KARIŞIK

17 Mart 2025 Pazartesi

 

Hz. Yûşâ Türbesi                 İSTANBUL







Beykoz’da, Boğaz’a nazır Yûşâ Tepesi’ndedir. İstanbul’da halkın en çok ziyaret ettiği ziyaret mekânlarındandır. Türbe binası yoktur; demir parmaklıklarla çevrilmiş 4 m genişliğinde 17 m uzunluğunda bir kabirden oluşmaktadır. Mezarda, Hz. Musa’nın kız kardeşinin oğlu ve sancaktarı Hz. Yûşâ’nın yattığına inanılmaktadır. Mezarın yanında Hz. Yûşâ Camii bulunmaktadır. Tarihsel bilgilere göre Hz. Yûşâ, Hz. Musa’dan sonra İsrailoğullarının başına geçen ve onları Tih Çölü’nden çıkarıp Filistin’e ulaştıran kişidir.44 Bazı müfessirler, Kur’an-ı Kerim’de Kehf suresinin 60. ayetinde45 geçen “genç” ifadesinin Yûşâ’ya işaret ettiğini zikretmektedir. Yûşâ Hazretlerinin veli mi yoksa peygamber mi olduğu konusu ihtilaflı olmakla birlikte peygamber olduğuna dair rivayetler daha fazladır.46 İstanbul halkı da genellikle onu peygamber olarak bilmekte ve “Yûşâ Nebi” olarak isimlendirmektedir.

İnanışa göre Hz. Yûşâ, Hz. Musa Peygamber’le birlikte pek çok savaşa katılmış ve sayısız kahramanlıklar göstermiştir. Yine bir savaşta İstanbul’a kadar gelmiş, savaş sırasında Sarıyer’in tam karşısına düşen Sütlüce köyü civarında vurulmuş, bedeni ikiye ayrılmıştır. Belinden aşağısı Sütlüce köyünde kalmış, burada bir su fışkırmış, bu su halk tarafından şifalı sayılıp âb-ı hayat (yaşam suyu) olarak isimlendirilmiştir. Üst kısmı ise şimdi türbesinin bulunduğu yere kadar gelmiş ve burada şehadete ermiştir. İnanışa göre, mezarın baş tarafı ilk zamanlar Kudüs yönünde olsa da Kâbe’nin kıble olmasıyla Hz. Yûşâ’nın baş tarafı da yön değiştirmiştir.47

Yûşâ Tepesi tarihin ilk zamanlarından beri kutsal kabul edilen bir yer olmuştur. Geçmişte farklı dinî inançlara sahip uygarlıklar tarafından bu tepeye tapınaklar inşa edilmiştir. Hz. Yûşâ’nın kabrinin Beşiktaşlı Yahya Efendi tarafından ilahi keşif yoluyla belirlenmesinden sonra burası İstanbul’daki Müslüman halkın da başlıca ziyaret yerlerinden biri olmuştur. Osmanlı döneminde halk, hem bireysel olarak hem de toplu hâlde türbenin bulunduğu Yûşâ Tepesi’ni düzenli olarak ziyaret etmiştir. Topluca yapılan büyük ziyaretler, genellikle temmuz ve ağustos aylarında cuma günleri yapılmış, ziyaretler bir hafta önceden civar köylere duyurulmuş, böylece ziyaretçi sayısı artmıştır.48 Asırlardır Yûşâ Hazretlerine halkın büyük bir sevgi ve saygısı olmuştur. Özellikle Beykozlular Hz. Yûşâ’yı, Beykoz’un manevi koruyucusu olarak görmüşlerdir.49 Zaten Hz. Yûşâ, İstanbul Boğazı’nı koruyan dört manevi bekçiden birisi kabul edilir.50

Şehir merkezine uzak ve ulaşımı zor olmasına rağmen, hem İstanbul’dan hem de İstanbul dışından pek çok kişi Yûşâ Tepesi’ni ve türbesini ziyaret etmektedir. Türbe hemen hemen her gün ziyaret edilse de, mübarek gün ve gecelerde, cuma günleri ve hafta sonlarında diğer günlere nazaran daha çok ziyaretçi gelmektedir. Ziyaretçi sayısı bazı günler üç bini bulmaktadır. Türbe, “türbe ziyareti” turları içerisinde en önemli uğrak yerlerinden biridir.51 Bazı ziyaretçiler, Yûşâ Hazretlerinin kendilerine rüya vasıtasıyla yol gösterdiğini ve türbesini ziyaret ettiklerinde problemlerinden kurtulduklarını ifade etmişlerdir. Ziyaretçilerin çoğu, Kur’an-ı Kerim, ezbere bilinen dua veya sureler okuyarak ya da sadece dua ederek ziyaretlerini tamamlamaktadır. Geçmişte türbenin etrafında Kâbe’yi tavaf eder gibi 7 kez dönenler olduğundan günümüzde bunu engellemek için ayrı bir çıkış kapısı yaptırılmış ve iki kapının arası demir parmaklıklarla örülmüştür. Sayısı çok olmamakla birlikte, hırçın, konuşamayan, zamanı geldiği hâlde yürüyemeyen çocuklar ya da nazardan korumak için bebekler anne veya babalarının kucağında dualarla türbenin etrafında gezdirilmektedir. Sanatçılar, futbolcular ve milletvekilleri de dâhil olmak üzere toplumun her kesiminden insanlar burayı ziyaret etmektedir. Üniversite ve liseye giriş sınavlarının olduğu zamanlarda özellikle öğrenciler bu türbeyi ziyaret etmektedir.52

 

Yahya Efendi Türbesi  İSTANBUL





Türbe, İstanbul Beşiktaş’ta Çırağan Sarayı’nın karşısında Yahya Efendi Sokağı’ndadır. Türbede Osmanlı devletinin yükseliş dönemi âlim ve mutasavvıflarından Yahya Efendi’nin kabri vardır. Türbenin yanında yine Yahya Efendi’nin yaptırdığı bir cami bulunmaktadır. Yahya Efendi, 1495’te babasının kadılık yaptığı Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’da vali olduğu dönemde doğan Yahya Efendi, Yavuz’un oğlu Kanunî Sultan Süleyman’ın süt kardeşidir. Trabzon’da başladığı ilim tahsilini İstanbul’da kemale erdirir. Kanunî zamanında müderrislik yapan Yahya Efendi, Şehzade Mustafa’yı boğdurtmasından sonra Kanunî Sultan Süleyman’a yaptığının yanlış olduğunu bildiren bir mektup yazmış, bunun üzerine padişah tarafından görevinden alınmıştır. Bu görevden sonra bugün türbesinin bulunduğu dergâhı yaptırıp inzivaya çekilenYahya Efendi, 1571’de 79 yaşında vefat etmiş ve aynı yere defnedilmiştir. II. Selim, mezarına türbe yaptırmıştır. Yahya Efendi sağlığında, sarayın ve halkının sevgi ve saygısını kazanmıştır. Özellikle Kanunî Sultan Süleyman ve oğlu II. Selim, Yahya Efendi’ye büyük ilgi göstermişler, onu ziyaret edip sohbetini dinlemişlerdir. Halk kendisini “sofi”, “cömert”, “kerim”, “müşfik” sıfatlarıyla nitelendirmiş, Hz. Ali makamında tutmuş, her cuma gecesi Hızır aleyhisselam ile görüştüğüne inanmıştır. Yahya Efendi’nin en önemli kerametlerinden birinin Beykoz’da türbesi bulunan Yûşâ Hazretlerinin kabrinin yerini manevi keşif yoluyla bulması olduğu kabul edilir.40 Yahya Efendi’yi daha hayattayken başta padişah olmak üzere devlet adamları, farklı kesimlerden halk ve özellikle de denizciler ziyaret edip hediyeler getirerek dua talep ederlermiş. Bilhassa sefere çıkan ve seferden dönen gerek Müslüman gerekse Hristiyan gemiciler Yahya Efendi’ye uğrayıp hayır duasını alırlarmış.41

Yahya Efendi hakkında yazılan ve anlatılan birçok menkıbe vardır. Menkıbelerde pek çok insanı tefekkür etmeye yönelttiği ve insanlara doğru yolu gösterip hidayete erdirdiği anlatılır. Menkıbeye göre, Karadeniz’de bir Rum gemici fırtınaya yakalanır. Fırtınadan yolunu bulamayan ve zor durumda kalan gemici dua eder: “Ey herkesin imdadına yetişen Yüce Mevla! Bizi batmaktan kurtar. Senin Trabzonlu Yahya adında çok sevgili bir kulun varmış, onun hürmetine bizi bu felaketten kurtar; eğer sağ selamet sahile çıkarsak, Yahya kuluna bir küp şarap götüreceğim.” Sağ salim İstanbul’a ulaşınca Yahya Efendi’ye bir küp şarap getirerek başından geçenleri anlatır. Yahya Efendi “Eyvallah kaptan, ver bir tas içeyim.” deyince herkes çok şaşırır. Önce Yahya Efendi içer, ardından da huzurda bulunanlara ikram eder. Huzurda bulunanlar aldıkları tası çekinerek ağızlarına götürünce bunun nar şerbeti olduğunu anlarlar. Olaya çok şaşıran Rum gemici Müslüman olur ve bir daha Yahya Efendi’nin yanından ayrılmaz.42

Ölümünden sonra onun manevi varlığına olan saygı devam etmiş, özellikle saltanat ailesinden ve halktan bazı kişiler ona yakın bir mekâna defnedilmeyi arzu etmiştir. Tıpkı sağlığında dergâhı ziyaret edildiği gibi ölümünden sonra da türbesi asırlardır Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Türbeyi geçmişte olduğu gibi bugün de pek çok kişi ziyaret etmektedir. Hem İstanbul’un farklı semtlerinden ve farklı sosyal kesimlerinden hem de Anadolu’dan ve hatta yurtdışından gelen turistler türbeye rağbet etmektedir. Bugün türbe, İstanbul’da daha ziyade sosyoekonomik düzeyi yüksek kişilerin oturduğu Bebek, Nişantaşı, Beşiktaş, Ortaköy gibi semtlere yakın olması nedeniyle ziyaretçilerin önemli bir kısmı buralardan gelmektedir. Ziyaret edenler daha çok mezarın başında Kur’an okumakta ve dua etmektedir. Pek çok kişi burada edilen duaların kabul edildiğini, bu kutsal mekânda bulunmanın kendilerini rahatlattığını, manevi olarak kendilerini olgunlaştırdığını düşünmektedir. Bazı ziyaretçiler ise dertlerinin ve sıkıntılarının giderilmesi için burada dua ettiğini ve bu dualarının kabulü üzerine “vefa ziyareti” yaptığını belirtmektedir. Nadir de olsa bazı ziyaretçiler zaman zaman mezarın kenarında bulunan tespihleri alıp “lafzatullah” çekerek daha sonra tespihi bereket ve huzur vermesi için evine götürmekte ve bir müddet sonra getirip yerine koymaktadır.4

 

ARZU BABA TÜRBESİ -TEKİRDAĞ




 Muratlı’nın Arzulu Köyü’nde yer alan ve klasik türbelere benzemeyen Arzu Baba Türbesi, daha çok etrafı çevrilmiş bir mezar görünümüne sahip.

                Arzu Baba’nın mezarının tarihi hakkında detaylı bir bilgiye ulaşılamazken, türbenin mezar taşı ve kitabesinin olmadığı da gözlemlendi.
                İşte Arzu Baba hakkında en çok anlatılan efsane!
                Arzulu Köyü’nde bir zamanlar Arzu Baba adında bir ihtiyar varmış. Arzu Baba her gece köyün etrafını bir kere dolaşıp, ne olup bittiğini öğrenirmiş. O zamanlar düşmanlar çete halinde köylere saldırıp yağma ederlermiş. Yine bir gece düşmanlar Arzulu Köyü’ne saldırmış. Arzu Baba köyü tek başına düşmanlardan korumuş. Arzu Baba öldüğünde de tüm köy ardından ağlamış. Ona köyün kenarında bir türbe yapmışlar. Köye de Arzulu Köyü denmiş.
                Her Cuma mum yakılıyor!
                Hala türbenin yakınında oturan bir ailenin her Cuma akşamı mum yaktığı söylen

19 Şubat 2025 Çarşamba

 

‘Zeynelâbidin Türbesi’

IRAK

Kerkük’ün Dakuk ilçesinde bulunan İmam Zeynelâbidin Türbesi’ni, bazı ziyaretçiler kutsal olduğu için bazıları da hastalıklara şifa olduğu için ziyaret ederek, dua ediyor.

İmam Zeynelâbidin Türbesi olarak bilinen, Ebu El-Hasan Ali Bin El-Hussein Bin Ali El-Saccad, İslam peygamberi Muhammed'in torunu olan Hüseyin'in oğullarından biridir. Medine'de ömrünü ibadetle geçiren Zeynelâbidin 57 yaşında öldü.

Dakuk’ta bulunan Zeynelâbidin Türbesi’ne her yıl Irak’taki Şiiler sık sık ziyaret ederken, son dönemlerde, Şiilerin yanı sıra diğer mezheplerden çok sayıda kişi şifa, muradına ermek ve dertlerine deva olması için türbeyi ziyaret ediyor.

KirkukNow’a konuşan Dakuklu Hassan Abdel-Razzaq, “Türbe geçmişte yalnızca bir ibadet yeriydi, ancak şu anda hastalıklara, dertlerine derman, aşklarına çare ve hayallerinin gerçekleştirmek isteyenler uğruyor. Dakuk halkı herhangi bir sorunla karşılaştıklarında doğrudan bu türbeye gidiyor ve türbeye kuzeyden ve güneyden gelenler vardır” diye ekledi.

Hassan Abdul Razzaq, Zeynelâbidin Türbesi’ne gelen ziyaretçilerin talep ve niyetlerini doğal karşılıyor, ancak 32 yaşındaki Karzan Nuri Yusuf bu durumu normal görmeyerek, eleştiriyor.

Daha önce türbeyi ziyaret eden Karzan Nuri Yusuf, şunları söyledi:

“Türbeyi tarihi bir mekân olarak ziyaret etmek mümkündür, ancak dua etmek ve ihtiyaçların karşılanmasını istemeyi mümkün değil. İslam'a göre Yüce Allah'tan başka kimseden bir şey istemek caiz değildir, İmam'ın hastayı tedavi etme veya sevdiklerini bir arada tutma yetisinin olduğuna inanmıyorum.”

Muharrem ayında binlerce Şii, türbeye gitmesi beklenirken, önümüzdeki birkaç gün içinde Dakuk ilçesinin binlerce ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor.

İmam Zeynelâbidin Türbesi, Dakuk semtinin birkaç kilometre batısında ve geçmişi 750 yıl öncesine Osmanlı dönemine dayanıyor.

Şii Türkmen tarihçisi ve araştırmacı Dakuklu Seyyid Necmeddim İmamali, KirkukNow’a şunları söyledi:

“Yaptığım araştırmalara göre, İmam Zeynalâbidin'in Türbesi, Osmanlı Padişahı Ahmed Paşa tarafından yapıldı. Ahmed Paşa Bağdat'ı ziyaretinde bir gece kalır ve bölge halkının söylemlerine kulak verir. O da dönüşte bölge halkına türbeyi inşa edeceği vaadinde bulunur.”

2003'te Baas rejiminin devrilmesinden sonra ve Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin kararıyla, İmam Zeynelâbidin'in Türbesi yeniden inşa edildi. Şimdiye kadar da türbe Şii Vakfı tarafından denetlenip, korunuyor

Kakayi inancından olan Nevzad Muhammed Kakayi, “İmam Zeynelâbidin Türbesi, tüm bileşenlerin mülkü olarak kabul edildi. Bir mezhep veya din tarafından tekelleştirilmesine izin verilmemesi gerekiyor” dedi.

zainl3abdinnn

İmam Zeynelabidin Türbesi- Dakuk: Fotoğraf/ KirkukNow

Nevzad Muhammed Kakayi, İmam Zeynelâbidin Türbesi’nin bir türbe olduğunu ancak çoğu kişi tarafından medet umulacak bir mekân haline geldiğini söyledi.

Karzan Nuri, “Türbenin gerçek varlık nedeni insanlara anlatılmıyor ve kültürünü yaymıyorlar. Çoğu insan İmam Zeynelâbidin'in cenazesinin bu yere gömülmesi gerektiğini düşünüyor, bu yüzden insanlar dua etmenin şeyhlerin ve din adamlarının türbelerinde değil, Yüce Allah'ın gücünden olduğunu anlamalı" ifadelerini kullandı.

Şartlar ne olursa olsun Irak’ın farklı kentlerinden binlerce vatandaşın bu ay Muharrem ayı nedeniyle İmam Zeynelâbidin Türbesi’ne akın etmesi bekleniyor.

Haşdi Şabi güçlerine ait bir tugay da, türbe çevresinde koruma görevi üstlendi.

18 Şubat 2025 Salı

PİRİ ALİ BABA SULTAN... SİVAS





Sivas’ta Ali Baba adını taşıyan bir mahalle, bir çeşme (asa suyu), bir mektep , bir cami, Ali Baba’nın dergahı ve türbesi bulunmaktadır.Ali Baba’nın adına düzenlenmiş vakfiyeler belgeler, fermanlar, hüccetler halen mevcuttur. 16.yüz yılın başlarında yaşamış 1574’de Sivas’ta Hakka yürümüştür. Kanuni Sultan Süleyman, Kehlei İkbal Rüstem Paşa 4. Murat, Türk Denizcisi Seydi Ali Reis gibi ileri gelen devlet adamları destek ve saygı göstermistir.
Alevi-Bektaşi erenlerinden,pirlerinden, büyük şahsiyetlerinden olan Ali Baba Horasan’dan Sivas’a gelen Sancaklı evliya’lardandır,Ocak Piri’dir,Ali Baba Sultan evlatları cemler yapmakta Muhammed Ali’nin yolunu sürmektedirler, bu ocak mürşit ocağıdır. Anadolu da Hacı Bektaşi Veli Dergahı’ndan sonra ikinci büyük dergah Sivas’ta Ali Baba Sultan Dergahıdır
.Pir Sultan Abdal, Hubyar Sultan, Koca Kul Himmet, Kul Hüseyin, Eraslanoğlu Ahi Baba gibi er ve evliyalarla Ali Baba dergahının bütünlüğü ve ilişkileri devam etmiştir. Tozanlı’daki Hubyar Sultan ile Alevi inancı içerisinde musahip, yani yol kardeşi olmuştur. Hubyar Sultan 1582 yılında Hakka yürümüştür. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi 582/1 nolu defterin 287-289. Safiye ve 197.sırasında ve VGMA; 2232 Numaralı defterin sayfa 169-173’ de kayıtlı 1-10 Zilhicce ( 23 Ocak-2 Şubat 1547 ) tarihli Rüstem Paşa İbn Abdulmuin Vakfiyes’inde ’’ Rüstem Paşanın hocası olduğu ibaresi yazılıdır…Sivas’ta yurt tutunmuş Takva ve tarikat üzere olan Ali Baba dünya hayatında vakfiyet üzere tasarruf eyleyip bu cihetle isterse tasarruftan kendi lehine, dilerse gelene, gidene,köleye, zavallıya, çaresize sarf edecektir.Takdiri İlahi ile vefat ettiğinde fani dünyadan ayrılıp ve öbür dünyaya gittikten sonra kardeşine ve kardeşinden sonra kamil olan Şeyhin evladına ve evladı evladına…tasarruf ve tevliyet edilmiştir…’’ 25 Numaralı Mühimme Defteri’nin ,264 sayfasının, 2445 Numaralı,Görüntü sıra no: 133 (A.DVN.MHM.d.025) 28 Ca.982 (15 Eylül 1574) tarihli belgede Ali Baba’nın yerine Şeyhlik makamına geçen 12 yaşında olan oğlu Ahi Mehmet (Ali Ferzendi)’in şeyhliği Padişah beratıyla tastik edilmiş. ‘’… Nahiye-i Sivas der Liva-i mezbur zaviyemefharüş-suleha ves-salikin Derviş Ali Baba haliya meşihat-ı zaviye der tasarruf-i Ahi Mehmet veled-i Ali Baba bâ berât-ı hümâyün…’’ kaydı düşülmüştür.
Muharrem 1048 (Mayıs 1638) tarihli Ali Baba İbn’il Merhum Ahi Mehmet Bey Vakfiyesi’nde şöyle yazılıdır. ’’…Sivas şehri içinde medfun olan cennetlik, merhum,evliya ve ariflerin sultanı, ermişlerin ve takva sahiplerinin,şereflilerin en üstünü,keremli,ehemmiyetli,halkın önderi,uluların seçkini Ali Baba...’’ Fermanlarda ’’Kutbül arifin’’ diye bahsedilir.Ali Baba Sultan Kaddese sırruhul aziz evliya ve ariflerin sultanı mertebesinde büyük bir şahsiyettir.
Vakfiyede Ali Baba’nın torunu Akı Mehmed’in oğlu Ali Efendi tarafından kurulan mektebin çocukları eğitmekle ve özellikle Kur’an öğretmek gibi bir fonksiyona vardır. ’’… Tâlim-i sıbyân içün müceddeden bina eylediğim Muallimhâne’de… muallim olan kimesne cem olan sibyâna tâlim-i Kur-an idüb…’’ diye belirtilmiştir. 1779 Tarihli bir belgede ‘’…Medine-i Sivas’da medfun meşayih-i izamdan Ali Baba kaddese sirruhu’l-aziz…’’ İfadesi kullanmıştır.
Belgelerin bir çoğunda tekkenin; ‘’…Ayende ve revendeye İ’tam-ı taam eylemek…’’ (gelip geçen yolcuları yedirip içirmek, misafir etmek, konaklatmak ) gibi yükümlülüğü vardır. 17 Şubat 1840 tarihli berat tecdidinde ‘’…Sivas’ta vâki veled-i diğer Ali Dede Zaviyesi Vakfı…’’ ve. "Ali Dede Vakfı’’ibaresi yazılıdır. Elimizdeki belgelerin bir çoğunda; ‘’Derviş Ali Baba ‘’, ‘’Ali Baba Es- Sivas-i’’, ‘’Ali Baba’yı Atik’’, Büyük Ali Baba Hoca-i Rüstem Paşa’’, ‘’ Veledi diğer Ali Baba’’, ‘’ Küçük Ali Baba’’, ‘’Derviş Ali Dede ‘’, ‘’Ali Baba sultan’’, ‘’Ali Baba Kebiri Horasân-i ‘’ adı ile vesikalara kayıt edilmiştir.
Ali Baba Sultan Zaviyesi Vakfı, batın ve zahir hizmetlerini birlikte sunan bir dergahtır. Eşref-i mahluk – insanoğlunu sevgiyle yaşadıkları toprakları alın teriyle fet etmiştir. Ali Baba Sultan Dergahına Kanuni Sultan Süleyman, Kehle-i ikbal Rüstem Paşa , Küçük Ali Baba, Atik Valide Sultan, 4 Murat, Benderli Ali Ağa, Hasan kızı İsmihan Ana, Mehmet Bey Kızı Küçük Hanım, Kezban Hatun, Rukiye Hatun Safiye Hatun tarafından vakfedilen muhtelif gelirler olmuştur. Dergaha büyük miktarda vakıf desteği vardır. 19 Köy, 8 mezra, 14 değirmen, 16 Tuzla, 6 Kıta çayır, 1 bostan yeri, 2050 kuruş nakit para evler ve araziler. Sivas’ın üçte biri Ali Baba’ya vakfedilmiş .Dergahın giderleri karşılandıktan sonra gelir fazlası vakıf dairesinde ki , Ali Baba Sultan evlatlarına taksim edilmektedir. Ali Baba Sultan’ın vakıf kurarak topluluk oluşturmaya yönelmesi paramparça olan Alevi- Bektaşi - Ahi toplumunun bilinçli ve ileriye yönelik olması içindir. Aynı zamanda bireyin korunması içindir. Sosyal yaşam olması kaçınılmazdır. Vakıf ve dergahlar birliğin sembolüdür. Ali Baba Zaviyesi Evladiyelik vakıftır..
Tahir Aslandaş Dede

 PATİ ABLA TÜRBESİ 

Bulgaristan dulovo(akkadınlar) kasabası

karalar köyü









Pati abla Türbesine, her yıl Bulgaristan'dan ve yurtdışından binlerce vatandaşı bir araya getirmektedir. Kuzeydoğu Bulgaristan'da, Dobruca ile Deliorman arasında'ki sınırda, Dulovo(Akkadınlar) kasabasının yanında yer almaktadır. Silistre bölgesinin en büyük köylerinden biri olan Çernik (Karalar) köyü, sadece genç nüfusundan kaynaklanan dinamik gelişimi ile değil, aynı zamanda Pati Abla nın türbesi ile de ünlüdür.
Pati Abla nın mezarı, 20. yüzyılda yaşamış bir kişinin 1989'dan sonra inşa edilen ilk mezarıdır. Köydeki eski caminin avlusunda yer almaktadır.
Türbe, İslam mimarisinde bir mezar veya türbedir. Heterodoks Müslümanların karakteristik özelliğidir. Özellikle Sufilerin (Müslüman münzeviler, ezoteristler) ve Sufizmin ezoterik bir biçimini temsil eden ortodoks olmayan İslam'da dini bir akımın takipçileri olan Alevilerin (Kızılbaşların) geleneğinin karakteristik özelliğidir.
Pati abla Türbesi 1992-1994 yılarında köy halkının gönüllü emeği ve bağışlarıyla inşa edilmiştir. Çernik (Karalar) köyü ve çevresinde'ki yerleşim yerleri. Pati abla'nın yanı sıra, halk tarafından saygı duyulan diğer iki lider, Haşam Ağa ve İbryam Ağa da türbede gömülüdür. Üç mezar güneybatı-kuzeydoğu ekseni boyunca ve paralel olarak yerleştirilmiştir. Yaklaşık 2.20 metre uzunluğunda ve 1.05 metre genişliğindedirler.
Pati abla'nın mezarı sağ taraftadır. Üç mezar da Türkiye'den getirilen işlemeli kumaşlar ve küçük peluş halılarla kaplıdır.
Bu türbenin inşa edilme nedeni, mucizevi güçlere sahip olan Pati, Haşım ve İbryam'ın (İbrahim) yerel kültüyle doğrudan ilişkilidir.
Aralarında en popüler olanı, aynı zamanda en canlı kişiliğe sahip olan Pati abla idi. Bu nedenle türbe çoğunlukla onun adıyla anılır.
Ama kimdi o? Neyiyle ünlüydü? Neden bölge halkı tarafından saygı görüyordu?
1909 yılında doğdu. Chernik'Te (Karalar) doğdu. Ailesi çok erken ölmüş. Kardeşleri tarafından büyütüldü. Alevilerden (Kzılbaş) biriydi. Kısa boylu, kısa kesimli, yaz kış yalınayak gezen, uzun elbise ya da uzun beyaz gömlek giyen bir kadındı.
Gerçek adı Fadime'ydi. Pati, Deliorman lehçesinde Fadime'nin kısaltmasıdır. Okuma yazma bilmeyen ve konuşamayan bir kadın. Pati hayatı boyunca hiç konuşmamış, sadece "annem" demiş. Bölge halkı onu Tanrı'nın sevgili bir kulu olarak tanıdı. Bir ailede hasta biri olduğunda onu ararlardı. Eğer kişi ölüm döşeğindeyse ve iyileşme umudu yoksa, Pati abla içeri girmez ve ağlamaya başlardı. Eğer hasta kişi iyileşecekse, yatağın yanında durur ve mucize gerçekten gerçekleşirdi.

alıntıdır..teşekkürler



 HIDIR BABA TÜRBESİ 

BULGARİSTAN HARMANLI BOGOMİL KÖYÜ






Hıdır Baba Türbesi, Bogomil köyü, Harmanlı. 400 yıllık bir Türbe bakımsızlıktan yok olmak üzere. Bu gibi Türbeleri bizler korumamız gerek bizim bu vurdum duymazlığımızdan böyle oluyor bazen de gerçek Türbelerimiz varken Temsili Türbeler toprak alıp inşa edip yakın diye rabet gördüğünden ve de Bulgaristanda ki Din işleri (Müftülük) te böyle bizlere Yardımcı olmuyor Bulgaristanda ki Alevilerin üzerinden Vergilerinden Maaş almalarına ramen bizlerin sorunlarını hiç sormuyorlar Müşkül durumlarımızda da yardım etmiyorlar ve bu gibi yerler Külkür yerleri Osmanlı zamanından olduklarına da sanırım Restore izni verilmiyor ne yazıkki

---------------------------------------------------------------------------------------
ALINTIDIR
SAYIN ADEM KULA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM



KAZIM BAKALİ BABA ERENLER   KOSOVA


 Kazım Bakali Baba (3 Ocak 1880 / 25 Şubat 1981)









Balkanlar'daki son dönem en önemli Bektaşi önderlerinden, birçok dil bilen, kitaplar yazıp, kitaplar çeviren, dirayetli bir şekilde yolun değerlerinden ödün vermeden tüm ömrünü mücadeleyle geçiren Kazım Bakali Baba Erenlerimizi Hakk'a nail oluş yıl dönümünde büyük bir sevgi, saygı ve muhabbetle anıyoruz.
Makedonya Harabati Baba Tekkesi'nde uzun yıllar hizmet yürüttükten sonra, tekkeye yapılan baskılar sonucunda tekkenin işgal edilmesiyle köy köy Bektaşiliği anlatıp, yaşatan, nice nice meydanlar açan, sonrasında ise Kosovo'daki Jakova Bektaşi Tekkesi'nde hizmet yürütüp, yine burada Hakk'a yürüyen, kabri de orada bulunan Kazım Bakali Baba Sultan'ın ruhu şad olsun, yeri gönüller olsun, nurlarda yatsın...
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...
Ayhan Aydın
15 Şubat 2023
2016’da ve Farklı Tarihlerde Mekadonya’ya Yaptığım Gezilerden Kazım Bakali Baba ile İlgili Derlediğim Bazı Bilgiler…
Abdülmüttalip Bekiri Derviş’ten Aldığım bazı bilgiler:
Kazım Bakali: Harabati Baba Dergâhı’nın son dönem en önemli babası. 1879’de doğmuş, 15 Şubat 1981’de Hakk’a yürümüş.
1946 yılına kadar Harabati Baba Dergâhı postnişiymiş. 1946’dan sonra Kosova’daki Jakova Bektaşi Dergâhı’nın postnişini olarak hizmet yürütmüş. Kabri Kosova’da Jakova Bektaşi Dergâhı’ndadır.
Tahir Baba 21/22 Mart 1994’de üç günlük nevruz kutlamaları için izin aldık. O Makedonya Bektaşiler Birliği Genel Sekreteri idi. Merhum Caferi Tayyar Gaşi Baba Kazım Baba’dan icazetli bir büyük insandı ve o bizim mürşidimizdi.
Bizler bir araya geldik. Onun yanına gittik. Hakim olan oğlu Ali Haydar Gaşi vardı. Tayyar Baba hastaydı. Meydanda toplanıp ant içtik. Kırk kişilik bir listeyle Tayyar Baba’ya yalvardık, Tahir Baba’nın baba olması için. 1994 muharrem ayında kendi sağlığında Tayyar Baba, Tahir Emini’ye babalık verip kendi postuna oturttu. Hacı Bektaş Veli senin yardımcın olsun, dedi. Tahir Baba’yla bizler aslında aynı zamanda derviş olduk. Ama o ihtiyaçtan, buraya en layık olduğu için baba oldu. Kendisi Arnavutça’yı ana dili olduğu için bilirdi. Ayrıca Fransızca, Türkçe, Makedonca ve Sırpça da bilirdi. Derviş İbrahim Bakıri Tahir Baba’nın rehberidir. Baba’ya çok hizmet etti.
1950/1955’lerde Kazım Bakali Baba’nın talipleri Türkiye’ye İzmir Buca’ya göç etmişler. Onlar 1994’de muharremde buraya geldiler. Türkiye’den buraya gelip bizimle temasa geçenler oldu. Bizler onlarla görüştük. Burada 20/25 Ağustosta Tomar Dağı’nda, Arnavutluk’ta çok büyük etkinlikler yapılıyor. Binlerce insan oraya geliyor. Tahir Emini Baba dergah için çok büyük mücadeleler verdi. Tahir Baba işgal için çok üzülüyordu. Çok sigara içiyordu. Burada bizlere canlar yardımcı oluyorlar. Kışlık odunlarımızı muhibban getiriyor. Baba bu sene (vefat ettiği sene) çok zayıflamıştı. Tiran’a gitti. Kendisi hastaydı. Birden fenalaştığını gördük. İlk yardımı orada yaptık. Sedyeye bindirdik hastaneye götürdük. Ödünde taş varmış. Bir gece hastanede kaldı. Biraz daha iyi oldu. Konuştu o gece. Sonra tekrar hastalandı. Üsküp’e gittik. Sancıları vardı. Aurt damarı yırtılmış, 2-3 litre kan kaybetmiş. Klinikte yüzde doksan ölmüş zaten. 17 Şubat Cuma günü 8.45’de ruhunu teslim etti. Cumartesi günü defnedildi. Arnavutluk’tan cenazeye 7/8 baba geldi. Baba Mondi, Şaban Baba, Cemal Baba, Faik Baba, İsmail Baba, Sadık Baba, Besnik Baba; Kırçova’dan Murteza Baba, Musa Ali Derviş; Kanatlardan Cafer Baba ve Dervişler ve canlar cenazeye katıldılar.
Çağını Aşan Biri Önemli İsim; Kazım Bakali Baba var.
O Tayyar Gaşi’ye halifelik vermiş, dediniz.
Peki, Kazım Bakali, bu icazet nameyi vermeye yetkili miydi?
Yetkiliydi. Arnavutluk’ta Envar Hoca olduğu için Bektaşilik yasaktı, tekkeler kapalıydı. Dedebabalık kurumu işlemiyordu. Kazım Bakali bu konularda görevlendirilmişti. Kendisinin yetkisi vardı. Kendisi mücerret, en yetkin halifebaba’ydı. Bizim bu bölgede son zamanlardaki en bilgili baba olarak bilinir.
Kazım Bakali bir ilim insanıydı. 5 dili çok iyi bilirdi. Hem okur, hem yazar, hem konuşurdu. O çok üstün bir insandı. Kendisini en çok geliştirmiş bir babaydı. Kazım Bakali aslında tam bir öğretmendi. O aslında öğretmenden de öte bir şeymiş. Çünkü biliyorsunuz Türkiye’de de tanınan Salih Niyazi Dedebaba zamanında dervişlere ders veren bir büyük insanmış. Yani 1939’de dervişlerin hocalığını yapıyormuş Kazım Bakali. Kosova’da, Elbesan’da, birçok yerde öğretmenlik yapmıştır.
Kazım Bakali’nin halifeliği Cafer Sadık Dedebaba’dandır.
Kazım Bakali Tayyar Gaşi’nin dışında Türkiye’den de iki kişiye “halifelik” icazeti vermiştir. Bunlardan birisi İzmir’de yaşayan Cafer Baba bir diğeri de Aydın Tire’de Hasan Baba’dır, ilk halifeliği ona vermiştir. (Şimdi rahmetli oldu. Hakkı Saygı Baba’yla burayı yani Horasanlı Ali Baba Dergahı’nı, 2002’de ziyaret etmiştik. “Postnişini Horasanlı Ali Baba Dergahı”. Naciye Anabacı Sultan ise aksi gibi o gün orada değildi. Sonrasında o da Hakk’a yürüdü. Oğlu Sırrı varmış, o da nasipliymiş. A. Aydın.)
(Kâzım Bakali Sipaho Baba ise, Salih Niyâzi Baba'dan nasipli mücerred babadır. Dervişlik nasibini Şemimi Baba Dergâhı Postnişini Mehmet Baba vermiş olup, babalık icâzetini 1932 yılında Hacı Adem Vechi Baba vermiştir. Önce Kalkandelen Dergâhı postnişini iken, dergâhın kapanması üzerine Yakova'ya geçmiştir. Halifelik icâzetini Cafer-i Sadık Baba'dan almıştır. Kâzım Bakalî Sipaho Baba: Kâzım Baba, Yakova doğumlu mücerret babalardandır. Üsküp Dar’ül-Muallim Mektebi mezunudur. Babası yörede tanınmış bir Bektâşî olan Derviş Selim Cemâli’dir. Sûlben fakîyr kulunuzun akrabalarındandır. Arnavutluk’un son kralı Zogo’nun, Savunma Bakanı Bayram Çuriye’nin özel sekreterliğini yapmıştır. Kroya (Akçahisar), Elbasan, Velican ve Timor Bektâşî dergâhlarında hizmet etmiştir. 1921 yılında Babalık icâzeti almıştır. 2’inci Dünya Savaşı sırasında, Tetova / Harâbâtî Baba Dergâhı’nda postnişin iken Recep Paşa’nın torunlarınca taciz edilmiş ve 1941 yılında Yakova Dergâhı’na muhacir olarak taşınmıştır. (Rahmetli Şevki Koca’nın notlarından) Şevki Koca, Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları, Cem Vakfı Yayınları: 12, Editör: Ayhan Aydın, İstanbul, 2005))
Nebi Bekiri (76)
Köyde en bilgili Bektaşi olarak bilinen aynı zamanda 40 yıllık muhip Nebi Bekiri (76) ile görüntülü bir söyleşi gerçekleştiriyorum, inekleriyle baş başa olan gül yüzlü canımla. Mürşidi Kamil olarak isimlendirdiği Kazım Bakali Baba’nın muhibi (Talip) olan Nebi Bekiri bilgilerini bana aktarıyor. (Söyleşiyi canlar YouTube kanalından izleyebilirler.)
Mürşidi Kamil Kazım Bakali’den sonra müteyyillere (evli baba) düştük. Baba bulunur ama mürşit bulunmaz. Elbette müteyyil de iyidir ama mücerret (evlenmeyip yola ölümüne kadar hizmet eden) bambaşkadır. Kazım Bakali Baba vatan, millet için çalışmıştır. O vatan için, yol için, din için işleyen (çalışan) bir mürşittir. Ben kırk yıl önce, açık olan Kosova Jakova (Yakova) Bektaşi Tekkesi’nde yola girdim, nasip aldım. Oraya giderdik, ayn-i cemler olurdu, muhabbetler olurdu, sohbetler olurdu. Nevruzu yapardık, matemi yapardık, yolu sürerdik.
Kamil Kazım Bakali Hakk’a yürüyünce bu sefer Tayyar Gaşi’ye tabi olduk. Sonra ise O Hakk’a yürüyünce Tahir Emini Baba’ya tabi olduk. Yolu sürdük. Buraya 25. Km. olan Kalkandelen (Tetova) Harabati Baba Tekkesi’ne gittik. Ondan sonra da yine hep aynı devam eder, yolumuzu süreriz. Dergâha gideriz.
Nebi Bekiri konuşmasında ayrıca şunlar anlatıyor: Nevruz’da toplanırız, yaparız bir muhabbet. Ali’nin doğumu, o gün toplanırız, kurbanları tığlarız, yaparız bir muhabbet. Temizlik yapılır, türbeler ziyaret edilir, meydanlar açılır, çerağlar yakılır, varsa ayn-i cemler yapılır. Matemde de orucumuzu tutarız, matem yaparız.
Burada Gostivar’da Fatoş (Fatuş) Baba Türbesi var, Aslan Baba Türbesi var. Vurtok Köyü’nde Cafer Baba vardır. Tetova’da dağda Koyun Baba türbeleri vardır. Bizler oraya gidince çerağ yakarız, niyaz ederiz.
Nebi Bekiri bana Türkçe bir nefes söylüyor.
Ben de onu zorluyorum, burada semah da varmış, be sultanım diyorum. Bi çoşta, bir aşkta bu oluyormuş, diyor. Çerağlar gibi aşk ile yanınca başlarlarmış semaha diyor Nebi Bekiri… Demekle kalmıyor, çok kısa olsa da bunu gösteriyor. Evet, evet… Uzun araştırmalarda neler neler çıkacak buralardan. Semah varmış burada…
Yüzsüz bir insan değilim ama ne yaparsın çoğu zaman isteyeceğimi – istemem gerekeni isteyemem ama taze sağılmış sütü görünce dayanabilir miyim, hemen yüzüm tutup süt istiyorum. Akşam tekke hep birlikte içmek için alıyorum.
Şah-ı Merdan Bekiri ise; Yunus Emre’nin bir nefesini söyledi. Kendisi de bu yolun tasavvuf yolu olduğunu, gizli sırlar barındırdığını söyleyerek bir derviş gibi mütevazı haliyle Bektaşiliği bu topraklarda yaşatan bir can insan olarak karşıma çıkıyor. Elli yaşındaki Bekiri, Yola 25. 04. 1987’de, Tayyar Gaşi’ye muhip olmuş “El Almış”. Bekiri, Baba Kazım Bakali’nin “burası bence Küçük Bir Horasan’dır”, dediğini söyleyen Şah-ı Merdan Bekiri, atalarından aldıkları inancı yaşatmaya çalıştıklarını söylüyor.
Fotoğraflar: Ayhan Aydın.
Kuzey Makedonya, Kosova
SAYIN AYHAN AYDIN HOCAMIZA TEŞEKKÜRÜ BORÇ BİLİRİM
SAYIN AYHAN AYDIN BEYE SONSUZ TEŞEKKÜRLER..ALINTIDIR

14 Ağustos 2024 Çarşamba

 Otman Baba




780 (1378-79) yılında doğdu. Hayatı hakkındaki bilgiler, halifelerinden Küçük Abdal’ın onun ölümünden beş yıl sonra kaleme aldığı Vilâyetnâme-i Otman Baba adlı esere dayanmaktadır. Birbirine benzeyen keramet hikâyelerini tekrar eden menâkıbnâmelerin dışında dönemin dinî-sosyal hayatına ışık tutan önemli bir kaynak olarak tanımlanan eseri (İnalcık, s. 129) yazma görevini kendisine bizzat Otman Baba’nın verdiğini söyleyen Küçük Abdal onun Anadolu’ya Timur ile birlikte geldiğini, halk arasında Otman Baba diye tanındığını, erenlerin ise ona Hüsam Şah dediklerini, Oğuz dili konuştuğunu, cüssesinin heybetli, nazarının himmetli olduğunu, sırrına kimsenin vâkıf olamayacağını söylediğini belirtir. Ağrı dağı eteklerinde, Bursa, İznik, Germiyan ve Saruhan yöresinde dolaştığını, Fâtih Sultan Mehmed ile şehzadeliği sırasında Manisa’da görüştüğünü anlatır.
Otman Baba, daha sonra Küçük Abdal’ın “abdalân-ı Rûm” diye tanımladığı yüzlerce dervişiyle birlikte İstanbul’a gelmiş, Göztepe’de ve Terkos civarında bir süre ikamet ettikten sonra uzun yıllar faaliyet göstereceği Balkanlar’a geçmiş, burada muhtelif şehir, köy ve kasabaları dolaşmış, sıkıntılarını gidermede halka yardım etmiş, zorda olan çiftçilere destek olmuş, abdalları için kurban toplamıştır. Babaeski, Aydos, Dobruca, Tırnova, Zağra, Filibe, Edirne, Vize, Siroz, Belgrad, Semendire, Ağaç denizi, Balkan dağı gezdiği yerler arasında zikredilebilir. Yaz aylarında Ahmed Baba (Vize), Mü’min Derviş (Zağra), Bayezid Baba (Vardar), Mecnun Derviş (Serez) ve Nasuh Baba (Karasu Yenicesi) gibi dönemin ünlü Kalenderî zâviyelerini dolaşmış, kışları Varna ve Edirne’deki zâviyesinde geçirmiştir. Eserde, onun bölgenin efsanevî kahramanı Sarı Saltuk’a atıfta bulunduğu ve Balkanlar’da iman çerağını yakan Sarı Saltuk’un aslında kendisi olduğunu vurguladığı görülür. Otman Baba, Balkanlar’da yörükler ve bilhassa Tanrıdağı yörükleri arasında faaliyet göstermiştir. Kendisinin de yörük olmasının faaliyet sahasını belirlemede etkili olduğu söylenebilir. Halil İnalcık’a göre bunun temelinde merkezî yönetim tarafından dışlanmış olan bu zümrelere mensup oluşu yatmaktadır. Esasen onun abdallarının çoğu Doğu Balkan dağları veya Dobruca yörüklerinden fakir çobanlardır. Otman Baba’nın şehirde yaşayanları “koca karınlı” diye eleştirmesi, sürekli dağlarda dolaşması kendisini ve mensup olduğu çevreyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Abdallarıyla birlikte Balkanlar’daki fetih hareketlerine katılıp gazilerle birlikte savaşan Otman Baba onlarla yakın dostluk kurmuş, devlet adamlarının ihsanlarını kesinlikle kabul etmemiştir. Onun yakınlık kurduğu akıncı gazilerin başında Mihaloğlu Ali Bey gelir. Vilâyetnâme’de Ali Bey’in Otman Baba’ya karşı çok hürmetkâr olduğundan bahsedilir.
Vilâyetnâme’de en çok vurgu yapılan hususlardan biri Otman Baba’nın Fâtih Sultan Mehmed’le ilişkisidir. Şehzadeliği döneminden itibaren Fâtih üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışan Otman Baba rivayete göre daha şehzade iken rüyasına girerek kendini tanıtmış ve ona Rum diyarına kendisini padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. Küçük Abdal’ın ifadelerinden, Otman Baba’nın, Fâtih’i sultan olarak tanımakla birlikte kendisinin kâinatı yöneten kutup olduğunu ve tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğini vurgulamaya çalıştığı hissedilir. Nitekim kendini Fâtih’in yaptığı işlerden sorumlu görmüş, aralarındaki ilişkiye daha çok bu anlayış damgasını vurmuştur. Meselâ Vilâyetnâme’ye göre Fâtih, Belgrad seferine çıkmayı planladığında ona sefere çıkmamasını tavsiye etmiş, çıktığı takdirde başarısız olacağını söylemiş, Fâtih bu tavsiyeyi sert bir tepkiyle karşılamışsa da sefer başarısızlıkla sonuçlanınca onun üstünlüğünü tanımak zorunda kalmış, bu dönemden itibaren Otman Baba’ya karşı son derece hürmetkâr, lutufkâr ve itaatkâr davranmaya başlamıştır. Eserde, başta Mahmud Paşa olmak üzere Fâtih’in yanındaki devlet adamlarının da Otman Baba’nın “sırr-ı velâyet” olduğunu bildikleri vurgulanır.
Otman Baba’nın Fâtih Sultan Mehmed’e ve devrin diğer adamlarına karşı tutumunda sahip olduğu kutbiyyet telakkisinin büyük payı vardır. Vilâyetnâme’de Yıldırım Bayezid devrinde Şücâüddin Dede’nin kutbiyyet makamında bulunduğu, daha sonra kutbiyyetin Otman Baba’ya geçtiği ifade edilmektedir. Küçük Abdal tam anlamıyla vahdet-i vücûd neşvesi içinde olan Otman Baba’yı “kutbü’l-aktâb, kutbü’l-âlem, kutbü’z-zamân, kân-ı velâyet, server-i şâh-ı cihân, kutb-i velâyet-i sırr-ı eşyâ, âlim-i nûr-ı hikmet, sâhib-i kudret, nokta-i hakîkat, şâh-ı merdân, şâh-ı Kerbelâ” gibi unvanlarla anar. Bu unvanlarda Ehl-i beyt vurgusu açıkça görülmektedir.
Vilâyetnâme’den, Hz. Peygamber’le birlikte nübüvvet devrinin sona erip Hz. Ali ile velâyet devrinin başladığını söyleyen, velîleri divane ve meşrû (şeriata riayetkâr) diye ikiye ayıran, divaneleri diğerlerinden üstün sayan Otman Baba’nın bu tür gayr-i Sünnî görüşleri sebebiyle medrese çevrelerince Fâtih Sultan Mehmed’e şikâyet edildiği, hatta mahkemede sorgulandığı, fakat onun ölünceye kadar fikirlerini savunmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Otman Baba, medrese mensuplarının yanı sıra dönemindeki bazı tarikat şeyhleriyle de anlaşamamıştır. Bunda onları dünya malı biriktirmek, şan ve şöhret peşinde koşmak, iktidara yakın çevrelerle iş birliği yapmak, halka yalan yanlış mârifet satmak, kurdukları vakıfları evlâdiyelik hale dönüştürmekle suçlamasının büyük payı olmalıdır. Otman Baba’nın Bektaşî ileri gelenleriyle ilişkilerinin de pek iyi olmadığı görülmektedir. Meselâ Vardar Yenicesi’nde bir sohbet sırasında Bayezid Baba’yı azarlamış, onun Rumeli’deki bütün Hacı Bektâş-ı Velî dervişlerini davet ettiği bir toplantıya katılmamış ve koyun postuna bürünüp “insilâh” halini tercih etmiştir. Aynı şekilde ziyaretine gelen Bektaşî şeyhi Mahmud Çelebi’yi de azarlamış, bu zat yakınlardaki bir Edhemî tekkesine saklanarak kendisini kurtarabilmiştir. Küçük Abdal onun abdallarına çok düşkün olduğunu, bütün hevesleri terkedip Hak aşkı ile dolan ve âlemdeki her şeyi Hak’tan bilenleri gerçek abdal kabul ettiğini söyler. Otman Baba’nın köprü yaptırdığı, abdallarından ıssız alanlara çeşmeler kurup sular akıtmalarını istediği ve Balkanlar’ı yerleşim yeri haline getirmeye çalıştığı kaydedilmektedir.
Eserde ayrıca Otman Baba’nın pek çok kerametinden bahsedilmektedir. Meselâ Azerbaycan taraflarından İstanbul’a bir buluta binip geldiği, yıldırımı kendisine kamçı yaptığı, tabiata hükmetme gücüne sahip olduğu, fırtına çıkarıp yağmur yağdırdığı anlatılmaktadır. Bütün bunlar muhtemelen Otman Baba’nın zamanın kutbu ve yegâne hâkimi olduğunu vurgulamak amacıyla üretilmiştir. Vilâyetnâme’de anlatılan bazı olayların şamanist motifler içerdiği görülmektedir. Onun ve abdallarının gittikleri her yerde buldukları kuru ağaçları ortaya yığıp çok büyük ateşler yakarak etrafında semâ etmeleri, kendisinin Fâtih Sultan Mehmed’in hastalığını iyileştirmek için büyük bir ateş yakıp başında dua etmesi, Rumeli köylerinde halkı ejderhadan kurtarması gibi olaylar bunlar arasında zikredilebilir.
Küçük Abdal, Otman Baba’nın 8 Receb 883’te (5 Ekim 1478) vefat ettiğini, ölmeden önce abdallarını yanına toplayıp kendilerine yetmiş iki buçuk milleti yekdiğerinden ayırt etmemeleri gerektiğini hatırlattığını, ölümden korkmadığını, kendisinin bir atı olduğunu ve bu ata binerek göğe çıkacağını, arkasından ağlamamalarını, zira artık üşümeyeceğini, yorulmayacağını, acıkmayacağını, yerden göğe gideceğini, zaten aslının da orada olduğunu söylediğini kaydeder. Küçük Abdal, Otman Baba’nın cenazesine içlerinde dânişmendlerin de bulunduğu 2000 kişinin katıldığını söyler. Varna’daki zâviyesinde bulunan türbesi 1506 yılında yapılmıştır.
Osmanlı Kalenderîlik tarihinde önemli bir yere sahip olan Otman Baba, Balkanlar’da XV. yüzyıl Kalenderîliğine damgasını vurmuş (Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, s. 101), etkisi sonraki dönemlerde devam etmiştir. XVI. yüzyılda Kalenderî-Bektaşî-Hurûfî bağlamında şiirler söyleyen Muhyiddin Abdal onu “ululardan ulu, yedi iklim dört köşeye, arşa kürse tolu” bir şahsiyet olarak tanıtır. Otman Baba’nın halifesi Akyazılı Sultan’dan sonra kutbiyyet makamına geçtiğine inanılan Demir Baba’nın abdalları Otman Baba’ya saygı duymuşlar, sık sık türbesini ziyaret etmişler ve bu ziyaretin en büyük kerem olduğunu ifade etmişlerdir (Demir Baba Vilâyetnamesi, s. 110). II. Bayezid’e Arnavutluk’ta yapılan suikast girişiminden (1492) Otman Baba dervişleri sorumlu tutulmuştur (Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler, s. 101-102). Anadolu ve Balkanlar’da pek çok köye onun adına nisbetle Hüsam Dede ismi verilmiştir.
BİBLİYOGRAFYA
Küçük Abdal, Vilâyetnâme-i Otman Baba, Ankara Cebeci Halk Ktp., nr. 495; Millî Ktp., Mikrofilm Arşivi, nr. A. 4985.
Demir Baba Vilâyetnamesi (haz. Bedri Noyan), İstanbul 1976, s. 81, 110, 119, 147, 162.
Yemînî, Fazîletnâme (haz. Yusuf Tepeli), Ankara 2002, I.
Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik (İstanbul 1953), İstanbul 1983, s. 207.
Ahmet Yaşar Ocak, Bektaşî Menâkıbnâmelerinde İslâm Öncesi İnanç Motifleri, İstanbul 1983, tür.yer.
a.mlf., Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara 1992, s. 99-102.
Halil İnalcık, The Middle East and the Balkans under the Ottoman Empire, Essays on Economy and Society, Bloomington 1993, s. 19-36 (aynı yazı için bk. a.mlf., Doğu Batı Makaleleri I, Ankara 2005, s. 129-150).
Ahmet T. Karamustafa, God’s Unruly Friends: Dervish Groups in the Islamic Later Middle Period, 1200-1500, Salt Lake City 1994, s. 239-248.
Halime Doğru, XIII.-XIX. Yüzyıllar Arasında Rumeli’de Sağ Kolun Siyasî, Sosyal, Ekonomik Görüntüsü ve Kozluca Kazası, Eskişehir 2000, s. 79-80.
Yusuf Ziya Yörükân, Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri: Şamanizm (haz. Turhan Yörükân), Ankara 2005, s. 107.
Hasan Fehmi [Turgal], “Otman Baba Velâyetnâmesi”, TY, V/27 (1927), s. 239-244.
Nejat Birdoğan, “Otman Baba ve Velâyetnâmesi”, Folklor / Edebiyat, sy. 16, Ankara 1998, s. 22-32.
Bayram Durbilmez, “Muhyiddin Abdal’a Göre Hacı Bektaş ve Otman Baba”, a.e., sy. 18 (1999), s. 133-140.
Şevki Koca, “Od’man Baba Velâyetnâmesi (Vilâyetnâme-i Şâhî) ve Gökçek Abdal Hakkında Bir Didaktik Kodeks”, a.e., sy. 29 (2001), s. 263-272.
N. Gramatikova, “Otman Baba: One of the Spiritual Patrons of Islamic Heterodoxy in Bulgarian Lands”, EB, sy. 3 (2002), s. 71-102.
Kemal Üçüncü, “Sözlü Kültür / Tarih Bağlamında Edebî Bir Metin Olarak Otman Baba Vilâyetnâmesi”, Bilig, sy. 28, Ankara 2004, s. 1-29
(Alıntı dır)