya Mevlana Celalettin ‘in huzuruna git, onlarda bir kitabumz var,
 onu al gel.”

Kaynaklarda Sarı İsmail ile ilgili detaylı bilgileri bulmak olası değil. Rastlanılan
kaynaklar salt Sarı İsmail ismiyle geçer, hizmetlerini ve konumunu belirtir.

Daha evvel Karaca Ahmet’e gelmiş bulunan Sarı İsmail, bir zamanlar Karaca Ahmet’in
 hizmetinde bulunmuş, birlikte Hacı Bektaş Sultan’a geldiklerinde ise, Hacı Bektaş onu
yanında kendi tekkesinde alıkoymuştur. Burada da önemli hizmetlerde bulunmuştur.

Hacı Bektaş Veli hakka yürüdüğünde Sarı İsmail Hünkar’ın buyruğu üzere Menteş iline
 gelerek, burada bulunan eski kiliseyi onararak kendi adına bir tekke binası inşa ederek
 yaşamının sonraki bölümlerini burada geçiriyor.

Yine Sarı İsmail Sultan ile ilgili Vilayetname de kendisiyle ilgili bölümden sürdürelim
“Sarı İsmail arkadaşlarıyla gezinirken, çift süren bir çift öküz yanı başında duruyor.
 Öküz dile gelip, Yirmi yıldır bu kişinin çiftini sürerim, kocadım, güçten kuvvetten düştüm,
 yarınki gün dilerler ki beni boğazlayalar. Lütfet Allah aşkına beni bunun elinden kurtar, der.
Sarı Isnıail öküzü satın alıp azat eder. Bu nedenle çevresi Sarı İsmail’e ‘Öküzü Söyleten
 Sarı İsmail Padişah’ adını takarlar. “
Sarı İsmail’in hizmetleri ve kişiliğiyle ilgili anlatılan yazılar ve menkıbeler ne yazık.ki,
 ölüm ve doğum tarihleri konusunda hiç bir bilgi verilmemektedir. Hatta kimin oğlu,
 nerede doğdu, nereden nasıl geldi diye bir kayıta rastlanılmamaktadır.




HACI BEKTAŞ VİLAYETNAMESİ’NDE SARI İSMAİL

Hünkür’ın hususi hizmeti, Saru İsmail Padişah’a aitti. Hünkar, onu pek çok severdi.
 Halifelerden hiçbiri, onun mertebesine erişemedi. Hünkar’ın ibrik darı da oydu.
 Sulucakaraöyük’den bir yere gitmek istese çok defa yanına onu alırdı.

Birgün, acaba Hünkar, bize nereyi yurt verecek, nerde dem-yom oynatacağız fikrine daldı.
. Hünkar’a malüm oldu. İsmail’im dedi, ben göçtükten sonra sopanı at, nereye düşerse orası
yurdun olsun, yeşil fermanı da yanında götür, sana lazım olur buyurdu. Hünkar’dan sonra
seccadeye geçen Habib Emirci’den izin aldı, dergahtan çıkıp sopasını attı.Can gözüyle
 gördü ki,Menteş ilinde Tavaz’da bir kilisenin kubbesini delip içeri düştü.O sırada meğer
bir keşiş kilisede incil okurmuş,sopa kubbeyi delip içeri girince keşişin gözüne bir ejdarha gibi göründü.

Derken Sara İsmail, gide-gide Tavaz’a, o kiliseye vardı, keşişi müslüman etti, kiliseyi yıktı,
 tekke haline getirdi.

Bundan sonra Sam İsmail, keşişe, ben dedi burda karar edeceğim, seninle komşu olalım.
 Bu sözü söyleyip silkindi, bir sarı doğan şekline girdi, uçup Tavaz’da bir yere kondu.
Boynunda halkası, ayağında çingırağı da vardı. 0 sıralarda şehrin beyi Zpaun (?) isminde
 bir kafirdi. Adamları, o güzelim sarı doğanı görüp gittiler, beye haber verdiler. Bey, amanın dedi,
 onu tutmak gerek. Ya Müslüman Padişahından kaçıp gelmiştir, ya da kafir padişahından. İki adam gitsin,
 biri,Müslümanların giydiği elbiseyi giysin, biri kafirlerin. Müslüman padişahından kaçtıysa Müslümana
 tutulur, kafir padişahından kaçtıysa kafire tutulur dedi. Öyle yaptılar. 0 iki kişi, doğanın konduğu
 yere geldiler. Fakat Sarı İsmail, ondan önce adam şekline girmiş, konduğu taşın dibine oturmuştu.
 Onu görünce vardılar, elini öptüler, koşup beye geldiler, dediler ki: 0 doğan değilmiş, Isa Peygambermiş.
 Bey, bunu duyunca pek sevindi, sanki aklını kaybetti. Hemen adamlarıyla kalktı, geldi. Gördü ki taşın
 dibinde sarışın, güzel bir er oturmada. Elini öptü, ayağına yüz sürdü. Sarı İsmail, onları Müslümanlığa
 davet etti, kabul ettiler.

Sarı İsmail, orda yerleşti. Birçok kişiler, gelip derviş oldular. Bir gün, gezerken bir çiftçiye rastladı.
 Iki öküzü vardı, çift sürmedeydi. Sari İsmail, gelince öküzlerin biri, dile geldi, erenler şahı
Sari İsmail Padişah dedi. Sari İsmail, öküzün yanına geldi, nedir halin diye sordu. Oküz
, kocaldım, gücüm-kuvvetim kalmadı, beni boğazlamaya götürecekler, er hak aşkına kurtar
beni dedi. Saru İsmail, o öküzü sahibinden satın aldı, azad etti. Bu yüzden o ilde Sari İsmail’in adı,
 “öküz söyleten” kaldı.

Sari İsmail’den birçok kerametler belirdi. Bir nice zaman orda dem-yom oynattı, sonucu güçtü,
 yeşil fermanla beraber gömdüler. Dem geçti, devran geçti, Hünkar oğullarından biriyle
 Sivrihisar’ın gün doğusu tarafından, Seyyid Ahmed oğulları arasında, icazet hususunda
 bir bahistir geçmeye başladı. Nihayet Hünkar sözünü hatırlayıp Sari İsmail’in mezarın geldiler.
Ey Sari İsmail padişah dediler. Sizde emanet olan yeşil ferman bize lazım.Lütfet ver.Hemen
 mezar yarıldı,yeşil ferman çıktı.Okuyup maksatlarına erdiler.
Kaynak: Gülag Öz

Balıklı Dede Efsanesi Sarı İsmail Sultan

Balıklı yolu toz oldu.
Yar gitti gelmez oldu.
Ya haberin, ya kendin
Yürek dayanmaz oldu..


Balıklı havuzunun serin sularına gömdüğü ayrılık sıkıntısını manilelerinde dile getiren gençlerin
bugünün ekonomik, sosyal ve kültürel stresi içindeki insanına da sıcak kucak açıyor Balıklı. Serin
 havası soğuk suyu ve nezih görüntüsüyle...

Bundan tahminen yedi yüz sene kadar önceydi.; Horasan erenlerinden el alan, düşünce ve
 inançlarını yaymak üzere Anadolu’ya gelen Hacı Bektaş-ı Veli Suluca Karacahöyük’te yerleştiğinde
 sadık müridi Sarı İsmail de yanında idi.. Bir süre sonra sadık erenlerini Anadolu içlerine gönderme
 zamanının geldiğine karar verdi. Ve Sarı İsmail’i yanına çağırarak;

-Gel bakalım benim sadık İsmail’im bak şu yayımın kirişindeki iğde dalı çeliğe, onu fırlatıyorum.
Düştüğü yeri bul ki, bu topraklarda gerçek sahibini bulsun. Dedi ve Ya Allah diyerek fırlattı.
Ve dedi ki Sadık İsmail’ine;

-Sadrın her zaman feyz dolsun, destur ve himmet üzerine olsun....

Gündüzler geceleri, geceler haftaları kovalarken, Sadık İsmail de hocasının yayından fırlayan
 okunu aradı. Nihayet çelik Sadık İsmail’i, Sadık İsmail’de çeliği tanıdı. Dedeler Köyünde..

Moymul’un ünürüstü; Sadık İsmail’in çevreye en hakim yer olarak hizmette karar kıldığı mekan..
Ve burada başlar efsanemiz. Buralara ilk gelen Türkmenlerin çocuklarını okutmaya, maddi ve
 manevi şifalar dağıtmaya, imparatorluk kuracak nesillere milli değer yarğıları vermeye.Derman arayan
dertliler, İslam’a hizmeti dert edinenlerle dolar dolar taşar Sadık İsmail’in çevresi..

Keles’in Oydas Köyü’nden bir baba ümitsizlik içerisindeyken kızının hastalığından, bir ümit der ve varır
Sadık İsmail’in makamına ve şifa bulur kızı Dölek, son derece mutlu olan baba derki Sadık İsmail’e;

-Hocam bende kız çok, Dölek’im hizmet etsin bu dergahta, sana evlatlık olsun der.

Dölek kız yeni makamında su taşır, bulaşık yıkar, çamaşır yıkar, yemeğini yapar, sevilir hem
hizmetinden, hem güzelliğinden. Güzelin düşmanı çok olurmuş, dergâha su getirirken lafla
rahatsız ederler Dölek’i. Rahatsızlıktan rahatsız Sadık İsmail, sadık evladını rahatsız etmesinler
 diye şimdiki balıklı havuzunun olduğu yere vurur asasını, fışkırır yerden pırlantalar gibi sular.
 Çamaşır için su bulamayan kadınlar çamaşırlık yapar, hayvanını sulayacak çobanlar büyük akarlar
 koyarlar kaynağa, ihtiyarlar önünü gerer, havuz yaparlar şöyle dibinde sohbet yapmak için, tarlasını
sulamak için.

Peki ya havuzdaki balıklar nerden geldi? Kim attı onları buraya? Neden kutsallaşmıştır diğer balıklardan
 farklı olarak??

Sadık İsmail’in talebelerinden bir genç aşık olmuş Dölek kıza ama bir türlü açıklayamaz aşkını,
 terbiyesi müsaade etmez, belki hocasına sonsuz sevgi ve saygısı sebeptir bilinmez. Havuzun
 suları çoğaldıkça dergâhta içtiği sularla aşkı da çoğalır. Çoğalır ya derslere çalışması azalır,
gönlü kırık, boynu bükük olur. Gencimize çare bulunur hocamızdan, o zamanlar yeni Çıkan bir
sefere nefer gönderir genci, gurbet söndürecekken bir kat daha arttırır aşkını Delikanlımızın,
 anlatır Dölek kızı yeni arkadaşlarına, duymayan kalmaz bu ümitsiz aşk hikâyesini.. Her
 günün belirli bir vaktinde;

-Ah dermiş ah! O şimdi su doldurmaya gitmiştir havuza, ne olurdu Allah’ım balık olsam Şimdi
 o havuzda da Dölek’imi görsem der, söyleyen dinleyen bıkmaz nakarat olur her gün aynı vakitte.
Kader onu bu savaşta ayağından yaralar, şehit olmadan yanına gelen arkadaşlarına gene aynı nakarat;

-O şimdi su doldurmaya geldi. Allah’ım o havuzda balık olsam da Dölek’imi doyasıya görsem
derken şehit olur. Arkadaşları bu olaydan fevkalâde duygulanır ve harpten sonra Dölek kızı ve
 Sadık İsmail’i görmeye karar verirler ve aylar sonra gelirler Moymul’a. Sadık İsmail’e arkadaşlarının
şehit olduğunu anlatırlar, el öperler, himmet alırlar, gelirler havuzun başına ezberledikleri saatte
, havuzda birçok balık, içlerinden biri kuyruğundan yaralıdır. İşte o balık havuz başındaki gençlerin
 yanına varır. Onlar nereye o oraya. Balığın birden hızla başka bir istikamete gidişini gören gençler
 orada Dölek’i görürler. Balık suyun içinde hızla Bir gençlerin yanına birde Dölek’in yanına gider gelir.
 Sanki daha önce anlatılanları doğrularcasına balığın hareketleri Dölek’in hali şaşkına çevirir gençleri,
içlerinden biri sorar oradaki oturan ihtiyarlara;

-Bu balıkları kim koydu havuza?

-Biz de bilmiyoruz kimin koyduğunu, bundan birkaç ay evvel peyda oldu dediler. O soruyu duyan
 Dölek biliyordu balıkların ne zaman geldiğini, ama nasıl cevap versin kendisine mahrem olan
insanlara. Ama balıklarla gördüğü rüyayı babalığına birde yakın arkadaşlarına anlatmıştı. Kendisinin
 yakından tanıdığı o genç gelmiş rüyasında ona demişti ki;

-Dölek biz yarın kırk arkadaşımız ile havuza geleceğiz..

Rüyanın ertesi günü havuz balıklarla dolmuştu. İçlerinden biri, kuyruğu yaralı olan devamlı
 Dölek’i takip ederdi, o nereye o da oraya. O sıralar harplerin ardı arkası kesilmez,
 her harpte balıkların kayboluşu, harpler bitince tekrar görünmeleri sonucu hem havuz hem de balıklar
 halk arasında kutsallaştı. Herkes saygı içindedir. Balıklı havuzunun balıklarının tutulunca,
o eve uğursuzluk, hastalık getireceğine inanılır. Sadık İsmail’in balıkları, Dölek kızın aşıkları
vatanın gerçek sahipleri olarak nitelenir.


Balıklı havuzunun yanındaki türbede yatan dedenin kimliğini Allah’tan başka kimse bilmiyor.
Ancak rivayetler Dölek kıza aşık olan gencin babası Sadık İsmail’e oğlu hizmet edemeyince
 Kendisi gelir hizmetine. Ona oğlunun Dölek kıza aşkından bahsederler, olayları, balıkları ve
 bilhassa yaralı olan balığı tanıtırlar, garip baba ölene dek Dölek kızla yaralı balığın birbirlerine
bakışını nazar eder havuz başında. Dergâha hizmette kusur etmez. Vefat ettiğinde de oğlunun
 yanına gömerler onu. Onun da adı bundan böyle Balıklı Dede olur !.....




Katarlandık Hakk Yoluna Katarız,
Çıkarız Yükseklere Sema Tutarız,
Her Kuşun Dilinden Bilir Öteriz,
Onun İçin Farketmiyor El Bizi..

Horasan’dan çıktım sökün eyledim
Geldim tavşanlıya mekan eyledim
Yüz bin evliyaya hizmet eyledim
Keskindir nefesi Allah kulunun..

Moymul’un ünürüstünde oturur.
Gelen talebeleri kendi okutur.
Balıklıyı nefesiyle akıtır,
Keskindir nefesi Allah kulunun..
alıntı



Sarı İsmail Sultan’ın Türbesi Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinin Dedeler köyünde yer almaktadır.
 Dedeler köyünde, soylarını Sarı İsmail Sultan’a bağlayan ocaklı dede ailesi de yaşamaktadır.
 Bu ocaklı dedeler, Sarı İsmail Sultan Ocağı mensubu olduklarını belirtmektedirler. Dedeler
 köyü ocaklılarının Kütahya ve Bursa illerine bağlı yerleşim birimlerinde talipleri vardır.
Bu ocaklı grup Sarı İsmail Sultan’ı, “Uzun Allah Kulu” olarak da adlandırmaktadır.

Uzun Hasan Türbesi (Çemişgezek)
 









Uzun Hasan Türbesi (Çemişgezek)

Tunceli ili Çemişgezek ilçesine girişte bir kaya üzerinde bulunan bu türbenin giriş kapısı üzerinde 1572 yılında yapıldığı yazılıdır. Ancak bu türbenin Uzun Hasan’a ait olduğu da tartışmalıdır. İki satır halindeki sülüs yazılı kitabesi:

“Emre bi’imareti hazihi ravzatu’ş-şerifil merhumaril makfurâni
Ve cihan Şah Beg İbna Muhammed Şah Beg bin Behlül Beg bin fi sene 980 (1572).”

Bu mübarek türbenin yapılmasını….. oğlu Behlül Beg oğlu Mehmet Şah Beg’in merhum ve magfur iki oğlu…….. Beg ve Cihan Şah Beg 980 (1572) yılında emretti.

Bu kitabeden anlaşıldığına göre, türbe iki kişi için yapılmıştır. Tek sanduka halinde bulunan ve birbirine karışık olarak sanduka içerisine konan kemiklerin buraya sonradan yerleştirildiği sanılmaktadır. Orhan Tunçer’e göre bu iki kişi türbeyi yaptırıp buraya gömülmelerini vasiyet etmiş olmalıdırlar. Bir bakıma arzuları gereği öldükten sonra türbe yaptırılıp buraya nakledilmiş olabilirler. Ancak bunu kendilerinin emrettiği de açıktır. Yine Orhan Tunçer bu kişilerin Arap veya Safevi olmayıp, buradaki Türkmen beylerinden olduklarını ileri sürmüştür.
Ferruh Şad Bey Türbesi (Çemişgezek)

Tunceli ili Çemişgezek ilçesi Ulukale Köyünde tarlalar arasında bulunan bu türbenin kapısı üzerindeki Arapça kitabesinden öğrenildiğine göre Emir Ferruh Şad Bey için h. 957 (1550–1551) yıllarında yaptırılmıştır. Kitabenin okunabilen bölümleri şöyledir:

“………………………….
Hâzâ merkad el-Emir el-Mükerrem, Sâhib el-tabl ve’l-âlem, el-Emir Ferruh-Şâd Big…
İbn-i’l-Emir el-merhum el-magfur……el-Emir Hac Rüstem Big
Tâbe serâ-hün ve ca’ale-l-cennet misvâ-hün fi şehr Zi’lhicce…. Sene 957 (1550–1551).”

Türbe kesme taştan sekizgen planlı olarak yapılmış, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin gövde kısmının altında, ortasında ve üzerinde kırmızı kesme taşlardan üç sıra halinde şerit yapılmış ve böylece cephe hareketli bir görünüm kazanmıştır. Giriş kapısı ile iki yandaki pencerelerin üzeri hafif sivri kemerlidir. Kemerlerin içerisindeki pencereler düz taş hatıllıdır.

Girişin karşısında mihrap bulunmaktadır. Ancak türbe zemini sökülmüş, duvarların sıvaları sökülmüştür. Bu nedenle de içerisinin bezeli olup, olmadığı anlaşılamamıştır. Türbenin altında mumyalık kısmı bulunmaktadır
.